1 Ağustos 1920 Pazar

Bolşevik birlikleri ile 500 kişilik Türk birliği Nahcivan'da birleşti. Bu durum, birbirleriyle bağlantı kurmak için çabalayan iki taraf arasında sevinç yarattı. Türk birlikleri Enternasyonal marşı ile karşılandı. Türk askerleri de "Aç bağrını biz geldik" marşını söylediler. Bunun ne marşı olduğunu soran Ruslara, müfreze komutanı Veysel Bey "Türk İnkılap Marşı" karşılığını verdi. Türk subayları, Kızılordu'ya benzemek için rütbelerini söktüler ve kalpaklarına kırmızı bezden birer ayyıldız diktiler. Birkaç gün sonra Bolşevik subay işaretleri bütün cephede kullanılmaya başlanacak, müfrezeye de "İnkılap Türkiyesi Şark Cephesi Kızıl Müfrezesi" adı verilecektir. Kızılordu birlikleri Nahcivan'a 28 Temmuz'da gelerek Ermenileri buradan çıkarmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)

Karabekir'in gönderdiği Yeşilordu Müfrezesi Ankara'ya geldi ve coşkun sevgi gösterileriyle karşılandı. Mustafa Kemal'in Batı Anadolu'daki isyanların bastırılmasında kullanmak için kuvvet istemesi üzerine, Ebülhindili Cafer yönetiminde 36 kişilik bir müfreze, Yeşilordu'nun ilk müfrezesi gibi tanıtılması talimatıyla 14 Mayıs'ta Erzurum'dan yola çıkarılmıştı. Müfreze, Yenihan, Yozgat, Zile yöresindeki ayaklanmaların bastırılmasında da hizmet ettikten sonra Ankara'ya ulaşmış bulunuyor. Anadolu'yu kurtaracağı umulan Yeşilordu'nun adı bütün Türkiye' de bir efsane gibi dolaşıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Çerkez Ethem kuvvetleriyle Yunanlılar arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Çerkez Ethem, Yunan kuvvetlerini yenerek Demirci'ye girdi. Demirci, 21 Temmuz'da işgal altına alınmıştı. 4'te Yeniden işgal altına alınacak. Takviye alan Yunan tümeni Gördes'e geldi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Ankara Hükümeti, Adana Vali Vekilliği'ne Meclis üyelerinden İsmail Safa Bey'i tayin etti. Şu anda işgal altındaki Adana topraklan mektupçu, defterdar gibi kişiler tarafından yönetiliyor. İsmail Safa Bey ise Pozantı'da görev yapacak. Askeri harekat bölgesi olduğundan 8 Eylül'de buraya atanacak olan Nuri Bey (Conker), vali ve tümen komutanı olarak 26 Eylül'de göreve başlayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Çıkarılan af üzerine Yozgat isyanı elebaşılarından Çapanoğlu Halit Bey teslim oldu. 7 Ağustos'ta Çerkes Deli Ömer, 11'de de Çapanoğlu Edip Bey teslim olacak. Celal Bey ise ıo Temmuz'da yakalanmıştı. Halit Bey,13.6.1921'de idam edilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Hindistan'da Hindu ve Müslüman bütün halk, Türkiye'yi desteklemek için pasif direnişe geçti. Gandi, daha önce İngilizlerin verdiği iki madalyayı iade etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


8. Robeck'ten Curzon'a: İstanbul'un durumu karışık. Güvenebileceğimiz tek başbakan Damat Ferit, yerinde kalabilirse bize çok faydalı olabilir. Anlaşmanın imzalanmasından sonra halkın gözünde o kadar aşağılık bir duruma düşecek ki o zaman onu orada tutmanın bir faydası yoktur.


G. Bucpanon'dan Curzon'a: "Kıbrıs'ı İtalyanların izniyle Yunanlılara verebiliriz".


Curzon'un cevabı: 3 "Bu, gerçekleşecektir! "


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Akşam: Yeni devlet: Muhakkak olan bir şey varsa o da, gençliğe, azim ve iradeye, cesarete, ilme, asrın yeni cereyanlarına lüzum gösteren bir ihtisas ve selahiyet devrinde bulunduğumuzdur. Kuvvetli bir iman ve içtihat, metin bir siyaset ilmi, şaşmayan bir ihtisas, itiraz kabul etmez bir ehliyet, bu bedbaht memlekete yeniden hayat verebilir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 153)


Berthe Georges Gaulis ‘Türk Milliyetçiliği’ kitabında anlatıyor:


1920 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Bakü’da toplanan ikinci kongrede Lenin, Doğu için, en acil ihtiyaçları karşılayacak, ustaca hazırlanmış yeni bir formül getirmişti. Söz konusu olan komünizm değildi. Zira Kafkasya’nın Müslüman halkı Sovyetler’in doktrinine şiddetle karşı koymuştu. Bunlar, Mustafa Kemal kuvvetlerince kendilerine yapılan baskı karşısında susmuşlar ve milliyetçilikten bahsetmez olmuşlardı. Bu, Ruslara verilmiş büyük bir taviz, meşhur prensiplerden yapılmış bir fedakarlıktı. Ama durum bunu gerektiriyordu.


Batı’da oyun kaybedilmişti ve Ruslar da bunun farkındaydılar. İngiliz boyunduruğundan kurtulmak için harcanan çabalar dolayısıyla artık gözleri Doğu’ya çevrilmişti. Asya’ya dağılmış siyasi şahsiyetler aralarındaki çekişmeleri unutarak şimdi tek duygu etrafında birleşmişlerdi: İngiltere’ye karşı kin.


Mısır’dan Hindistan’a, İstanbul’dan Bombay’a, aşağı Fırat’tan İran’a kadar yayılmakta olan parola şuydu: Her çeşit özgürlüğün düşmanı İngiltere’ye ölüm! Bu düşman tarafından insafsızca cezalandırılan Türkler, bütün İslam dünyasının umut kynağı olmuştu. İran’dan, Hindistan’dan ve Çin’den Anadolu’ya gelen kervanları idare edenlerin hepsi Türk'tü. Yolda bütün haberleri yayıyorlardı. Böylece, İstanbul’dan haberler ta Kuzey Asya’ya kadar ulaşıyor ve onlara bir kamuoyu oluşturuyordu. 13.yydaki Türk Moğol ilişkileri yeniden canlanmıştı. Bunların merkezleri, dünyanın bu en eski yolu boyunca sıralanan eski kervansaraylar, hanlardı. Cengiz Han’ın eseri yeniden canlanmıştı. Bu defa bu yeni akıma bir Müslüman mezhebi veya tarikatı sahip çıkmıyor, Kipling’in dediği gibi, yepyeni sosyal bir kuvvet doğuyordu.


İngiltere’nin ayağa kaldırdığı bu Müslüman milliyetçiliği dayanak noktasını, Türk askeri gücünde bulmaktaydı. Onları Türk subayları yönetiyordu. Selanik’ten Kaşgar’a kadar, hatta daha uzağa, Hristiyanlığı kabul etmiş fakat Türkçe konuşan bir kabile olan Kıpçakların yaşadığı Ural'dan İskenderun’a, Orta Asya’da Çin’den Akdeniz’e kadar, Türk lehçeleri konuşan 50 milyon insan aralarında pek güzel anlaşıyorlar ve aynı ırktan geldiklerine inanıyorlardı. Bugün, İslam dünyasını idare eden hanedanların onda dokuzu, Türk dili konuşan, bu Türk Moğol ırkından çıkmıştır. Bunlar için İngiltere, her yere düşmandır.


Kafkasya’da İngiliz politikası çökerken, Dağıstan’da Sovyetler başarı kazandılar. Panislamizm akınının beşiği olan Afganistan’da, bu akımın öncüsü Şeyh Cemaleddini Efgani idi. Bu akım Hindistan’a da sıçramıştı. Irak’ta ise, Türk subayları İngilizlerle çok sert bir biçimde çarpışıyorlardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Sırasında Türk Milliyetçiliği / Berthe Georges Gaulis / Syf 109)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG