1 Ağustos 1921

Mustafa Kemal, ordunun Eskişehir doğusuna çekildiğini bir bildiri ile açıkladı; ordunun, zamanı gelince düşmana karşı kesin savaş vereceğini bildirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan ordusunu imha etmenin garantisi olarak ülkenin genişliğini ve milletin fedakarlığını gösterdi. Mustafa Kemal, milleti meydana getiren bütün unsurların olağanüstü bir biçimde faaliyete geçirilmesini, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin tarihsel görevini yerine getirmede pek büyük çabalar harcamasını, cephedeki subay ve erlerin, şehitlerin eşlerine iyi bakılmasını, silah altına çağrılanlardan bakaya kalanların derhal toplanmasını, her türlü kötü yayının önlenerek halkın aydınlatılmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karabekir'e verdiği cevapta Mustafa Kemal, Meclis'te Birinci Grup'u niçin kurduğunu anlattı. Düzensizlik ve anarşi bulunduğunu, bir iş görülemediğini, tek çıkar yolun kendisinin de içinde bulunduğu bu grubu kurmak olduğunu belirterek Meclis'in yürütme yetkisini de taşıdığını anlattı; Karabekir'in bu konudaki itirazına karşılık, bir partiye mensup olmasının doğal olduğunu ekledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi Komutanlığı'na İstihbarat Müdürü Hasan Fehmi imzasıyla bildirilen raporda, Yunan ordusuyla birlikte savaşı izleyen İzmir İtalyan Askeri Temsilcisi'nin raporu anlatıldı. Buna göre, İtalyan gözlemci, durumun Türkler için uygun olduğu görüşünde. Haberalma raporuna göre Yunanlılar, son ere kadar cepheye gönderip güvenliği Kıbrıs'tan getirdikleri deniz birliğine bıraktılar; bazı Rumlar, Yunanistan'a gönderdikleri bildiride, Anadolu seferini canice bir hareket olarak niteliyorlar. Batı Cephesi, raporu 4'te grup kumandanlıklarına tebliğ edecektir. İngiliz Yüksek Komiseri Rumbold'un Curzon'a raporu: Rattigan, Yunanistan lstanbul'u işgal ederse bunun İngiltere'ye sağlayacağı yararlan tekrarlayıp duran Yunan Yüksek Komiseri'ni, böyle bir işgale karşı uyardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


9 Haziran'da Ankara'ya gelip Fransız Hükümeti adına bazı görüşmeler yapan Franklin Bouillon, hayal kırıklığı içinde Paris'e döndü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)



Hakimiyeti Milliye: İstanbul'daki bütün gazeteler, milli azmin harikalar yaratacağını beyanda birleşiyorlar. Bizim buradaki duygularımızı taşıyorlar. Açıksöz: Anadolu-Afganistan: Bizim hüznümüzle ağlayan, bizim nihayetsiz ve kahramanca saldırılarımızla galeyana gelen asil ve kahraman Afganistan


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: Yunan hırs ve tecavüzüne meydanı boş bırakarak Türk milliyetperverlerinin haklı davalarına çare bulmakta gecikilir ise, mesele daha ziyade muallakta bir hale gelir ki bu durum, Şark'ta huzuru kurmaya taraftar olan garp diplomatlarının da işine gelmez


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara, bu olağan üstü günleri yaşarken, yeni ellerine geçirdikleri Kütahya'da Kral Konstantin'in başkanlığında toplanan Yunan Yüksek Askeri Meclisi'nin ,Ankara'ya doğru genel saldırıya karar verdiği haberi geldi.


Megali-idea (büyük ülkü) ihtirası, zamanın ve şarların elverişli inancı içinde ayaklanmıştı.


Görünürde haklı idiler.


Mustafa Kemal Paşa, kendisiyle Samsun'a, ordu müfettişliği Kurmay Başkanı olarak çıkan Albay Kazım Bey'i (Dirirk),kuruluş ve görevlerini eliyle hazırladığı ”tekalif-i Milliye”(ulusal yükümlülükler)komisyonunun başına geçirdi. Bu komisyon, vatandaşın varının yoğunun gerektiğinde yüzde kırkını, parasını zaferden sonra ödenmek üzere alacaktı. Zafere öylesine güveni vardı ki, bildirilerin bir kaç yerinde bu kelimeyi kullandı.


Beni çağırttı:


“Sen savaş sırasında bir askerin üzerinde olması şart şeyleri tecrübe ile bilirsin. Mekkare kollarındaki ihtiyaçları da nasıl temin edebileceğimizi denemiş olmalısın. Bir süre Kazım'ın yanında ol...”emrini verdi. Bu bir süre, Sakarya'nın sonuna kadar sürdü.


Gözlerimle görmüşümdür: Elinde arşın, top taşıyacak bir kadananın ne kadar kolona ihtiyacı olduğunu ölçüyor, tekalif-i milliye ihtiyaç listesine alıyordu. Her ev, Mehmetçiğe bir mintan bir çift yün çorap, bir çift çarık verecekti. Ne acıylı ki, Mehmetcik arasında gerçekten mintazsız ve çarıksız olanlar vardı.


(KAYNAK: KILIÇ ALİNİN HATIRALARI / HULUSİ TURGUT)


Ankara'da Dr. Adnan bana:


- Nasuhçal'dan geldiler, tabii Fevzi Paşa'nın dediği gibi. Bu adamın anlayışı adeta sihirli.


Yeni durumu nasıl gördüğünü sorduğum zaman. Fevzi Paşa'nın gayet iyimser olduğunu, Sakarya'nın doğusunda onları yeneceğiz dediğini söyledi. Bu konuşma vadideki evimize giderken oldu.


Karargah'ta tek heyecanlı ve ümitli insan Fevzi Paşa'ydı. Askerle birşey söylemiyorlardı. Yüzleri keder içindeydi. Büyük Millet Meclisi durumu vatansever bir hisle telakki ediyor. Mustafa Kemal Paşa'yı Başkumandan yapmayı düşünüyordu. Ona karşı büyük bir güven vardı. Bütün memleket yeis ve heyecan içindeydi. Mustafa Kemal Paşa'nın kumandayı almasını bekliyordu. Fakat kendisi bir şey söylemiyordu.


Eskişehir'den döndükten iki gün sonra, Karargah'ta Dr. Adnan'la yemek yedikten sonra, odamda bir saat kadar çalıştım. Sonra eve gitmek için onu aradım. Sesini duyduğum bir odaya girdiğim vakit, Mustafa Kemal Paşa ile konuştuğunu gördüm. İkisi de odanın ortasında, ayakta duruyordu. Paşa'nın yüzü sapsarıydı. İç ayaklanmaların en kötü günlerindeki kadar endişe içindeydi. Evet Türk milletinin bütün acısı o yüzde toplanmış gibiydi. İçeriye girdim, el sıkıştıktan sonra bu durumdan ne kadar müteessir olduğumu söyledim. Bana bir fincan kahve içip Eskişehir'de dövüşen İsmet Paşa'dan gelecek haberleri beklememi söyledi. Oturdum. Nihayet neticeyi öğrendik. Yakup Kadri de bizimle beraber karargahta durdu. Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri durmadan haber getirirken, Mustafa Kemal Paşa sövüyordu. Nihayet sabah oldu.


Mustafa Kemal Paşa:


- İsmet Eskişehir savaşını kaybetti, haydi bir fincan kahve daha içelim. dedi.


Dr. Adnan biraz odadan kaybolduktan sonra geri döndüğü zaman daima kötümser görünen yüzü gülüyor ve sevinçli görünüyordu. Mustafa Kemal Paşa:


- Neredeydin, Adnan diye sordu.


O da Fevzi Paşa'yla konuştuğunu onun çok iyimser olduğunu, Yunanlıları yeneceğimizi söylediğini ifade etti.


Mustafa Kemal Paşa'da güldü ve Fevzi Paşa'yla epeyce alay etti. Ama yine de memnun görünüyordu. Çünkü böyle anlarda o da fala ve rüyaya çok inanırdı.


Ondan sonra korkulu rüya gibi korkulu iki hafta geçti. Ankara'lılar bir şey söylemiyorlarsa da adeta ' Yunanlıları siz başımıza getirdiniz" der gibi idiler. Her akşam Kalaba'nın önündeki harman yerinden geçerken atımın etrafını köylüler alır. Bana:


- Ne haber, diye sorarlardı. Bütün harmandakiler durur haber beklerlerdi.


Yusuf Akçura Bey cepheden bir kaç günlük izinle yanımıza geldi. Cephe karargahındaki işlem görecek yeter derecede adam olmadığından şikayet etti. Okur yazar bir adamın ne kadar lazım olduğunu ve münevverlerin vazife almak zamanı geldiğini söyledi. Akçura'nın bu sözleri beni bütün gece uyutmadı.


(Kaynak: TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI / Halide Edip Adıvar)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG