1 Ekim 1920

Koçkiri İsyanı... Koçkiri aşiretinden Alişir'in Kemah köylerini basmasıyla isyan başladı. 15 Kasım'da Hozat'ta bazı Kürt aşiretleri bir toplantı yaparak Ankara'dan özerklik isteyecekler, özellikle 1921 Mart başından itibaren bölgede isyan ve bastırma hareketleri yoğunlaşacaktır. 19 Aralık' ta Merkez Ordusu'nun kumandanlığına getirilen Nurettin Paşa, isyanı bastırmadaki sertliği ve isyan bölgesindeki köyleri harabeye çevirmesi nedeniyle sert eleştirilere uğrayacak, TBMM' den seçilen bir kurul bölgede inceleme yapacak, isyan Haziran 1921'de bastırılmakla birlikte Nurettin Paşa da divanı harbe verilmesi isteğiyle görevinden alınacak, ancak Mustafa Kemal onu yargılamaktan kurtaracaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Genelkurmay Başkanlığı, Doğu Cephesi Kumandanlığı'ndan, Kars ve Ardahan'ın savunulması için gerekli arazinin ele geçirilmesini istedi. Kağızman, Ermenilerden Türk ordusunun eline geçti. Kazım Karabekir, Erzurum'dan Mustafa Kemal'e çekilen 50 imzalı telgraf olayını yerinde incelemek ve çözümlemek amacıyla Cephe'den Erzurum'a hareket etti.


Sovyetlerle görüşen Türk kurulunda görevli İbrahim Tali Bey, Sovyetlerin Türkiye'ye yapacakları yardımlarla ilgili raporunu verdi: 28 Eylül'de, Çiçerin, Kamanef, Eliava ve Başkumandan Troçki'nin yardımcısı ile görüştük. Biz Ermeni harekatını yapamadık, siz yapın diyorlar... Savunma Bakanı Kamanef de 15.000 tüfek, 31 milyon fişek ve üç batarya sahra topu söz verdi.


Yüksek Komiser Robeck'ten Dışişleri Bakanı Curzon'a rapor: Sadrazam, Anadolu'ya bir kurulla birlikte, milli hareketi bastırmak için kuvvet gönderilmesini de istiyor. Ferit Paşa çekilse iyi olacak. Yüksek komiserler, Anadolu'ya bir kurul gönderilmesi için baskı yapacağız. Ferit Paşa, milliyetçilerin iktidara gelmesi halinde Padişah ve yakınlarının kişisel güvenliklerinden kaygı duyuyor. Bunları koruyacağımız vaadinde bulunayım mı? * Curzon'un talimatı: İlk önce banş anlaşmasını onaylamalıdır.


Mustafa Kemal, İtalyan Millet Meclisi başkanına gönderdiği yazıda, İtalya güney illerinin uğradığı felaket nedeniyle TBMM'nin ve kendisinin üzüntülerini bildirdi...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


T.B.M.M. BAŞKANI MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN İTALYAN MECLİS BAŞKANINA

Ankara 1 Ekim 1920

Sayın Başkan


Güney illerinizin uğradığı felaket yüzünden İtalyan halkının yasına Türk halkı tamamen katılmaktadır. Milletimizin duygularına tercüman olarak Türkiye Milli Meclisi 30 Eylül 1920 oturumunda zarar gören bölgelerin çabuk kurtarılması için dileklerini sunmaya karar verdi. Meclisimizin duygularına kendi üzüntülerimi ve dileklerimi de ekleyerek derin saygılarımı sunarım Sayın Başkan


MUSTAFA KEMAL


(TÜRKİYE YÜCE MİLLİ MECLİSİ BAŞKANI ATATÜRK İLE YAZIŞMALAR / BİLAL N. ŞİMŞİR / SAYFA 9)


Ekim 1917 İhtilalinden sonra Sovyetler öncelikle içeride durumlarını sağlamlaştırma ihtiyacını duydular ve Dünya savaşından çekilmek istediler. 3 Mart 1918 de Sovyetler ve İttifak Devletleri arasında yapılan Brest – Litovsk antlaşması ile Sovyetler savaştan çekildi. Azerbaycan’da ve Kafkasya’nın güneyinde bazı yerleri Türkiye’ye bıraktılar. Türk ordusu buraları işgal etti. Fakat aynı yılın Ekim aya sonunda Mondros Mütarekesi ile Türk ordusu buralardan çekilmek zorunda kalınca Bakü ve Batum’a göz diken İngilizler bölgeyi bir süre kontrol altına aldılar, ve Ermeni halkını silahlandırdılar. Zaten daha önce söylediğimiz gibi Ermeniler Mayıs 1918 de Erivan’da bir cumhuriyet kurmuşlardı. Serves antlaşmasına göre Türkiye bu cumhuriyeti “hür ve bağımsız bir Devlet” olarak tanıyordu.


Ermeniler için içgüdüsel denebilecek sıcak bir sempati duyan Fransız kamuoyu genç Ermeni Devletinin çok güç durumda bulunduğunu görüyordu: Le Journal’ın deyimiyle Ermenistan’a verilmesi düşünülen bölgeler Türk milliyetçilerinin “genel karargahı” değil miydi.


Bu nedenle 1920 Ekiminde gazetelerde Türk Ermeni savaşına ait ilk haberler çıkmaya başlayınca kamuoyu şaşmadı; barış değil savaş antlaşması olan serves’den ancak böyle sonuçlar beklenebilir diye düşündü. La Temps Batum civarındaki gemilerden başka Müttefiklerin bölgede kuvveti bulunmadığını oysa artık devir “ Nuh’un Ağrı Dağına yanaştığı devir olmadığı için” bu kuvvetlerden yararlanılamayacağını tüm Doğu Anadolu’nun müttefiklerin etki alanı dışında kaldığını işaretle Türk Milliyetçileri ile Bolşeviklerin elele vermek üzere bulunduklarını oysa Müttefiklerin Doğu politikasının eskiden beri bu garip yakınlaşmayı önleme amacına yönlenmesi gerektiğini söylüyordu.


Mustafa Kemal Ermenistan harekatını planlarken bölgenin ve dünyanın askeri durumunu hesaba katmıştır. Zamanlama bakımından ayrıca batı ve dünya kamuoyunun muhtemel tepkilerini de göz önüne almıştır. Şöyle ki o bu harekatın bazı komutanların istediği gibi 1920 Haziranında başlatılmasını uygun bulmamış, Müttefiklerin isteği üzerine Haziran – Ağustos (1920) arasında Batı Anadolu’da Yunan işgali genişleyip durduktan sonra yapılmasını uygun görmüştür. Çükü Ankara’nın Ermeni harekatına girişmesinden sonra bu Yunan saldırısı gerçekleşseydi, Yunanlılar “Ermenileri de kurtarma“ gibi bir nedene dayanmış olacaklarından Batı kamuoylarında daha geniş bir destek bulabilirlerdi.


Türk – Ermeni savaşının neden çıktığı ve nasıl geliştiği konusunda kamuoyu aslında geniş bilgi edinemedi. Çünkü bu savaş ilerde göreceğimiz Yunanistan’da kral değişmesi ile ilgili olaylarla aynı zamana rastladı: 1920 yılının bütün sonbaharı boyunca günlük olaylar hemen tamamen Yunanistan’daki durum ve gelişmelerle ilgili olduğu için Ermenistan savaşı Fransız basınında herhangi basit bir olaydan daha geniş bir yer tutmadı.


Savaşla ilgili nadir yazılardan biri Auguste Gauvain’indir. Yazara göre “Batı Anadolu’dan Yunan kılıçları altında kovulan ve diğer vilayetlerin halkları tarafından reddedilen Kemalistler Kafkaslar ötesindeki Bolşeviklerle birleşmek için Ermenistan’a çullanmışlardır.


Savaş sona erdikten birkaç gün sonra Le Gaulois ‘in İstanbul muhabiri Georges Labourel gazetesine gönderdiği bir mektupta bazı bilgiler verdi. Ona göre Türk Milliyetçileri Ermenilerin “kışkırtmaları” “ Müslüman köylerini ateşlemeleri ve katliamlara girişmeleri” nedeniyle savaşa girmişlerdir. Savaş üç hafta sürmüş Ermeniler Fransa’nın gönderdiği cephaneleri ve Amerika’nın gönderdiği un stoklarını bile kurtarmadan çekilerek yenilmişlerdir.


Türk tezi de onun dediklerine benzer ve zulümleri çekilmez hale gelen Ermenilerin Oltu’daki mahalli Türk hükümetine son vermeleri Ankara hükümetinin ültimatomuna kulak asmamaları ve saldırılarına devamla “ savaşa girişmek cüretini” bizzat göze almaları nedeniyle savaşın çıktığını söyler.


(TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919 – 1922 / Prof. Dr. Yahya AKYÜZ / Sayfa 170)


Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, Anadolu ortasında çıkarılan iç isyanların, Yunan ordusu karşısında bulunan kuvvetlerimiz ve yaptığımız düzenlemeler üzerindeki kötü etkileri, düşmanlarca umulan sonuçları vermedi.


Savunma kuvvetlerimiz üzerinde doğrudan doğruya tesirini göstererek, cephemizi yıkma hedefine yönelmiş bulunan harekâtla birlikte, cepheye yakın bölgelerde de halkı ayaklandırmak, düşmanların önem verdikleri bir mesele idi. İstanbul, bu konuda öteden beri çalışmaktaydı. Zeynelâbidin Partisi’nin Konya ve dolaylarında çıkmasına vasıta olduğu isyan hareketleri, nihayet 1920 yılı Ekiminin başında patlak verdi.


Delibaş adında bir eşkıya, beş yüz kadar asker kaçağını topladı. 2/3 Ekim 1920 gecesi Çumra’yı bastı. 3 Ekim sabahı da Konya’ya girdi ve idareyi ele geçirdi. Konya valisi bulunan Haydar Bey ve Komutan Avni Bey (Milletvekili Avni Paşa’dır) Konya’da bulunan az sayıdaki asker ve jandarma ile, Alâettin tepesinde, âsîlere karşı anılmaya değer bir kahramanlıkla savunmada bulundular. Fakat âsîlerin çokluğu ve her taraftan saldırmaları karşısında âsîlere esir düştüler.


Aynı günlerde Beyşehir ve Akşehir ilçelerinde de görevli olarak dolaşan askerî hey’etlerimiz, oralardaki âsîler tarafından görev yapmaktan alıkondular. Ilgın ilçesinin Çekil köyü yakınlarında toplanan üç yüz kadar âsî de, nasihat için giden hey’ete ateş etti. Konya’nın güneyinde Karaman ilçesinde de âsîler toplanmaya başladı.


Sultaniye âsîler eline düştü.


Efendiler, bu ayaklanmalara karşı, Afyonkarahisar’dan ve Kütahya’dan sevkettiğimiz Derviş Bey (Kolordu Komutanı Derviş Paşa) komutasındaki kuvvetler, Konya’nın kuzeyindeki Meydan istasyonu yakınlarında âsîlerle karşılaştı.


Ankara’dan da bir süvari alayı ve bir dağ topu ile, o zaman İçişleri Bakanı olan Refet Bey komutasında sevkedilen kuvvet, Meydan istasyonundan ilerleyen Derviş Bey kuvvetiyle birleşti. Adana Cephesinden de bir kuvvet Karaman’a doğru yola çıkarıldı.


Konya üzerine hareket eden kuvvetler, âsîlerle yaptıkları bir kaç çatışmadan sonra, 6 Ekim 1920’de Konya’yı âsîlerden kurtardı. Oradan kaçan âsîler Koçhisar, Akseki, Bozkır ve Manavgat’a doğru gittiler.


Diğer bir kısım âsîler de Afyonkarahisar’la Konya arasındaki Kadınhan ve Ilgın’ı işgal ettiler. Bu bölgeye de Batı Cephesi’nden Yarbay Osman Bey komutasında bir kuvvet gönderildi. Osman Bey müfrezesi Ilgın, Kadınhan, Çekil ve Yalvaç’taki isyanları bastırdı. Güneyden gelen kuvvetimiz Karaman’ı kurtardı.


İsyan bölgesinde âsîleri tepelemeyi başaran kuvvetlerimiz Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir’i de isyancılardan temizledi. Her tarafta, âsîlerin döküntülerinden bir kısmı bize katıldılar. Bir kısmı da Antalya ve Mersin yönlerine doğru kaçtılar. Delibaş, Mersin bölgesinde Fransızlara sığındı.

Saygıdeğer efendiler, Yeşilordu teşkilâtından söz ederken açıklamıştım ki, düşmana karşı oluşturulacak kuvvetler konusunda iki zıt görüş çarpışmaya başlamıştı.


Bizim benimsediğimiz düzenli ordu kurma görüşüne karşı çıkılarak «milis» diyebileceğimiz bir çeşit teşkilât kurma görüşüne ağırlık kazandırılmak isteniyordu. Reşit, Ethem ve Tevfik kardeşler, Kütahya yakınlarında, Kuva-yı seyyare adı altında ve elleri altında bulunan kuvvete dayanarak bu görüşün başını çekiyorlar ve ateşli bir şekilde çalışıyorlardı.

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG