1 Haziran 1920 Salı

Amerikan Senatosu, Ermenistan üzerinde ABD mandasını reddetti. Londra Konferansı ı 2 Mart'ta Ermeni mandasını Milletler Cemiyeti'ne önermeyi kararlaştırmış, 26 Mart'ta Başkan Wilson bu öneriyi yapmıştı. İtilaf Devletleri, ABD'nin Ermeni mandasını kabul edip etmeyeceğini 27 Nisan'da sormuşlar, Wilson konuyu Senato'ya götürmüştü. Senato 13'e karşı 52 oyla red kararını alırken bu mandanın ABD'ye maddi kazanç getirmeyeceği, aksine külfet getireceği noktasından hareket etti. ABD'nin bu kararı, Ankara'nın Doğu politikasını kolaylaştırıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 65)


Kılıç Ali, 80 kişilik kuvvetiyle Antep'ten Yozgat'a geldi. Çapanoğullarından Celal ve Edip Beylerin evi önüne nöbetçi dikti. 9 Haziran'da Yozgat'ta sıkıyönetim ilan edilecek, şehir 14 Haziran'da çevreden kuvvet toplayan Çapanoğullarının eline geçecektir. Yozgat isyanını 23 Haziran'da Çerkez Ethem bastırabilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 65)


13 Mayıs’ta Mustafa Kemal’in çağırması ile Antep’ten Ankara’ya hareket eden Kılıç Ali anlatıyor:


Maiyetimde bulunan elli süvariyle birlikte Kırşehir üzerinden Mucur’a, oradan da 1 Haziran 1920’de Yozgat’a yetiştim.


Hayret, hatta dehşet içindeydim. Ali Galip olayı Sivas Kongresi’nin toplanmasını bile tehdit ederken, yollar bu kadar tehlikeli değildi. Yanımda Maraş Antep savunmasının seçkin fedaileri vardı. Hepimiz dişimizden tırnağımıza kadar silahlıydık. Yol üzerinde karşılaştığımız her vatandaşın ilk kaygısı, ülke içindeki bu kana ve kine dönüşmüş ayrılığın nasıl giderileceğiydi. Dünya yüzünde bağımsız bir Türk Devleti bırakmamak için yemin etmiş olan düşmanlarımızın amaçlarına ister istemez alet olma felaketinin asıl kaynağı neydi?


Bu devlet otoritesi denilen kutsal varlık elden gitti mi, ardından neler gelebileceğinin acı tablosuydu. Bizim çocukluğumda Ermeni komşularımız vardı. Gül gibi geçinirdik. Hatta bir Ermeni Papazı bana Fransızca dersi vermişti. Ermeni arkadaşlarımın Türkçe’den başka dil konuştuklarını hatırlamam. Bende bu birlik ve beraberlik duygusu öylesine yer etişti ki, Antep’te Ermenilerin Fransızların önünde bir intikam fırtınası gibi estiklerini görünce, bu kin ve gazabın iç yüzünü araştırmak ihtiyacını duydum. Maraş’ta da buna benzer durum olunca, iki Ermeni papazı ile görüştüm. Onlar birbirlerinden bile çekinerek yalnız kaldıklarında bana şöyle demişlerdi:


‘Bunlar bizim Ermeniler değil! Bunlar Rus Ermenisi. Allah belalarını versin! Beyinleri yıkanmış. Ne yaptıklarını ne istediklerini bilmiyorlar. Bunların beynini her önüne gelen Türk düşmanlığı ile doldurmuş.’


Maraş’taki Ermeni papazlarını, gerçekleri burada rahat anlatabilecekleri düşüncesiyle Antep’e getirtmiştim. Çok yaşlı ve kıdemlisi, ‘Buradan Türkler gitse bile biz birbirimizi yeriz. Dışarıdan Ermeni diye gelenlerin bizlere benzer nesi var? Bunlar bizden değil! Atalarımız burada huzur içinde yaşadı. Türk buradan gitmez ve kovulamaz. Gelin aklımızı başımıza alalım da pişman olmayalım.’ Demiş fakat üzerine saldırıp neredeyse öldüreceklermiş.


(Kaynak: Kılıç Ali’nin Anıları / Derleyen: Hulusi Turgut / Syf 117)


Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa, asayişin sağlanması için şimdilik Ankara ve Sivas'ta gezici jandarma birlikleri kurulacağını 20. ve 3. Kolordu komutanlıklarına bildirdi. Yaya ve atlılardan meydana gelecek bu birlikler, 120'şer mevcutlu olacaklar, ağır ve hafif makinalı tüfek kullanabilecekler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 65)


Halil Paşa, Mustafa Kemal'in Lenin'e hitaben yazdığı 26 Nisan tarihli mektubunu Dışişleri Bakanı Çiçerin'e verdi. Sovyetlerden yardım ve diplomatik ilişki isteyen mektuba Çiçerin yarından sonra cevap verecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 65)


Nutuk’tan/


Efendiler, bu tarihlerde güney bölgelerimizde de bizi ciddî bir şekilde uğraştıran önemli isyanlar çıktı: Milli aşiretinin beyleri olan Mahmut, İsmail, Halil Bahur, Abdurrahman Bey’ler, güneyde, düşmanlarla gizlice ilişki ve bağlantı kurduktan sonra, Siirt’ten Dersim dolaylarına kadar uzanan bütün aşiretlerin beyleri sıfatını takınarak o bölge boş olmak ve bölgeyi baskı altına almak davasına kalkıştılar.


Fransızlar, 1920 yılı Haziranının başlarında, Urfa’yı ikinci defa zaptetmek için hareket ettikleri zaman, Milli aşireti de Siverek’e doğru ilerledi buna karşı, o bölgede bulunan 5′ inci Tümenimiz görevlendirildi.


Bu tümen o bölgedeki millî kuvvetlerimizle de desteklendi. 19 Haziran 1920 tarihinde, birliklerimizin takibi altında, güneydoğu yönünde düşman bölgesine kaçmaya mecbur edildi.

Bu aşiret, bir süre düşman bölgesinde hazırlandıktan sonra, 24 Ağustos 1920’de üç bin atlı ve develi ve bin kadar da piyadeden ibaret bir kuvvetle yeniden bizim topraklarımıza geçti.


Viranşehir yakınlarına geldi. Âsîler, aman dilemek maksadıyla geldiklerini söyleyerek o bölgedeki komutanlarımızı aldatıp, tedbir almakta ihmale düşürdüler. Bu sırada, o yakınlarda dağınık halde bulunan müfrezelerimize saldırarak onları yendiler ve 26 Ağustos 1920’de Viranşehir’i işgal ettiler. Haberleşmelerimize ve bağlantımıza engel olmak üzere de, o bölgedeki bütün telgraf hatlarını kestiler.


Ancak, on beş gün sonra, 5’inci Tümen’in Siverek, Urfa, Resulayin ve Diyarbakır’da bulunan birliklerinden gönderilen kuvvetlerle bize bağlı aşiret kuvvetleri âsîleri yenebilmişlerdir.


Takip edilen Milli yeniden güneye, çöle kaçtı.


Efendiler, güneyde Milli aşiretinin isyanını bastırmaya çalışırken, Afyonkarahisar bölgesinde Çopur Musa adında bir adam da, başına topladığı kuvvetle askerleri ordudan kaçmak için ayartıyor ve millete askere gitmemeyi telkin ediyor. Çopur Musa, 21 Haziran 1920 tarihinde Çivril’i bastı. Gönderilen kuvvetler karşısında kaçtı ve Yunan ordusuna katıldı.

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG