1 Haziran 1921

Türkiye'de bir Yunan zaferini istemeyen ve çıkarları öteki İtilaf Devletleri'nin çıkarlarıyla çelişen İtalyanlar, askerlerini Türkiye'den çekmeye devam ediyor. İtalyan askerleri Antalya, Konya ve Menderes Nehri güneyinde bulunuyor. İtalyanlar Antalya çevresini boşaltıyor. 25 Mayıs'ta da Marmaris'ten çekilmişlerdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sovyet Rusya'dan gönderilen önemli miktarda savaş malzemesi, Bahricedit vapuruyla İnebolu'ya geldi. Yunanların bir baskınından çekinildiği için mahallelere ve yakın köylere haber salındı. Herkes kıyıya koştu. Sandıklar, denkler elden ele, omuzdan omuza uçuruldu. Gümrük, banka, telgrafhane ve diğer taş mağazaların arkalarına istif edilerek Üzerleri muşambalarla örtüldü. Yunan savaş gemileri, 5/6 ve 8/9 geceleri yapılan boşaltmadan sonra g Haziran'da İnebolu'ya gelerek cephanenin kendilerine teslimini isteyecek, halk vermeyince de kasabayı bombalayacaktır. Halk cephaneleri daha içerilere taşıyacaktır.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fevzi Paşa, İngiliz Yüksek Komiserliği'ne çektiği telde, Malta'dan salıverilen 40 Türk'e karşı 10 İngiliz tutsağını salıvereceklerini, öteki İngiliz tutsaklarının ise Malta'da kalan 78 Türk'e karşılık elde bulundurulacağını bildirdi. Ankara Hükümeti adına, Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, 16 Mart'ta Londra'da İngilizlerle bir tutsak değiş tokuş anlaşması imzalamıştı. Buna göre 118 Türk'ten 64'üne karşılık Anadolu'daki İngiliz tutsaklarının hepsi bırakılıyordu. Hükümet ve Meclis bu anlaşmayı, Bekir Sami Bey'in Fransız ve İtalyanlarla yaptığı diğer anlaşmalar gibi geçersiz saymıştı. Son olarak İngilizler 30 Nisan'da 33 Türk'ü daha Malta'da serbest bırakmışlardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Hükümet Komitesi, Türkiye'deki askeri varlığının geleceğini yeniden tartıştı. Genelkurmay Başkanı Mareşal Wilson, Mustafa Kemal'le anlaşma yapılarak Türkiye'nin boşaltılmasını önerdi. Herhangi bir karara varılamadı. Yarınki toplantıda Venizelos'la görüşülerek bir sonuca varılması kararlaştırılacak. Yüksek Komiser Vekili Rattigan'dan Sir Eyce Crowe'a özel yazı: Mustafa Kemal'e teslim olunacağına Yunanlıların desteklenmesinden yanayım.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara'da bulunan Amerikalı diplomat McDowell'e, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin ABD ile ilişkilerin iadesini istediği bildirildi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul Hükümeti, Galip Kemal Bey'i (Söylemezoğlu), Stockholm Büyükelçiliğine atadı. Moskova eski Elçisi Galip Kemali Bey, Ateşkes'ten sonra Roma'ya gidip yerleşmiş, İstanbul Hükümeti'nin İtalya nezdinde yarı-resmi elçiliğini yapmış, Damat Ferit Hükümeti zamanında bu görevine son verilmişti.


Galip Kemali Bey, dışişlerinde görev almak üzere Ankara'ya gelmesi için Mustafa Kemal'in yaptığı çağrıyı geri çevirmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yenigün: İngiliz alçaklığı devam ediyor.

Alemdar: Yunan saldın başladı, başlıyor, başlayacak ... !


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransa ile İngiltere hükümetleri Mustafa Kemal’e karşı yersiz bir güven beslediklerini nihayet anlamış bulunuyorlar. Tutukluluk hali devam eden İngiliz esirlerine kötü davranılmakta, Bolşevik gemilerin rahatlıkla girip çıktığı Anadolu limanlarına İngiliz ticaret gemilerinin girmesine izin verilmemektedir. İngiliz uyruklu bir Hintli ise casusluk yaptığı iddiasıyla yakalanarak Ankara’da idam edilmiştir.


Fransızlara karşı yapılanlara gelince:


Geçen Şubat ayında kararlaştırılan Fransa-Türkiye ikili antlaşmasının Ankara Hükümeti tarafından onaylanmaması Fransızlar için büyük bir şok olmuştur. Türklerin görüş açısına göre ise söz konusu antlaşma görevini yapmış ve tamamlamıştır. Bu antlaşma sayesinde Kilikya’daki savaşa son veren Türkler bu cephedeki birliklerini Yunan cephesine kaydırma olanağını elde etmişlerdir. İstediklerini böylece elde etmiş olan Türklerin ileride Fransa’nın lehine işleyebilecek bir antlaşmayı onaylamak istememelerine şaşmamak gerekir.


İyimser halleri bir anda paramparça olan Batılı devlet adamları henüz bir şeyler yapmanın mümkün olduğu sıralarda gerçeği görebilselerdi onlara biraz olsun sempati duyabilirdik. Bu devlet adamlarına. Türklere güvenilmeyeceğini anlamak için son yüz yada bin yıllık tarihlerine bir göz atmanın yeterli olacağını hatırlatmak isteriz.


Türkler de, tıpkı İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlar gibi , kendi çıkarları için savaşıyorlar. Sevr Antlaşmasında yapılması öngörülen bir değişikliğin İtilaf Devletlerince desteklenmesinin, bu devletlerin Türklere olan aşırı sevgisinden ileri gelmediğini de pekala biliyorlar. Türk diplomasisi gerçekçidir. Öteden beri dolambaçlı yolları kullanmış, kullanmak zorunda kalmıştır. Türklerin bu güne dek bağımsızlıklarını korumaları da ancak bu sayede mümkün olabilmiştir. Son olarak Londra Konferansında, İtilaf Devletlerinin kendi aralarındaki çelişmeleri istismar etmek ve gerçek değeri 19. Yüzyıldan beri vaatlerini tekrarlamak suretiyle gene amaçlarına ulaşmışlardır.


Peki ya bu yalan vaatlere kanmakta ısrar eden devlet adamlarına ne demeli? Herhalde en azından hiç tarih okumamış olduklarını söyleyebiliriz. Şimdi ansızın öfkeye kapılan bu adamlar zorlayıcı tedbirlerden söz etmeye başlamışlardır. Oysa zorlayıcı tedbirler, iki ay önce, Yunan Ordusu Türklere karşı saldırıya geçtiği zaman gerekliydi. Ne acıdır ki zorlayıcı tedbirlerin asıl gerekli olduğu dönemde İtilaf Devletleri, yalnızca Türklere yarar sağlayan bir “tarafsızlık” örtüsü altına gizlenmiş bulunuyorlardı.


Sonuç ne oldu? Yunanistan yenildi, Ermenistan ortadan kaldırıldı ve Ankara Hükümeti en eski dostu olan Sovyet Rusya ile başbaşa kaldı. Bu siyaset, güdenler sonuçlarına da razı olmalıdırlar.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 134-135


Sayın Charles Evans Hughes

Dışişleri Bakanı

Washington D.C.

Efendim.


Paristen bir arkadaşımdan aldığım mektupta, Türk Hükümeti için;


300.000 mavzer, 1908 modeli 7,9 kalibrelik ve 600.000.000 mavzer fişeği satın almak üzere fiyat istenmektedir. Fiyat uygun bir Amerikan limanından F.O.B. olacaktır.


Bu konuyu yapımcılarla şimdiden tartışıp incelemeler yapmış, Sprindfield ve Philadelphia’daki Birleşik Devletler cephanelerine – bu silahlardan ve mermilerden hazır bulurum diye – yazmış olmakla birlikte, daha ileri gidebilmem için bu işin bir ilke olarak Birleşik Devletler Hükümetince reddedilecek bir şey olmadığından emin olmalıyım. Bu konuda görüşmelerimi sürdürüp sürdürmeyeceğim konusunda beni aydınlığa kavuşturmanızı dilerim.


Saygılarımla,

W. Scott Broody


AMERİKAN GİZLİ BELGELERİYLE TÜRKİYE’NİN KURTULUŞ SAVAŞI / ORHAN DURU / 123


İttihadspor Kulübü 1 – 0 Pera Rum Kulübü


Dün Kadıköy İttihad Spor Kulübü’nde İttihad Kulübü timi ile Pera Rum Kulübü arasında mühim bir futbol müsabakası icra edilmiştir.


Havanın yağmurlu olmasına rağmen, sahaya üç bini müteceviz seyirci toplanması oyunun ehemmiyetine en büyük delildi.


Her iki tarafın fevkalade gayretleri ve muannid-ane (inatçı müdafaaları) oyunu fevkalade hararetli bir surette cereyan ettirmiş ve neticede sıfıra karşı bir sayı ile galip gelen Türk takımı, seyircileri samimi tezahürat ve tebrikatı arasında sahayı terk eylemiştir…


Pazar ligi müsabakalarından sonra Kadıköy’deki Union Club Stadyumunu 1921 senesi Haziran ayı içinde düzenlenen Union Club Turnuvası ile bir defa daha şenlendi.


Union Club haricinde Beşiktaş, Yahudi Makabi, Rum Pera, İtalyan Stella, Ermeni Dork, Rus Mayak ve İngiliz Telefoncular kulüplerinin katıldığı bu rengarenk turnuvanın final maçında İttihadspor ile Pera kulüpleri lig maçından sonra yeniden karşı karşıya geldiler. 26 Haziran Pazar günü oynanan maçı Fenerbahçe’nin eski kalecisi Arslanyan Efendi idare etti. 5000’den fazla seyircinin izlediği bu muazzam final maçında iki defa öne geçmesine rağmen Bombacı Bekir’in gollerine engel olamayan Pera kulübü galibiyeti kaçıran taraf oldu.


ESKİ ŞEHİRDE SPOR / MEHMET YÜCE / 193


Yunan Ordusu, zaferle biten 1918 savaşından sonra, 1919 mayısında Küçük Asya’ya çıktığı zaman maneviyatı sağlamdı. Küçük Asya’da ordunun maneviyatı daha da yükselmişti, çünkü başlangıçta Türklerin ancak çeteleri, sonra düzensiz birlikleri karşısında ilerleyişi kolay olmuş ve bu hal demiryolu konvoylarının ele geçirilmesi için düşmanın takip edildiği 1920 Haziranına kadar devam etti.


Fakat 1920 sonlarında düzensiz Türk birliklerinin düzenli ordu haline gelmesi ve kısa bir zamanda yeni silahlar, mitralyözler, makinalı tüfekler, el ve tüfek bombaları, muhtelif çaplarda toplar, uçaklar, vb. ile teçhiz edilince bizim ordu 1921 Martında Eskişehir ve Afyonkarahisar önlerindeki harekatta Türklerin ciddi mukavemetiyle karşılaşmış ve özellikle Avgin savaşında benim komuta ettiğim 3. Tümen ciddi bir imtihan geçirip 2 bin kişi zayiat vermişti. Bu kuvvetler zaten çok hatalı ve teşkilat bakımından yarımdı. Türkler bu savaşa “İnönü Savaşı” adını verdiler ve bu isim, Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü (O zaman İsmet Paşa) soyadı olarak almıştı. Daha önce de (1921 Haziranında) Eskişehir ve Kütahya harekatı sırasında ordumuz, maneviyatını bozan kayıplar vermişti.


Bu harekattan sonra, Eskişehir’de bulunduğum ve 3. Ve 11. Tümenlerden kurulu kuzey tümenler grubuna komuta ettiğim sırada Ordu Komutanı Tümgeneral Papulas’tan aldığım gizli bir emirde “ Ordu’nun Ankara’ya ilerlemek isteğinde olup olmadığı” sorusu da vardı.


Ben buna askerlerin yorgun olduğu ve dinlenmek istedikleri ve fakat Ankara’ya kadar ilerlemeleri gerekiyorsa, askerlerin bu fedakarlığa da katlanabilecekleri ve bu suretle savaşı bitirerek dinlenebilecekleri cevabını verdim.


Bilahare, diğer ordu birlikleri komutanlarının da aynı suale aynı cevabı verdiklerini öğrendim.

Askerler, uzayan görevlerinden dolayı duydukları memnuniyetsizliği açıkça göstermeye başladılar ve bunu, Eskişehir’de kahramanlık madalyası dağıtma töreninde Kral Konstantin’e duyurmaktan da kaçınmadılar. 1921 Haziranında yayımlanan resmi ordu tebliğinde şöyle deniliyordu:


“Kraliyet arabası tören yerine giderken yol kenarında toplanan askerlerin şöyle bağırdıkları işitiliyordu: Terhis! Terhis!”


Aynı resmi ordu tebliğinin belirttiğine göre, o zamanın başkumandanına karşı da aynı şekilde hareket edilmişti:


“Başbakan, refakatinde Milli Savunma Bakanı olduğu halde Eskişehir’den ayrılırken 9. Tümenin önünden geçmiş ve bu tümendeki askerler Yaşa diye bağıracaklarına, Başbakanın otomobili yavaş yavaş geçerken şöyle bağırıyorlardı ; Terhis! Terhis!”


Sakarya harekatı sırasında da ordumuz ciddi kayıplar verdi ve sefil vaziyete düşen ordunun maneviyatı bozulmuştu.


Cephede muharebe eden bölüklerden çoğu yedek asteğmenlerin idaresindeydi; buna karşılık birçok yüzbaşı ve daha aşağı rütbelerdeki muvazzaf subaylar memlekette görevlendiriliyordu.


Milli Savunma Bakanlığı 1921 Mayısında aşağıdaki 185.026 sayılı tamimi vermek gibi acıklı bir duruma düşmüştü:


“Küçük Asya Komutanlığında görev alan subayların acele olarak ve hiçbir suretle gecikmeksizin yeni görevlerine gitmeleri konusunda birbirini izleyen ciddi emirler verdirdim. Fakat bu emirlerimden sonra da, eski durum devam etmektedir. Yani, nakledilip de derhal yola çıkmayan, yahut da nakledildiklerinden başka garnizonlarda veya başka herhangi bir garnizonda nedensiz olarak kalan ve sıhhi nedenler ileri süren, fakat nakledildikleri zamana kadar hiçbir şikayetleri olmayan ve Küçük Asya Komutanlığından başka bir birliğe nakledilmek isteyen subaylar mevcuttur. Kısacası, ne nakledilen subaylar daima emirlerime itaat etmiştir, ne de nizami şekilde gelenler yukarı makamların arzusuna uymuştur.”


YUNAN GENERALLERİNİN İTİRAFLARI / GENERAL TRİKUPİS VE M. PAPULAS / 92-93-94

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG