1 Kasım 1921

Malta' dan getirilen 59 Türk ile, bunlara karşılık Anadolu'da tutuklu bulundurulan 4 İngiliz, İnebolu'da değiştokuş edildiler. 59 Türk'ten 48'i Ankara'ya gidiyor, 11 'i ise, kendilerini getiren İngiliz gemisi ile İstanbul'a dönüyor. Bugün İngilizlerle değiştirilen Türkler arasında Rauf Bey, Yakup Şevki, Mürsel Paşalar, Kara Vasıf, Mithat Şükrü, Celal Nuri Bey gibi tanınmış kişiler var. (Ter. Halı. 1 .2, onlarla hasbihal: 16; HM: 2, 4; AS, Akfam, Vakit: g; Peker 1: gs2; Şimşir 2: 460; Açabözcü: 104; Yalman il: 224) * Malta'dan İnebolu'ya gelen Türklerden 51 kişi adına toplu olarak Meclis Başkanlığı'na çekilen telde "Bizi kurtaran Meclis'e ve onun başkanına şükranlarımızı bildiririz. Milli borçlarımızı maddi olarak ve kısmen yerine getirebilmek için mesleklerimize göre, vatanın her türlü hizmet ve külfetine hazınz" denildi. Bunlardan bazıları da aynca tek tek Mustafa Kemal'e gönderdikleri telgrafta aynı duygularını tekrarladılar. (ZC 14: 5 1 ; HM: 4) * Yusuf Kemal Bey, Zonguldak Mutasarnflığı aracılığı ile çektiği telgrafta, Malta' dan dönen Ahmet Emin Bey'e (Yalman) , Matbuat Umum Müdürlüğü'ne atandığını bildirdi ve kendisinden cevap istedi. Ahmet Emin Bey, İstanbul'da çıkmakta olan Vakit gazetesinin başına dönmeyi tercih edecektir. (Yalman il: 224)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sakarya Savaşı'nda ve ateş hatunda fedakarlık gösteren 27 kişinin İstiklal Madalyası, 67 kişinin de takdirname ile ödüllendirilmesini kararlaşurdı (ZC 1 4: 16-17)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türk-Fransız ilişkileri: Briand Hükümeti, 20 Ekim tarihli Ankara Anlaşması 'nı onayladı (Veou: 514. Krş. 29 Ekim ve 1 Kasım). Yusuf Kemal Bey, anlaşmayı TBMM'nde okudu (ZC 1 4: 24) .


TBMM, Türk davasına hizmeti nedeniyle Fransız yazan Piyer Loti'ye Türk milletinin selam ve şükranının bildirilmesini ve ona bir hediye gönderilmesini kabul etti (ZC 14: 12)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Kabinesi toplanusında, bu toplanuya kaulan General Harington'a, Mustafa Kemal'e hangi yolla yaklaşılabileceğinin araşunlması görevi verildi (Şimşir 3: 308)* Kabine toplanusında Curzon, Gunaris ile görüşmesi ve Türk-Fransız Anlaşması konusunda bilgi verdi. Curzon'un anlatuklanna göre Gunaris, Yunan ordusunun iyi durumda olmadığını kabul ediyor ve Müttefiklerin arabuluculuğuna razı. Curzon, Türk-Frans1z Anlaşması'nı eleştirdi, Fransa'nın böyle bir anlaşma yapmaya hakkı olmadığını söyledi. Kabine, Fransa'dan açıklama istenmesini kararlaşurdı. (Şimşir iV: 46)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hindistan İşleri Bakanlığı, Irak Yiiksek Komiseri Cox'un, Kral Faysal-Mustafa Kemal görüşmesi konusundaki önerisini Bakanlığın desteklediğini Sömürgeler Bakanlığı'na bildirdi (Şimşir iV: 52)* İngiliz Haberalma Örgütü'nün 3 aylık dönem raporu (15 Temmuz-15 Ekim ) : Padişah'ın ve İstanbul Hükümeti'nin barış taraftarı olduğu ve bu konuda girişimleri, Ankara Hükümeti'nin ise Misak-ı Milli'de direttiği vb. (Şimşir iV: 52) * İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Bombay'dan Mustafa Kemal'e 10.000 Sterlin gönderilmesi konusunda İngiliz Hükümeti'nin bu işe karışmak niyetinde olmadığını belirterek Montagu'nun ve Maliye Bakanlığı'nın görüşünü sordu. 3 Kasım'da, 5.000 Sterlin daha yollandığı belirtilerek adı geçen iki bakanlığın görüşü yeniden sorulacak, her iki bakanlık, Curzon'un görüşüne kauldıkları cevabını verecektir. Dışişleri de 8 Kasım'da bu işe müdahale edilmemesi talimaunı verecektir. (Şimşir iV: 51, 68,69, 70, 76)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye'de Yunan zulümleri: Orta Anadolu' da ateş ve kan!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye’ye Gitmeden Önce Lenin’le Görüşme


Bir gece, Çiçerin beni Dışişleri Komiserliği’ne çağırdı. Onu ça­lışır bir halde buldum. Masasının üzerinde bir yığın kağıt ve kitap vardı. Çiçerin bana :


“Vladimir Uy iç Lenin sizi görmek ve Türkiye işleri üzerine si­zinle konuşmak istiyor”, dedi. “Artık siz işleri, yazışmaları, antlaş­maları, Türkiye tarihini öğrenmiş bulunuyorsunuz. 13 Ekim’de Tür­kiye’nin Güney Kafkasya Cumhuriyetleriyle imzalamış olduğu ant­laşmayı mutlaka dikkatle okuyunuz. Bu antlaşmayı Sergey Konstantinoviç Pastuhov’da bulabilirsiniz. Yarın Vladimir Ilyiç’e gidece­ğiz. Hazır olunuz.”


Vladimir llyiç’le bu yeni buluşmayı heyecanla bekliyordum. Ni­hayet bu saat gelip çattı.

Lenin’in çalışma odasında hiçbir şey değişmemişti. Hatta, iç sa­vaş yıllarında cephedeki durumu Vladimir Ilyiç’e anlattığım harita bile aynıydı. Yazı masasının üstü tam bir düzen içindeydi. Kitaplar, gerektiği an alınabilecek bir yerde ve durumdaydı. Büyük çiçek bu­keti yine aynı yerdeydi.


Vladimir llyiç yerinden kalktı, masasının arkasından çıktı, Çiçerin’le dostça selâmlaştı, hal hatır sordu. Sorgu dolu gözlerle bana baktı, elimi sıktı, cesaretlendirici sıcak bir bakışla ve sempati oku­nan bir gülümseyişle :

- “Demek böyle, azizim”, dedi, “savaşı bitirdiniz. Diplomat ol­dunuz, âlâ! Kılıcı sapan haline getirdiniz! İyi ve gerekli bir iş. Lütfen oturunuz. 17. Orduyu hatırlıyorum. Ordunuz fena döğüşmedi. Şimdi size büyük bir iş veriliyor. Türkiye’de yararlı çalışacağınızı umuyorum. Türkler, ulusal kurtuluşları için savaşıyorlar. Bunun için merkez komitesi, askerlik işlerini bilen birisi olarak, sizi oraya gön­deriyor. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler hâl' soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlanamadılar ve başkald^ lar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları, gerek biz, emperyalis kuvvetlere karşı savaşıyoruz. Sovyetler Birliği' emperyalistlerle olan işini bitirdi. Onları bozguna uğrattı ve memleketten kovdu. Onların dişlerini söktük, keskin tırnaklarını vücudumuza geçirmelerine izin vermedik.”

Lenin Türkiye’de olup bitenleri çok iyi biliyordu:

- “Mustafa Kemal Paşa, doğal ki sosyalist değildir”, diyordu Le­nin. “Ama, görülüyor ki, iyi bir teşkilâtçı... Kabiliyetli bir lider, ulu­sal burjuva devrimini idare ediyor, ilerici, akıllı bir devlet adamı. Bizim sosyalist devrimimizin önemini anlamış olup, Sovyet Rus­ya’ya karşı olumlu davranıyor. O, istilacılara karşı bir kurtuluş sa­vaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahı da yar­dakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona i- nandığını söylüyorlar. Ona, yani Türk halkına yardım etmemiz ge­rekiyor, işte sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına say­gı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayı­nız... İngiltere onların üzerine Yunanistan’ı saldırttı. İngiltere ile A- merika bizim üzerimize de sürü ile memleket saldırttı... Sizi ciddi işler bekliyor. Yoldaş Frunze bu günlerde Ukrayna Cumhuriyeti adı­na Ankara’ya gidecektir. Herhalde onunla Türkiye de karşılaşacak- sınızdır.”

- “Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir. Moral yardımı, yakınlık, dostluk, üç kat değeri olan bir yardımdır. Böylece, Türk halkı yalnız olmadığını hissetmiş olacaktır. Ingiliz işçileri ve öteki ülkelerin iş­çileri bize yakınlık gösterdikleri, grev yaptıkları, bizimle savaşan Polonya’ya gönderilmekte olan silahları gemilere yüklemediklerin bu bizim için büyük bir yardımdı. Bu bize mücadelemizde büyük bir güç katmıştır. Bundan işçilerimiz moralce büyük bir güç kazanmışlardır.”


Lenin, sözlerine devam ederek:

“Çarlık Rusyası, yüz yıl boyunca Türkiye ile savaşmıştır. Bu doğal olarak, Rusya’nın, Türkiye’nin amansız düşmanı olduğuna dair yapılan propogandalarla, halkın hafızasında derin izler bırak­mıştır. Bütün bunlar, Türk köylüsünde, küçük ve orta mal sahiple­rinde, tüccarlarda, aydınlarda ve idareci çevrelerde Ruslar’a karşı dostça olmayan duygular ve güvensizlik uyandırmıştır. Bilirsiniz ki, güvensizlik ağır geçer. Bunun için de sabırlı, dikkatli, tedbirli bir ça­lışma gerekmektedir. Eski Çarlık Rusya’sı ile Sovyet Rusya arasın­daki ayınım, sözle değil işle göstermek ve anlatmak gerekmektedir. Bu bizim ödevimizdir. Siz de bir elçi olarak, Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin işlerine karışmamak siyasetinin, halklarımız arasında samimi bir dostluğun savunucusu olmak zorundasınız. Türkiye, bir köylü, bir küçük burjuva ülkesidir. Sanayii çok azdır. Olanı da Av­rupa kapitalistlerinin elindedir, işçisi çok azdır. Bunu dikkate almak gerekmektedir. Bir kez daha tekrar ediyorum, dikkatli ve sabırlı o- lunuz! Hükümet temsilcileriyle, halkla konuşmalarınızda her zaman nazik ve güleryüzlü olunuz! Allah sizi büyüklük, taslamaktan, ken­dini beğenmişlikten korusun!.”


Lenin, bu sözleri söyleyince gülümsedi ve Allah’ın bu işle hiçbir ilgisi olmadığını ekledi ve sözlerine şöyle devam etti:


- “En önemlisi halka saygı göstermektir. Emperyalistlerin yağ­macı, istilacı politikalarna karşılık bizim, hiçbir çıkara dayanmayan dostluk ve memleketin iç yaşamına karışmama durumumuzu açık- layınız? İşte sizin ödeviniz!.. Ne gibi yardımlarda bulunacağımız! da bildirelim; en kuvvetli bir ihtimalle silah yardımında bulunaca­ğız. Gerekirse başka şeyler de veririz.”

Dil öğreniniz. Basit insanlarla, toplum adamlarıyla sık sık görü­şünüz! Çarlık rejiminin elçileri gibi kendinizi, tahta perdelerle, kale duvarlarıyla emekçi halktan ayırmayınız. Çarlık elçileri, büyük ve­zirleri, memurları satın alıyorlardı. Bu bizim işimiz değildir. Biz halkla dostluk kurmalıyız.” Lenin bir aralık :

- “Ailenizle mi gidiyorsunuz?” diye sordu. “Bu çok iyi. Çocuk­larınıza Türkçe öğretiniz, sizin de öğrenmeniz gerek... Bu çok ö- nemlidir.”

Lenin veda sırasında elimi sıktı, bana iyi yolculuklar diledi.

Bu, Lenin’le son karşılaşmamdı. Bir daha onu görmek kısmet ol­madı.


Çiçerin Üzerine Başkaca Birkaç Söz


Çiçerin, uluslararası işlerde, Lenin politikasının sadık bir uygu­layıcısı idi. Çiçerin, kendine acımadan, dinlenmek nedir bilmeden şaşılacak bir fedakârlıkla, derin bir sevgi ile uluslararası cephede ça­lışmaktaydı. Oysa sağlığı hiç de yerinde değildi. Şeker hastalığı o- na hiç rahat vermiyordu.

Georgiy Vasilyeviç Çiçerin’in, diplomasi tarihi Ve uluslararası i- lişkiler konusunda derin bir bilgisi vardı. Yeni dilleri anlatılamaya­cak bir çabuklukla kavramakta ve öğrenmekteydi. Müzikten çok iyi anlıyor, kendisi de piyano çalışıyordu. Beethoven’in, Mozart’ın, Çaykovski’nin sonatlarını çalışındaki büyük ustalıkla Çin delegas­yonunu nasıl şaşırttığını, çok iyi hatırlıyorum. Delegasyonun kim­lerden kurulu olduğunu şimdi pek hatırlamıyorum. O sıralarda Çin’de devlet iktidarı sık sık değişmekteydi. Bu şöyle olmuştu: Çin elçiliğinde bir ziyafet verilmişti. Yabancı misafirlerin hemen hepsi gitmişti. Çiçerin piyanonun başına geçip oturdu. Pek de rahat olma­yan, yüksek tavanlı salon yan karanlıktı. Çiçerin, Beethoven’in so­natlarından birini, notasız ezbere çalıyordu. Duyarak çalıyor, melo­diler, insanın yüreğine işleyen bir biçimde, kâh yavaş, tatlı, hazin, kâh insanı mücadeleye, fedakârlıklarda bulunmaya çağırarak, uzun, ince parmaklarından dökülüyordu.


(Kaynak: Gözleri Çeliktendi / Aralov)


MÜDAFAAİ MİLLİYE VEKÂLETİ’NE*


Türkiya Büyük Millet Meclisi Riyaseti Kalemi Mahsus Müdüriyeti Adet 6/953

Ankara

1.11.37 [1921]


Müdafaai Milliye Vekâleti'ne


28.10.37 [1921] tarihli ve 6/943 numaralı tezkereye ektir.


Türkiya Büyük Millet Meclisi’nin 31.10.37 [1921] tarihli 103. toplantısının üçün­cü celsesinde kabul edilen 160 numaralı kanun icabınca Başkumandanlık müddeti­nin 5 Teşrinisani 337'den [5 Kasım 1921] itibaren üç ay uzatıldığı, söz konusu Mec­lis Riyaseti Celilesinin 31.10.37 [1921] tarih ve 1066/1932 numaralı tezkeresinde bildirilmiştir, Efendim.


Türkiya Büyük Millet Meclisi Reisi Başkumandan

M. Kemal

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG