10 Şubat 1920 Salı

Maraş’ta çarpışmalar en kanlı devresine ulaştı. Türk kuvvetlerinin adeta dağıl­ması üzerine bazı Maraşlılarda ateşkese gidilmesi görüşü belirdi. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti yönetim kurulunun karşı çıkmasına rağmen, Dr. Mustafa, ateşkes istemek üzere Fransız komutanına gitti. Komutan görüşmeyi yarma erteledi. Fransızlar Maraş’tan ayrılmak için hazırlık yapmaya başladılar. Urfa’da yönetimi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üzerine aldı. Fransızlarla çarpışmalarda Siverek aşiret kuvvetlerinin bir kısmına kumanda eden Sagip yaralandı. Türkler, sa­vunma için tedbirler aldılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 368)


Albay İsmet, durumu incelemek üzere Ankara’dan İstanbul’a döndü; Gece (9/10), Karabekir’e çektiği telgrafta, Yeni Harbiye Bakanı Fevzi Paşa’nın da bu durumu uygun gördüğünü bildirdi. Karabekir bugün verdiği cevapta, İstan­bul’da durumu inceleyecek birçok arkadaşlan varken bu gidişi uygun görme­diğini bildirdi. Temsil Kurulu üyesi ve Hakkâri Mebusu Mazhar Müfit Bey de İsmet Bey’le birlikte İstanbul’a gitti. Albay İsmet Ankara’ya 20 Ocak’ta gelmiş­ti. 3 Nisan’da yeniden Ankara’da olacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 368)


Rauf Bey'den gelen bir telgrafta benim de meclise iltihakımda bir mahzur olmadığı ve Felahı Vatan grubunda bulunmaklığım bildiriliyordu. Doğrusu, dört senedir uzak kalmış olduğumdan ben de memleket sevdasıyla İstanbul'a gitmeyi arzu ediyordum. Mustafa Kemal Paşa bu husustaki görüşmelerimizde : "Gidebilirsin, fakat yakında yine geleceksiniz. Ona göre tedbirli davran. Tekrar ve tekrar söylüyorum ki meclis İstanbul'da tutunamayacak, feshedecekler, dağıtacaklar, tevkifler başlıyacak Anadolu'ya geçmek zor olacak" diyordu. Sonra : "İsmet Bey de gidiyor (Reisicumhur İsmet Paşa), beraber gidersin" dedi. " Hesabatı kime devredeceğim ?" dedim. Düşündük, "Arif'i çağıralım" dedi. Bu Arif Bey, fırka kumandanlarındandı ve o zaman zannıma göre Amasya' da idi. Paşa'nın bu zata itimadı çoktu, kendisine Ankara'ya hemen gelmesi için telgraf yazıldı" şurasını da söyliyelim ki, Paşa'nın itimadı tam mı olan bu Arif Bey, suikast meselesinden dolayı İzmir' de idam olunanlar meyanında idi. Arif Bey geldi, hesabatı ve bana ait işleri kendisine devrettim, Şubatın nısfı ahirinde İsmet Bey'le İstanbul'a hareket ettik. O zaman şimendifer iki gün iki gecede ancak İstanbul'a gidiyordu. Kömür olmadığından lokomotifler odun ile hareket edebiliyordu. Ocaklarda kömür yerine odun kullanılıyordu. Bittabi birinci ve ikinci mevki vagonlar olmadığından biz de üçüncü mevkide seyahat edecektik. Soğuk şiddetli idi. Fakat bizimle beraber İstanbul'a gidecek olan levazım kaymakamı Rıza Bey (Japon Rıza) soğuğu ve iki gün iki gece tahta kanepe üzerinde gideceğimizi düşünerek altımıza üstümüze beylik denilen askere mahsus birer battaniye almıştı. Tren sabahları hareket ediyordu. Bir üçüncü mevki kompartımanında İsmet Bey, Rıza Bey, ben yerleştik ve Ankara'dan hareket ettik. Bütün gün gittik, nihayet gece Eskişehir'e gelebildik. Yollarda istim tutabilmek için saatlerce duruyorduk. Eskişehir İngiliz işgali altında idi. İstasyonda sevk memuru diye bulunan bir zabitimiz, bizim kompartımanda titremekte olduğumuzu görerek, İsmet Bey'e bir hürmeti mahsusa olmak üzere, bir yarım kesilmiş gaz tenekesine biraz kömür yaktırmış olduğu halde, kompartımana getirdi. Ne kadar makbule geçmişti. Fakat beş on dakika sonra istasyonda bulunan İngiliz - Hintli bir çavuş kompartımana gelerek bizim teneke mangalı vagondan aşağı attı. Vagonda ateş yasakmış. Müracaatlar bir netice vermedi, yine soğukla baş başa kaldık. Bu ıztıraplı seyahat devam ede ede nihayet İzmit'e geldik. O kadar çok kar yağmış idi ki, yolları kapamıştı. İzmit'te beş altı saat kadar yolun açılmasını, temizlenmesini bekledik. Gece İstanbul'a vasıl olabildik. İsmet Bey'i ciheti askeriyeden bazı zevat istikbal etti, aldılar, gittiler. Gece İstanbul'a gitmek için vasıta olmadığından o zaman Kadıköy cihetinde bir vazifei askeriyesi olan, az çok bana karabeti bulunan süvari kaymakamı Selim Bey (Selim Paşa olmuş ve vefat etmiştir) istasyonda beni görünce hemen alıp hanesine götürdü, o geceyi rahat geçirdim. Ertesi günü İstanbul'a geçtim. Bakırköy'de oturan ve adreslerini Selim Bey'den öğrendiğim ailemin nezdine gittim. Dört senedir görmediğim çocuklarım büyümüş; muntazaman para göndermek mümkün olamadığından evde eşya namına bir şey kalmamış, üstte başta her ne varsa satılmış; perişan bir yuva...


(Kaynak: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 2 / Mazhar Müfit Kansu / Syf 534)


İngiliz Yüksek Komiseri Robeck’ten Dışişleri Bakanı Curzon’a: Milliyetçilerin isteği üzerine dışişleri, içişleri, adalet bakanlan değiştirildi. Milliyetçi liderler, Hükumet’i avuçlan içine aldılar. Maraş hâlâ kuşatılmış durumda. Adana’da Ermeniler bir miting yapmışlar, silahlanmak, milis örgütü kurmak istiyorlar­mış. Fransızlar da herhalde bu istekleri kabul etmişler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 368)


Le Temps: İstanbul’u Türklerde bırakmazsak Türkler Doğu’ya doğru geniş­ler, Tatarlar, Araplar ve Bolşeviklerle birleşebilirler.


Paris Üniversitesi’nde Profesör Brun’un Ermenistan için düzenlenen bir konferansta sözleri: Erme­nistan yüzünü her zaman Fransa’ya çevirmiştir. Ermeniler sadık kardeşlerimiz­dir.


Peyamı Sabah’ta A. Kemal: Hâlâ bizde harp ve darp ta­raftarlarının muharebe âşıklannın haddi hesabı yok. Ne denir?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 368)


Cemal Paşa’nın ayrılması üzerine Harbiye Nazırlığına Fevzi Paşa geldi. Atatürk bu hadiseler sırasında Erkanı Harbiye Reisliğinden çekilecek olan Cevat Paşa’nın yerine, bizim Erkanıharbiye-i Umumiye Reisi olmamı Ali Rıza Paşa’ya teklif etmişti. Fakat bu teklif kabul edilmedi, İstanbul’da bana herhangi bir vazife verilmesi teklifini hiçbir hükumete kabul ettirmek mümkün olmuyordu. Ben Heyeti Temsiliye’nin Erkanı harbiyesinde Atatürk’le beraber ve Atatürk’e yardımcı olarak çalışmama devam ediyordum. Fevzi Paşa Harbiye Nazırı olunca, benim İstanbul’a dönmemi yazdı. Karar vermek lazımdı. Resmi sıfatım henüz üzerimdeydi, bir ordu zabitiydim. Harbiye Nazırı beni davet ediyor, gelmiyorum deyince, istifa etmeliydim. Vaziyeti Mustafa Kemal Paşa ile müzakere ettik. Mustafa Kemal Paşa mutabık kaldığımız hususun yani bir mücadelenin büyük bir harbe müncer olacağını hesaba katarak şimdiden ona göre hazırlanmak hususunun temini için Fevzi Paşa’nın Harbiye Nezaretine getirilişini müsait karşılamıştı. Bana ‘Fevzi Paşa Harbiye Nezaretindedir, kendisinin ile anlaşmak mümkündür. Senin onunla temas ederek, beraber olarak bu hazırlıkları mümkün olduğu kadar temin etmeye çalışman burada kalmandan daha daha faydalı olacaktır. Onun için dönmen lazım.’ Dedi. Mustafa Kemal Paşa Ankara’da kalmandan ise, bilakis gidip Harbiye Nezareti içinde çalışmamı ve gelecek zaman için hazırlanmak imkanlarını aramamı ısrarla tavsiye etti. Bunun üzerine şubatın ortalarına doğru Ankara’dan ayrıldım, geldiğim gibi trenle İstanbul’a döndüm.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 178)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG