10 Ağustos 1921

Sakarya Savaşı'na doğru... Yunan Küçük Asya Ordusu Başkumandanı Anastasios Papulas, birliklere yayımladığı emirde, 14 Ağustos saat o.5'te genel saldırıya geçileceğini bildirdi, hareket planını verdi ve Türk ordusunun aldığı savunma tedbirlerini anlattı. Plana göre Sakarya doğusundaki Türk kuvvetleri arkadan sarılarak Sakarya nehrine dökülecek. Maraş- Antep-Adana Cephesi'nden Batı Cephesi'ne nakledilen ve 2. Grup adını alan Selahattin Adil Bey komutasındaki 2. Kolordu birlikleri, Akşehir-Çay arasında toplandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İtilaf Devletleri Paris Konferansı, Türk-Yunan savaşında tarafsızlıklarını açıklayarak, savaş kuvvetlerinin Boğazlar çevresine girmesini yasakladı. Yüksek Konsey, şirketleri Yunanistan'a silah satmakta serbest bıraktı. Bunun tarafsızlığa aykırı olmadığı görüşünü belirtti. Lloyd George, Paris'te Yunan ordusunun kuvvetli, Türk ordusunun zayıf olduğunu ileri sürdü. Tarafsızlık politikasına son verilmesini isteyerek Sevr'in yırtılmış olması nedeniyle arabuluculuk için zamanın uygun olmadığını söyledi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sovyetlerin gönderdiği altınların ilk bölümü Ankara'ya geldi. İkinci bölümü 25 Ağustos, üçüncü bölümü 4 Ekim'de gelecek.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon, Malta sürgünlerini bu şartlarda yargılayıp mahkum etmenin güçlüğünü İstanbul Yüksek Komiseri'ne bildirdi. Delil olmadığını, Fransızlarla İtalyanların bu mahkumiyete razı olmadıklarını belirterek bu 43 tutuklunun salıverilmesini düşünmek zorunda olduklarını anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkinci dönem 5 İstiklal Mahkemesinden biri olan Kastamonu İstiklal Mahkemesi'nin hakimleri, Mustafa Necati'nin başkanlığında Ankara'dan yola çıktılar. İstiklal Mahkemeleri, önce 11 Eylül 1920'de kurulmuş, 17 Şubat 1921'de Ankara dışındakiler kaldırılmıştı. 23 Temmuz'da, Samsun, Kastamonu, Eskişehir, Konya'da yeniden birer mahkeme kurulması kararlaştırılmıştı.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye'nin halka çağrısı: Savaş silahlarını teslim ediniz!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ruşen Eşref: Mustafa Kemal'in sözleri, milletine güvenen bir kahramanla, kahramanına güvenen bir millet arasında geçti. Sen ümit ordususun. Esirlikten kurtulamayan, ruhu bunalmış Müslüman ülkelerine bile ışık saçıcı tek pencere sensin!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ümit


İçim bütün cüdalarla dolu bir diyardır ki uçsuz bucaksız hasreti, elemi, ziyanı, nekbeti var. Fakat bu diyarı çok seviyorum, zira bu benimdir. ‘Keşke iyi günlerinde yaşasaydım!’ diye onun şimdiki halinden yılacak ürkecek kadar zayıf değilim! Ona ağlayabilmeyi dünkü kaygısız kahkahalardan daha doğru ve daha derin buluyorum. Yarın benden sonrakilerin yüzü gülebileceğini ummak bugün dertlerime, tasarıya sığmaz bir tahammül bir munislik veriyor. Evet bu diyarın toprağını da insanlarını da seviyorum: Hepsine birden: ‘İyi olacaktır! Ümit kesmeyin! Neler çekseniz yorulmayın! Zira yorgunlukların akıbeti her fecaatten feci olur! Ümidiniz varsa ölseniz de ölmezsiniz!’


‘Kulubelerinize ve tarlalarınıza ne kadar üzülseniz yeridir. Bu üzüntü her yüreğin kurdudur. Fakat değil bu dünyadan olun şu geçici şeyleri hatta aziz canınızı pek düşmeyin! Bakınız ki yalnız Allah’tan olan ve ilahı olan ümidiniz ölmesin! Zira mülkleri canları ve dünyanın bütün tatlarını en darmadağınık eden şey onun ölümüdür. Hatta en kutsal istiklal aşkını hatta en kutsal inan aşkını öldüren katil ümitsizliktir!

Süleymaniye’yi, Selimiye’yi, Sultanahmet’i ümit kurdurdu.’

Bugün hepimizin kalbindeki bu duyguyu büyük bir ölü vaktiyle oğluna şöyle anlatmıştı:

‘Ümidimiz bu: Ölürsek de biz, yaşar mutlak

Vatan sizinle şu zindan karanlığından uzak…’

Şimdiki hür Türkiye halkının yarınki hür Türkiye halkına vasiyeti ancak budur.


(Kaynak: İstiklal Yolunda / Ruşen Eşref / Syf 38)


Öğüt (siyah çerçeve içinde): 10 Ağustos, geçen yıl bugün Avrupa'nın büyük(!) başlan aralarında Sevr'i imzaladılar. Anadolu ise boynunu uzatmadı. Sevr'e verilecek cevap yumruktu. Yumruk attık. Ateş ve barutumuz, üzerimize salınan sürüleri perişan etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Tekalif-i Milliye: Şimdi harpleri ordular değil, milletler yapmaktadır. Artık bütün millet düşmana son darbeyi indirmek için ayaklanmış demektir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papoulas üç gün önce ordusuna Ankara’yı ele geçirmeyi hedef alan genel saldırı emri vermişti. Papulas bugün verdiği yeni bir emirle genel saldırı emrinin uygulanması için toplanma ve ileri yürüyüş hazırlığına başlanmasını istiyordu. Yunan Orudusu 14 Ağustos günü sabah 5’te ileri yürüyüşe geçecekti. Büyük tarihi saldırı için dört günlük bir hazırlık ve toparlanma süresi kalmıştı artık. Kanlı günler yaklaşıyordu.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 44)


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’yu son ve kesin sonuçlu savunmaya hazırlarken, halkın üzerinde yaratmak istediği havayı şöyle açıklamıştı:


‘Savaş yalnız iki ordunun değil, iki ulusun tüm varlıklarıyla karşı karşıya gelmesi ve vuruşması demektir. Bu nedenle bütün Türk ulusunu cephede bulunan ordu kadar düşüncede, duyguda ve eylemde savaşla ilgilendirmem gerekmektedir. Ulusun bireyleri, yalnız düşman karşısında bulunanlar değil köyünde evinde tarlasında bulunan herkes, silahla vuruşan savaşçı gibi kendini görevli sayarak bütün varlığını döğüşe yöneltmelidir.’


Bu amaca yönelen Ulusal Yükümlülük Emirleri’nin başında 2 numaralı emir geliyordu. Bu emir uyarınca Anadolu’da ocağı yanan bacası tüten her ev cephedekiler için bir çift çorap, bir kat iç çamaşırı ve bir çift çarık hazırlamaya koyuldu. Türk toplumunun en küçük ünitesi olan aile, tüm bireyleriyle bu yükümlülüğü bir an önce yerine getirmek için çalışıyordu. Zaten her aileden en az bir kişi cephedeydi. Aile bireyleri örecekleri çorabın, hazırlayacakları iç çamaşırının çarık biçimine sokacakları hayvan derisinin, Anadolu’nun bir başka evinden, bir başka ailesinden koparak cepheye gitmiş bir askerin sırtını sıcak tutacağını, ayaklarını ısıtıp koruyacağını biliyorlardı. Cephedeki babaları, oğulları, kocaları, yakınları da Anadolu’nun bir başka yerindeki, bir başka evin gelini, anası tarafından hazırlanan giysilerle üşümeyecekler korunacaklardı. Elindeki şişle Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın emrini yerine getirmeye çalışan genç kız, taze gelin, yaşlı ana, şişin attığı her ilmekte cephedeki babayı, ağabeyi, kocayı ve oğlu düşünüyor, savaşı her yönüyle ta içinde duyuyordu.

Anadolu bağrına sokulan düşmana karşı toplu bir seferberliğin içine girmişti.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 44)


İngiltere Başbakanı Lloyd George, bugün İngiltere Ticaret ve Sanayi Odalarına Yunanistan’a doğrudan savaş gereçleri yollanabileceğini bildirdi. Tüm dünya, ya Türk Yunan Savaşı’nda İngiltere’nin yansızlığını ilan eden Lloyd George dolaylı ve dolambaçlı yollardan Yunanistan’a silah ve gereç yollamaktan bıkmıştı anlaşılan. İşi açığa dökmekten çekinmiyordu. Nasıl olsa Yunan zaferi yakındı.


Yunanistan’da top, tüfek fabrikası yoktu. Yunanistan kamyon, uçak, gemi yapamıyordu. Ama Yunan ordusunda bütün bunlardan bol miktarda vardı. Yunan ordusu, üniforması dışında, İngiliz ordusu görünümündeydi.


İngiltere işin kolayını bulmuştu. Yansız bir devlet olarak Yunanistan’a silah vermediğini söylüyordu. Dedikleri doğruydu. Yunanistan’a doğrudan silah vermiyordu. Bazı kişiler bazı tüccarlar İngiltere serbest piyasasından İspanya ve Romanya için aldıkları silahları, gereçleri Yunanistan’a götürüyorlarsa bunu İngiliz hükümeti nasıl önleyebilirdi?


İngiltere iki yüzlü davranıştan sıyrılmaya karar vermişti. Yakında Yunanların kazanacakları büyük zaferden payını almanın hazırlığı içindeydi.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 45)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG