10 Eylül 1921

Türk ordusu bütün gece, saldırı hazırlıkları yaptı. İnisiyatifi ele alan Türk ordusu, sabah saat 7.30'da karşı saldırıya geçti. Şiddetli saldırıya rağmen bazı Yunan mevzileri sökülemedi. Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşalarla Albay Kazım Bey, Zafertepe'den hareketleri izliyorlar. 5. Tümen, kanlı boğuşmalarla Duatepe'yi geri aldı. 18 gün önce elden çıkan Mangal Dağı, çarpışmasız ele geçirildi. Eski Polatlı da Türklere geçti. Duatepe'de Yunan topları ve önemli miktarda cephane ele geçirildi. Yunan ordusuna çekilmek için hazırlanması emredildi. Yunanlılar, fazla ulaşbrma araçlarını ve ağırlıklarını Sakarya'nın babasına çekmeye başladılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Papulas'ın Başbakan Gunaris'e yaptığı çekilme teklifine bugün cevap geldi. Başbakan cevabında "İşgalimiz altında bulunduracağımız hat, barış görüşmeleri sırasında Yunanistan'a katılmasını isteyeceğimiz hattın mümkün olduğu kadar ilerisinde bulunmalıdır. Yalnız, askeri faydalan sağlamak amacı güdünüz. Hareketinizi siyasi kaygılardan uzak yapınız" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan İkinci Kolordu Komutanı Prens Andre, görevden ayrılmak istediyse de Başkomutan Papulas durumun buna elvermediğini bildirerek isteği yerine getirmedi. Andre, emirlere uymamakla suçlanıyordu. Yunan Genelkurmay Başkanı, Türklerin yenilemediğini, Mustafa Kemal'i müzakereye mecbur etmek için işgal edilen yerlerin daima elde tutulması gerektiğini, Türk ordusunu imha etmenin mümkün olmadığını, takibin ise tehlikeli olduğunu bildirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karagöz'de, Mustafa Kemal, Anadolu'da başka çatal olmadığından Ankara balını Yunan başkumandanına süngü ile yediriyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tercümanı Hakikat: -Sakarya'da roller değişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Başkumandan , Genel Kurmay Başkanı ve ben hep beraber sağ cenahı geçerek karargahımızı Karapınar köyünde kurduk. Taarruzu buradan idare edeceğiz. Mutabık kaldığımız taarruz planına göre, Kazım Paşa’nın emrinde topladığımız kuvvetlerle, düşmanın sol kanadına, Dua tepe mevzilerine kati neticeli bir taarruz yaptıracağız. Fakat bütün cephe taarruza iştirak edecek. Taarruz umumi bir taarruz manzarası gösterecek. Ancak. Cephenin diğer yerlerinde kısmen düşmanı işgal etmek için bazı noktalarda da Duatepe’den söküp atacağımız düşmanın çekilme yolunu kesmek için taarruz edilecek. Ama biz, neticeyi Duatepe’de alacağız. Cephe emirlerini bu esaslara göre verdim.


10 Eylül günü sağ cenahtan taarruza geçtik. Duatepe muharebesi başladı. Elimizde bir ihtiyat kuvveti toplamıştık. Taarruz geliştikten sonra, bununla taarruzu devam ettirecektik. Duatepe’den başka düşmanın istinat noktalarından bir olarak, hemen ileride, yine sol cenahında Karatepe mevzileri vardı. Bu mıntıka gayet sarp bir arazi tabiatında idi. Muharebeyi takip ediyoruz. Öğle üzeri şu emri verdim.


“ 1- Sabahtan beri yaptığımız taarruz bütün cephede müsait surette ilerlemektedir. Düşman bütün cephede sarsılmıştır. Saat 11.00’de yaptırılan tayyare keşfi ile cepheden Kavuncu köprüsüne ve Sakarya garbından geriye doğru yürüyüş kolları görülmüştür. Düşmanın umumi çekilmeye mecbur olduğu muhakkaktır.

2- 57. Tümen Karatepe’ye taarruz için gönderilmiştir. Mürettep kolordunun emrindedir.

3- Ordu bütün cephede 10 Eylül 1921 için verilen taarruz hedeflerini behemahal ele geçirecektir. Taarruza şiddetle devam edilmelidir. Karşımızdaki düşman kuvvetlerini kati surette ezmek, bütün seferi kati neticeye erdirecektir. Bu emrim bütün kumandanlara ve neferlere bildirilecektir.”

Karatepe’ye de taarruz başladı. Orada ağır muharebeler cereyan etti. İki taraf da çok zayiata uğradı. Arazi gayet sarp ve taarruz eden kuvvetlerimiz sayıca üstün olmadığından, düşman orada tutunabildi.

Ertesi gün Duatepe ve Karatepe bölgesinde düşman mukabil taarruza geçti. Düşmanın sol cenahını çökertmek için burada topladığımız kuvvetin kafi gelmeyeceğini anladım. Cephenin en yakın yerinden yeni kuvvetlerle taarruzu takviye ettim. Nihayet burada düşman yenilgiye uğradı. Yunan cephesinin sol cenahı düştü. Ricat başladı. Bunun üzerine verdiğim emirde düşmanın çekilme hareketini hezimete çevirmek lazımdır, düşman mevzilerini terk ederse fasılasız takip edilecektir, kıtaların yirmi dört saat içinde göstereceği gayret bütün düşman ordusunu yok edebilir, dedim.


İSMET İNÖNÜ HATIRALAR / 254 – 255


Duatepe’ye saldıracak beş Türk tümeninin komutanı Albay Kazım (Özalp) geceyi Zafertepe’de uykusuz geçirdi. Gece boyunca gerekli hazırlıkları yaptı.

Tüfekler temizlenip yağlandı. Makineli tüfek şeritlerine fişekler dolduruldu. Askerlere cephane ve sargı paketleri dağıtıldı. Toprağa uzanıp sabahı beklemeye başladılar.

Şafak sökerken Duatepe kalın bir sisle örtülüydü. Albay Kazım, batarya dürbünü çukurunda sisin dağılmasını bekliyordu sabırsızlıkla… Sis biraz dağılınca dürbünle Yunan mevzilerine baktı. Bu sırada Yunan subaylarının da dürbün başında olduklarını fark etti. Belli ki Yunanlar o sabah için saldırı bekliyordu.

Sabahın ilk ışıklarıyla “ üç Mustafa “; Mustafa Kemal (Atatürk), Mustafa Fevzi (Çakmak ) ve Mustafa İsmet (İnönü) karargah subaylarıyla birlikte Zafertepe’ye geldiler. Ünlü kadın yazar Halide Edip’de (Adıvar) yanlarındaydı. Üzerindeki er üniformasının kollarında “ onbaşı” rütbesi vardı.

Başkomutan Atatürk hemen batarya dürbününün başına geçti. Gözünü merceğe dayayıp Yunan mevzilerini gözetlemeye başladı. Sonra dürbünün başından ayrılıp hemen yanındaki Albay Kazım’a taarruzu başlatması için emir verdi.

Birkaç dakika sonra Türk topçuları Duatepe’yi ateşe boğdular. Gök gürültüsüne bir ses eşliğinde Duatepe’den yükselen dumanlar, gökyüzündeki sise karıştı.

1. Tümen Duatepe’ye saldırmak, 15. Ve 23. Tümenler tepeyi sağdan kuşatmak için araziye yayıldılar. 17. Tümen ise Karargahtepe ve doğusunda düşmanı oyalamaya çalışacaktı. Piyadelerin bir an önce Duatepe’ye ulaşıp Yunan mevzilerine akması gerekiyordu.

Başkomutan Atatürk, ayakta omuzunda bir pelerin, dürbünüyle saldırıyı izliyordu. Bir ara bağdaş kurup oturdu. Dürbüne dayadığı mavi gözlerinin etrafındaki morluklar, uykusuz gecelerin eseriydi. Kırık kaburgasının acısını ise çoktan unutmuş gibiydi. Hemen yanı başındaki İsmet Paşa, kulağına iyice dayadığı telefondan çarpışmalarla ilgili bilgi alıyordu. Biraz uzaktaki Fevzi Paşa ise semaya açmış dua ediyordu.

Havada dolaşan dev arılara benzeyen Yunan uçaklarının kulak tırmalayan vızıltıları, top gürültülerine ve makineli tüfek seslerine karışıyordu.

Bu sırada Başkomutan Atatürk, tepede bir köşeden saldırıyı seyreden Halide Edip Hanım’a bakıp biraz tebessüm ederek, “ Gelin Hanımefendi! Savaşıyoruz!” diye seslendi.

Halide Edip, Paşa’yı çok sevdiği oyunu oynayan bir çocuk gibi neşeli buldu!

“ Duatepe’ye saldırıyoruz…” dedi Paşa…

Halide Onbaşı da dürbünüyle bu “ savaş oyununu “ seyretmeye başladı: Top. tüfek gürültüleri arasında karşı tepelere insanların göğüs göğüse çarpıştıklarını görüyordu.

Öğleye doğru savaşın şiddeti arttı. Yunan ordusu direniyordu. Başkomutan Atatürk, Sakarya Savaşı’nı kazanabilmek için Duatepe’nin bir an önce ele geçirilmesini istiyordu. Düşündü taşındı. Topçu ateşini daha etkili kılmak için 15. Tümen’in yanına gitmeye karar verdi. Bu karar başkomutanın çarpışmaların en şiddetli anında düşmanın burnunun dibine sokulması demekti.

Atını, 15. Tümen Komutanı Albay Şükrü Naili’nin ileri hatlardaki karargahına doğru sürdü. Kısa süre sonra saldırıya katılan birliklerin arasındaydı, Paşa’yı yanı başında gören askerlerin morali birdenbire yükseldi.

Aynı saatlerde Yunan Ordusu Komutanı Korgeneral Papoulas ise Sakarya’nın batısındaki karargahında her türlü tehlikeden kilometrelerce uzakta, ordusunun zafer haberlerini bekliyordu.


(Kaynak: Alptekin Müderrisoğlu / Sakarya / 257-259)


Çok değil 3 gün sonra 13 Eylül 1921’de Yunan Komutan Papoulas, hiç beklemediği bir haberle sarsılacaktı; 22 gün 22 gece süren Sakarya Savaşı Türk ordularının zaferiyle sonuçlanmıştı.


ATATÜK ETKİSİ İflas, İşgal, Direniş, Kurtuluş / SİNAN MEYDAN / 167 -168 – 169


Aradan binüçyüz kadar sene geçti. Aynı mübarezenin İnönü’den Sakarya’ya kadar yine aynı suretle cereyan ettiğini görüyoruz.


Bu putlu ve haçlı kralın karşısında, İslamiyetin ilk devrelerinde efsanevi kahramanlardan daha cezibeli ve ruhunun imanı o kahramanlardan da coşkun bir Hamza vardı: Anafartalar kahramanı.


Bir taraftan şirkin, taassubun, zulmün ve adavetin timsali olan putlu bir kral. Diğer tarafta tevhidin, nur ve imanın, hak ve istiklalin müdafii olan Mustafa Kemal


İslamiyetin Hamza’sı gibi Anadolu’nun Hamza’sı da gök gürlemesini andıran bir sada ile putlu ve haçlı krala haykırdı: “ Hamle et kafir”

Fakat Hamza ki imanını ulvi dininin ruhundan, azmini asil milletinin koynundan, sebatını mağrur kayaların sinesinden almıştı, bir an ne azmine halel, ne sebatına sekte getirdi.

Kafir ki her adımı bir za’f, her ilerleyişi bir kuvvetsizlik, her savleti bir hüsran oluyordu, nihayet son hücumundnun da boşa gittiği ve bu son hamlesinin de muvaffakiyetsizlikle neticelendiğini gördü. O zaman Anadolu’nun sinesinde, Sakarya’nın üstünden, Hamza’nın hançeresinden bir sada yükseldi. Bir sada ki gök gürlemesinden daha heybetli, yıldırımların tarrakasından daha şiddetli, aslanların narasından daha korkunçtur; kafirin yüreğine inen, onun muvaffakiyetini bekleyenlere felç getiren bu sada “ Nöbet Hamza’nın!” diyor.

Haydi tevhit ve imanın, nur ve halasın, hak ve istiklalin müdafii olan Anadolu Hamza’sı, şiddetini çılgın kasırgalardan ve hışmını yanar dağların nar ve niranından al. Al ve öyle yürü!


İSMAİL HABİB SEVÜK’ÜN AÇIKSÖZ’DEKİ YAZILARI / YRD. DOÇ. DR. MUSTAFA ESKİ / 115-116-117


Ondan sonra öteki siperleri de dolaştım. Top ve makineli tüfek sesleri hiç ara vermiyor. Elimdeki dürbünle savaş oyununu seyrediyorum. Bunun neticesinin hastanelerde ne şekil aldığını unutmuş gibiydim. Evet, insanlar birbirine giriyor. Nihayet süngü savaşları. Adeta kocaman karıncaların yuvaları etrafında kavga etmeleri gibiydi. Yanımdaki;


- Şu sivri ehrama benzeyen tepeyi görüyor musunuz? O Karadağ’dır. Onun arkasına bakarsanız, Yunan ricatını görürsünüz, dedi.

Baktım Güneşli göğün altında, siyah bir toz bulutu arasında kapkara bir insan sürüsü gidiyor. Dedi ki:

- Yunanlar cesaretli dövüşüyorlar. Kuvvetlerinin çekilişini kapatmak için topçuları kendilerini feda ediyor.

İşte Papulos’ın askeri görüşü, bu ilk çekilmeden sonra savaşı bir yıl daha sürdürdü. Askeri bakımdan mükemmel bir şey. Ama insanlık bakımından, bir yıl önce bitmesi iki taraf için de daha iyi olurdu. Savaş o gün dörde kadar sürdü. Yirmi Üçüncü Fırka Duatepe’nin arkasından Çekirdekler’e girmişti. Bunu söyleyen Binbaşı Muharrem On beşinci Fırka’ya bunu haber vermek için, onbaşıyı da beraber götürmesi gerektiği zaman, bir çocuğa mükafat vaad ediyormuş gibiydi.

Yeni karargaha geldiğimiz zaman, Miralay Asım beni onbaşı yapmış ve bana bu nevi uğur alameti gibi muamele etmişti.

Binbaşı Muharrem dedi ki:

- Şimdi insanların top ateşi ile öldüğü yere gidiyoruz. Bunu söyledikten sonra, arabaya binerek epeyce gittik. Bana Duatepe’de dumanlar arasında savaşan insanların elimi tutacakmış gibi geliyordu. Orada bir şey parladı, bir ses:

- Ateş diye gürledi ve parlak bir madde uçup gitti. Duman ve gürültü. Nihayet, kendi topçu kısmımıza gelmiştik. Yine demir gibi bir ses bize sert bir eda ile emir verdi:

- Yüzükoyun yürüyün!

Binbaşı Muharrem:

- Mevkilerinin Yunanlılar tarafından keşfedildiğini istemiyorlar, dedi. Yüzükoyun yürümek bana gülünç geldi.

- İşte Kumandanım sipere geldik, diye yanımda bir ses fısıldayınca, siperden bir dev kolu gibi bir kol uzandı, beni yakalayarak aşağıya çekti. Bu, Şükrü Naili Paşa’nın koluydu. Bu adam gayet uzun boylu, sarışın ve çocuk gibi mavi gözlüydü. Yüzü toprak içinde. Beni siperdeki dürbününün başına oturtarak:

- Şimdi onbaşı, buradan Yunanlılara ateş edeceksin, dedi.

Beni mazur görmesini rica ettim. O kendisi ateş meselesini temin ederken, biz siperden sürünerek çıktık.

Şükrü Naili Bey, eski Cermenlerin devrine yaraşır bir insandı. Miralay Arif, onun icabında süngü ile dövüşecek kabiliyette bir insan olduğunu söyledi. Yedi fırka kumandanı Sakarya’da şehit olmuştu. Şükrü Naili’nin şehit olmaması için (sekizinci olmaması için) içimden dua ettim.

Duatepe alınmıştı. Üstünde bir tek Türk askerinin güneşin altında, ayakta durduğunu gördüm.

Saat dokuzda karargaha döndük. Geçtiğimiz vadi, havasına mürekkep sürülmüş gibi kararmıştı. Şurada burada nakliyeciler ateş yakmış oturuyorlardı. Onların arasından, atlarımızın nal sesleri vadide akisler yaparak geçtik.

Bizim hücum bir hafta kadar devam etti. Karadağ’a Elli Yedinci Fırka hücum etti. Bunlara bakarken insan kalabalıkların birbirlerini öldürdüklerini görüyordum. 1200 kişiden müteşekkil olan Elli Yedinci Fırka’nın yedi yüzü şehit olmuştu. Ben, kendi kendime içimden, bu cehennem sahnesiyle ilgilenmemi tenkit ediyordum Miralay Kazım’ın çadırına geldiğimiz zaman, bize yer gösterdi. Kumandanın bir saman yığınından ibaret olan yatağının üstüne oturduk. Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesini bekledik. Ondan sonra da, at üstünde, onu arabasında takip ettik.

Yunanlılar Sakarya’nın doğu tarafını aceleyle terk ediyorlardı. Biz de artık Polatlı’ya gidebildik. Eylül’ün on üçünde Mustafa Kemal Paşa ile öğle yemeği yerken, Malta’dan henüz dönmüş olan Fethi Bey’i orada bulduk. Miralay Arif’de oradaydı. Mustafa Kemal Paşa, bir çocuk gibi memnun görünüyordu. Elini Miralay Arif’e uzatarak, el falına bakmasını söyledi. Miralay Arif:

- Bak parmaklarının arasından ışık sızıyor. Hiç içini saklamıyorsun. Dedi.

Mustafa Kemal Paşa gülerek;

- Bunu bilmek için elime bakmak lazım mı. dedi


(Kaynak: TÜRK’ÜN ATEŞLE İMTİHANI / HALİDE EDİP ADIVAR / 245-246-247)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG