10 Kasım 1920

Batı Cephesi Komutanlığı'na atanan Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey, Bilecik'te görevine başladı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Ermenilerin ateşkes şartlarını kabul etmemeleri ve sonuna kadar direnmeye karar vermeleri üzerine, Doğu Cephesi ordusu harekata devam hazırlığı yapıyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İstanbul’da Vahdettin’in çevresinde gelişen olaylardan birisi de Veliaht Abdülmecit’in firarı konusudur. Damat Ferit “ Abdülmecit’i yakalatıp hapsettirmiştir. Gerekçe olarak Anadolu’daki harekete katılmak için firar edeceğinin , ya da Padişah’ı zehirleyip tahta geçme isteğinin anlaşılmış olmasıdır” Ancak Yeni Gün bu söylentilerin Saray’ın kara tarafından da koruma altına alınması amacıyla çıkarıldığını iddia etmektedir. Polis baskısı altında tutulan Abdülmecit’e Vahdettin mabeyincisi aracılığı ile hatırını sormuş, “o da kendisini polis baskısı altında kimin bulundurduğunu bildiğini. Padişahlıkta gözü olmadığını , ancak Sevr Barışının Padişah tarafından imzalanmış olmasının Osmanlı Hanedanı tarafından Türk milletine karşı yapılmış bir nankörlük olduğunu bir kağıda yazarak, Vahdettin’e göndermiştir. Vahdettin de “nankörlük” suçlamasını tahta geçme arzusu olarak yorumlamış , Abdülmecit’e aceleye gerek olmadığını, herkesin sırasını beklemesi gerektiğini, kendisinin de az beklemediğini sıranın kendisinde olduğunu ve hüküm süreceğini bildirmiştir. Bir taraftan da Abdülmecit ile ilgili aşk hikayeleri anlatılmaya başlanmıştı ki bu da Abdülmecit’i gözden düşürme entrikalarındandır. Bu entrikaları Saray ve İstanbul Hükümeti çok iyi bilmektedir.


KURTULİUŞ SAVAŞINDA ANADOLUDA YENİ GÜN / Nurettin GÜLMEZ / 324


İsmet İnönü anlatıyor:


10 Kasım’da Bilecik’e geldim ve kumandayı fiilen ele aldım. Cephe karargahı Eskişehir’deydi. Bilecik’ten Eskişehir’e geçtim. NİZAMSIZ TEŞKİLAT FİKRİNİ VE SİYASETİNİ YIKMAK YAPACAĞIM İLK İŞTİ.


Eskişehir’e gelir gelmez, hemen tümen kumandanlarını topladım. Kendilerine Garp Cephesi Kumandanlığını deruhte ettiğimi söyledim. Cephe kumandanı olarak takip edeceğim politikayı, kumanda usulünü şu tarzda izah ettim:


Şimdiye kadar Kuvayı Milliye ile ordu vazifelerini bir arada meczedilmiş olarak ifa ediyordu. Büyük Millet Meclisi teşekkül etmeden evvel gerek ordunun idaresi, ordunun cephe vazifeleri, gerek Kuvayı Milliye’ye yardım meseleleri, özellikle mali bakımdan ve inzibat bakımından sivil vazife ile karışık bir haldeydi. Anadolu’da milli hükumetin teşekkülünden sonra vaziyette, sevk ve idarede esaslı bir değişiklik olmuştur. Şimdiye kadar her kumandan kendisine ayrılmış olan bölgeden efradını alır, kıtasının iaşesini ve tesisatını kendisi temin eder, ordunun idaresi hükumetle bir ilgisi olmaksızın kumandan tarafından halkla temas edilerek doğrudan doğruya yapılırdı. Artık bu usulü terk edeceğiz. Bundan sonra ne ihtiyacınız olursa Garp Cephesi Kumandanlığından isteyeceksiniz. İhtiyaçlarınız cephe kumandanlığınca temin olunacaktır. İaşenin, teçhizatın ve ordu maaşının temininde bu usule riayet edilecektir. Artık ordunun halkla teması olmayacaktır. Halktan asker almak gerekirse bildireceksiniz, bunların hepsini ben temin edeceğim. Kimseden on para alamazsınız ve kimseyi hiçbir sebepten dolayı tavzif edemezsiniz. Vatandaştan şikayetiniz varsa bunları usulüne uygun olarak bana bildireceksiniz. Şikayetler devletin resmi, adli mercilerinde, ordunun adli mercilerinde yani Divanı harplerde tetkik olunacak ve gereği yapılacaktır. HİÇ KİMSEDEN PARA ALMAK YOK, HİÇBİR VATANDAŞI KENDİLİĞİNİZDEN ASKERE ALMAK YOK. HİÇBİR VATANDAŞA EZA ETMEK YOK. BUGÜNE KADAR YAPILMIŞ OLAN MUAMELELERİN HİÇBİRİNİ ARAMAYACAĞIM. BUNDAN SONRA YAPACAKLARINIZIN HESABINI SORARIM.


Her şeyi açık açık anlattım. Muntazam ordu idaresi, kumandanların arayıp da bulamadığı bir şeydi. Bugüne kadar şartlardan ve ihtiyaçlardan dolayı vazifeleri dışında birçok işlerle uğraşmaya mecbur olmuşlardır. Şimdi mühim olan husus, kumandanların zihnini meşgul eden husus, halkın yardımını kestikten sonra hazinenin muntazam ordunun ihtiyacını temin edip edemeyeceği hususudur. Bunu kesinlikle tespit ettim, kumandanlığına da tebliğ ettim. Sonradan anlaşıldı ki bu muameleye girişmekle, daha ilk günden itibaren Kuvayı Seyyare ile çatışmış oldum.


Birinci Kuvayı Seyyare Kumandanı Ethem Bey, her tarafa subaylar göndermiş. Değerli insanları ikna ederek, davet ederek askere alıyor. Ellerinde şifreler var. Bu şifrelerle muhabere ediyor. Sivil makamları tazyik ediyor, tehdit ediyor. Herhangi bir kazada veya vilayette mukavemet görürse, merkezden müfreze gönderiyor ve zorla o işi yaptırıyordu. Ben bunların hepsini kesmek istedim.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 207)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG