10 Mayıs 1920 Pazartesi

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu anlatıyor:


Biz memurlar bütün mebusların seçim bölgelerini daha ilk günden, seçim tutanaklarının sıraya dizerken öğrenmeye başlamıştık, çünkü öğrenmek zorundaydık. O zaman Soysallıoğlu ismail Suphi, Besim Atalay, Tunalı Hilmi gibi soyadı kullanan milletvekilleri müstesna olmak üzere, bütün milletvekilleri kendi adlarıyla anılırdı. Böyle olunca onları birbirinden ayırt edebilmek için nerenin mebusu olduğunu bilmek gerekirdi. Mesela Necip Bey adımda bir milletvekilinin herhangi bir işi veya önergesi memurlar arasında söz konusu olsa, "Mardin" mi yoksa "Ertuğrul" mu (Bilecik) diye sorulurdu. Böylece çok geçmeden hemen bütün mebusların seçildikleri yerleri, sanki bir soyadı gibi onların adıyla birlikte ezberlemiştik. Hacı Şükrü Bey denildiğinde, hemen Diyarbakır, Zamir Bey denildiği zaman hemen Adana, Hafız İbrahim Bey denildiği zaman hemen İsparta aklımıza gelirdi. Hele Refik Bey, Refik Şevket Bey gibi ilk Meclis'in en çok söz alan milletvekillerinin adı söylenince "Konya" veya "Saruhan" sözleri ağzımızdan çıkardı. Haydar Bey denilirse, "Kütahya" mı "Van" mı, diye sorardık. Öyle bir zaman geldi ki, Birinci Büyük Millet Meclisi'ndeki -hiçbir işe karışmayan, hiç söz almayan silik mebuslar dışında- hemen bütün milletvekillerinin adları ve seçim bölgeleri bir arada olmak üzere belleğimizde yerleşti. Bugün aradan yetmiş yıl geçtiği halde, örneğin "Hüseyin Hüsnü Efendi" denilse, bir çağrışımla hemen "Isparta" ve rahmetlinin dikkatli bakışları, sakallı ve sarıklı görünüşü hatırıma gelir. Mebusların seçildikleri illerin adı, sanki askerlikteki künye veya şimdi öz ad ile birlikte kullanılan soyadı niteliğinde idi o Meclis'te.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu)


Dün başlayan Edime Kongresi'nin ikinci günü. Şakir Bey (Kesebir) "İstanbul'la uzlaşmak, abesle uğraşmaktır" dedi. Birinci Kolordu Kumandanlığından alınmış olan Cafer Tayyar Bey, silahlı kuvvete dayanmayan bir ülke delegelerinin hiç bir şey yapamayacağını söyledi. Saray Müftüsü Ahmet Efendi "Boşu boşuna oturursak, miskinlik ve zilleti kabul etmiş oluruz.

Düşman istilası tehlikesi olan bir yerde cihat, farz-ı ayindir" diye konuştu. Bazı delegeler ise savaşa girişmenin felaket olacağını, savaşı ancak Padişah'ın ilan edeceğini söylediler. Salih Cevdet adındaki delege "Irzımızı namusumuzu korumak için Padişah'ın izin vermesine lüzum var mıdır?" diye sordu. Yapılan oylamada 12 çekimser, 2 muhalif, 1 "aklım ermez" oyuna karşılık, 200 kişi silahlı savunmadan yana oy kullandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 35)


Ankara Hükümeti dışsatımı serbest bıraktı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 35)


İngiliz Yüksek Komiser Vekili Webb'in raporu: Damat Ferit çok üzüntülü. 1878'deki gibi barışın tadilini umuyor. Ben ona bu konuda küçücük de olsa cesaret veremedim.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 35)


Ziya Gökalp'ın Malta'dan Kızı Seniha'ya: "Birbirinize teselli veriniz. Bu zamanlar sabırla, tahammülle geçer"


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 35)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG