10 Ocak 1920 Cumartesi

Bu arada bir de gazete çıkarmayı planladılar. Sivas’ta bir İrade-i Millîye gazetesi vardı. Bu gazetenin yayınlarının kamuoyu oluşturmada çok yararı görülmüştü. Sahibi imtiyaz hakkını vermeyince yeni bir gazete çıkarmaya soyundular. Adı Hâkimiyeti Millîye olacaktı. Baskı ve kâğıt için Valilikten yardım alınması gerekiyordu. Mazhar Müfit usulen izin istemeye gitti, ancak vali yardımcısı Yahya Galip öteki memurların yanında çok olumsuz bir tavır takındı. Herkes çok şaşırdı. Memurlar bir bir odayı terk ettikten sonra, valinin ‘hava atmak’ amacıyla bunu yaptığını söylemesi sonucu ortam yumuşadı ve her türlü yardıma hazır olduğunu söyledi ve bu yönde emirler verdi. Kongre günlerinden itibaren böbürlenen yöneticilerin tuhaflıklarıyla karşılaşmaya alışmışlardı. Gazetenin daktilosu Osmanlı Bankası’ndan temin edildi. Böylece Hâkimiyeti Millîye’yi çıkarmaya başladılar. İmtiyaz sahibi Recep Zühtü idi. Gazetenin dar ve tahta bir merdivenle çıkılınca hemen iki küçük odadan oluşan idarehanesi vardı. O küçük odanın birinde tahta bir masanın kenarında, beş numaralı kötü bir lambanın ışığı altında yazılar yazılırdı. Hemen herkes elinden geldiğince yardımda bulunurdu.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 632)


Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nin ilk sayısı. Amacını, “Milletin iradesini hakim kılmak” diye açıklayan gazete, Temsil Kurulu’nun sözcülüğünü yapıyor ve Mustafa Kemal’in gözetiminde yayımlanıyor. Şimdilik, 4 küçük sayfa olarak haftada 2 kez yayımlanan gazete, 6 Şubat 1921’de günlük olacak. Hakimiyeti Milliye’nin ilk sayısında çıkış amacı anlatılıyor, Türk-Kürt birliği savunuluyor. Diğer yazıların başlıkları: Bursa hanımlarının protestosu, Pazarcıklıların Fransızları protesto telgrafı, Yenizelos’un nutku, Azerbaycan, Gürcistan, Arabistan, Amerika ve İngiltere ilişkileri, Arabistan, Irak, İzmir cepheleri... Hakimiyeti Milliye’den önce yayımlanmaya başlayan Albayrak (Erzurum), Öğüt (Konya), Açıksöz (Kastamonu), İstikbal (Trabzon), İradei Milliye (Sivas) İzmir’e Doğru (Balıkesir), İkaz (Afyon) da Anadolu’da millî mücadele lehinde yayın yapıyor­lar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 316)


Mazhar Müfit anlatıyor:


Sivas’ta bir İrade-i Milliye gazetesi vardı. (14 Eylül 1919 tarihli gönderiyi inceleyebilirsiniz.)


Ankara’da böyle bir gazetemiz olmak lazımdı. İradei Milliye’yi Ankara’ya nakletmek istedik.


Sahibi imtiyazı muvafakat etmedi. Bu tarihi gazetenin Sivas’ta devamı arzusunu ızhar etti.


Şu halde başka bir isimle Ankara’da bir gazetenin çıkmasını ve isminin Hakimiyeti Milliye olmasını görüştük ve karar verdik. Usulen gazetenin neşri için vilayete müracaatla müsaadei resmiyesini aldık. Muavenet için de vali vekiline beni gönderdiler.


Hükumete gittim ve Vali vekili Yahya Galip’in odasına girdim.’Paşa’nın selamı var, Hakimiyeti Milliye’yi çıkaracağız, bize vilayet matbaasından ödünç olarak kağıt vermenizi ve tab için lazım gelen hurufat vesaireyi ihzar edinceye kadar Matbaa-i Vilayetten yardım edilmesini rica ediyor.’ dedim.


Yahya Galip Bey; ‘Birader böyle şeyler sorulur mu? Matbaa-i Vilayet de sizin, biz de sizin; ne kadar kağıt isterseniz alınır. Matbaa müdürüne lazım gelen emirleri veriniz.’ Dedi ve ısmarladığı kahveyi içtikten sonra mektebe geldim.


Yüksek Komiserler, Hükümet’e sert bir nota vererek muhtı­ranın basında yayımlanmasını eleştirdiler. Bundan sonra nelerin basma açıkla­nacağına kendilerinin karar vereceklerini bildirdiler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 316)


İstanbul’da boşalmış 3 milletvekilliği için seçim yapmak üzere ikinci seçmen­ler, Üniversite konferans salonunda toplandılar. 18 Aralık’ta yapılan seçimleri kazananlardan Haşan Fehmi’nin ölümü, Lütfi Fikri’nin istifası ve Celalettin Arifin Erzurum mebusluğunu tercih etmesi üzerine, 3 mebusluk boşalmıştı. Bugün kullanılan 326 oyla çoğunluk sağlanamadığından seçimler 15 Ocak’a ertelendi. Erzurum mebusları Süleyman Necati ile Hüseyin Avni ve Beyazıt Mebusu Şefik Beyler, Erzu­rum’dan İstanbul’a törenle uğurlandılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 317)


Milne’in raporu: Şartları ağır bir barış anlaşması Mustafa Kemal’i güçlendirir. Yüzbaşı Hadkinson’dan Yüksek Komiser Vekili Webb’e: İzmir-Burdur arasını gezdim. İtalyan işgal bölgesinde Türk çeteleri var. İtalyanlar seyirci. Hristiyanlar panik içinde. Muğla’da millî hareket çok kuvvetli. İtalyanlar da silah yardımı yapıyor. Antalya’dan içerilere deve kervanıyla silah taşınıyor. Bu kıyıları bir İngiliz gambotu ziyaret etse iyi olur.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 318)


Mustafa Kemal İstanbul Meclisi’nde başkan seçilmesini ister. Amacını da dağılan milletvekillerini toparlamak olarak açıklar. İstanbul’da toplanan Meclis’te kendisinin reis seçtirilmesini özellikle Rauf (Orbay) gibi bazı arkadaşlarından ısrar ile istemişti. Gerçekte ise o, İstanbul’a gitmek, başkanlık yapmak düşüncesinde değildi. Fakat bu Meclis’in başına er geç bir kaza geleceğinden emindi, böyle bir durumda Millî Meclis’in başkanı kimliğiyle Ankara’da yani Anadolu’nun ortasında hür ve bağımsız kalmayı, Meclis başkanı yetkisiyle bazı girişim ve eylemlerde bulunmayı tasarlıyordu. Önce Ankara’da konuştuğu vekiller bunu doğru bulup kabul ederler. Ancak milletvekilleri İstanbul’a gelince iş değişti. Onun başkanlığı için çalışmazlar. Bir kısmı, Onun başkanlığı hem ülkede, hem de işgal ordusu komutanlığı ve müttefikler gözünde çok olumsuz etki yapar düşüncesini yayarak cesaretleri kırdılar. Büyük bölümü de, Meclis’in içinde “başkan” seçilecek nitelikte birisinin bulunmadığını kimseye anlatamayız diyerek, alınmış kararın tersine onu başkan seçmediler. Rauf (Orbay) bu kararın gerekçesini açıklarken; “Biz, pek büyük sakınca doğuracak olan bu işi ileri sürmekten vazgeçiyoruz,” demiştir. Bu karar Mustafa Kemal’i daha sonra biraz güç durumda bırakacaktır. İstanbul Meclis’i 12 Ocak 1920 tarihinde açılmıştır. Mustafa Kemal’in kendisini başkanlığa önermeyen arkadaşlarına tepkisini dile getirirken, başbakan Ali Rıza Paşa hükümetine güvenoyu verilmesine de içerlediğini ortaya koymuştur. Çünkü, Başbakan yaptığı konuşmada ulusal irade adına söz söylenecek tek yerin İstanbul Meclis’i olduğunu söylemesine karşın, Ankara’dan gidenler tepkisiz kalmıştır. Ayrıca, Başbakan, Ulusal Örgütün ikinci bir hükümet gibi görünmemesini ve hükumet işlerine karışmamasını; Aydın, Maraş gibi yerlerde başlamış olan yerel direniş hareketinin daha da ileri götürülmeden durdurulmasını, böylece düzenin ve güvenin sağlanmasını siyasa bakımından iyilik doğurucu olarak gördüğünü söylemiştir. Bu öğütlerini verdiği yer, Felâhı Vatan Grubunun toplantısıdır ve Rauf, Mustafa Kemal’e telgrafla bildirmiştir.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 635)


Nutuk’tan/


Ben, Meclis-i Mebusan’ın, İstanbul’da saldırıya uğrayacağını, dağılacağını, kesin olarak bekliyordum. Böyle bir durum karşısında alınacak tedbiri kararlaştırmıştım.


Hazırlığımız ve gerekli düzenlemelerimiz de başlamıştı: Ankara’da toplanmak…


İşte bu görevi yaparken, milletçe yanlış anlaşılmaya yol açmamak için, tedbir olarak da bir şey düşünmüştüm: Meclis-i Mebusan Başkanlığına seçilmek.


Bundan beklediğim, dağıtılan milletvekillerini Meclis-i Mebusan Başkanı sıfat ve yetkisiyle yeniden davet etmekti. Gerçi bu tedbir, ancak görünüşü kurtarmak için ve geçici olarak işe yarayabilirdi. Fakat, böyle bunalımlı zamanlarda, yararı geçici de olsa, her türlü tedbirin alınmış olması her halde gereksiz sayılamazdı…


Gerçekte İstanbul’a gitmeyecektim. Fakat bunu açığa vurmaksızın, zaman kazanacak ve durum bir süre için uzakta bulunuyormuşum gibi ayarlanarak, Meclis, başkan vekilleri vasıtasıyla idare olunacaktı.


Bu tedbirin uygulanması, elbette, Meclis’e giden ve gerçek durumu kavramış olması gereken arkadaşların yardım ve gayretleri ile mümkün olabilecekti.


Efendiler, bu konuyu gereken kimselere açtım. Düşünce ve görüşlerimi uygun buldular. Bu yolda çalışacaklarına söz ve güvence vererek İstanbul’a gittiler.


Ancak, pek az, belki bir veya iki arkadaştan başkasının, bu düşüncenin sözünü bile etmediklerini öğrendim.


Bu konuda hâkim olan düşünce ve mantık şuymuş: Bunca milletvekilleri içinde Meclis Başkanı olabilecek değerde bir adam bile yok mudur ki, Meclis’te bulunmayan bir milletvekilini kendi yokken başkan seçeceğiz… Meclisi oluşturan sayın üyeleri bu kadar yetersiz göstermek, yabancılar üzerinde kötü etki yapmaz mı?


Bir başka mantık da, Meclis Başkanlığı’na Kuva-yı Milliye Başkanı’nı seçmek, daha ilk günden, Meclis üzerine şüphe ve saldırıyı çekme fırsatı vermektir. Bu da akıl kârı olamaz.


Böyle düşünen ve mantık yürütenlerin, bana pek de uzak insanlar olmadığını görenler, susmayı tercih etmişler…


Efendiler, itiraf etmeliyim ki, bu tedbirin alınmamış olması, Meclis dağıldıktan sonra beni küçük bir güçlükle karşılaştırmıştır. Bu noktayı da sırası gelince bilginize sunacağım.


Mazhar Müfit anlatıyor:


Sabah oldu. Gece düşünmekten uyuyamamış olduğumdan yatağımda istirahat halinde iken kapı vuruldu.


İçeriye giren zat Müftü efendinin geldiğini söyledi. Eyvah şimdi Müftü efendiye kahve ısmarlamak lazım, kahve var ama şeker yok, benim iki parça şekerim var onu da masanın gözünde saklamışım, ya şekerli kahve içerse ya sigara vermek lazım gelirse…


Müftü Efendi (Rıfat Efendi) odama girdi.


-Müftü efedi, zannıma göre kahve içmezsiniz değil mi?

-Evet içmem

-Sigara?

-Onu da kullanmam.


Halbuki Müftü efendi kahve içerdi, fakat biz buna meydan vermemek için sualde bulunduk. Müftü efendi derhal vaziyeti anladı ve içmem dedi. Tebessüm ederek:


-Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az olsa da yardımda bulunmayı vazife bildik.

-Bundan bir şey anlamadım. (Küçük kasayı göstererek) Paramız var

dedim. Halbuki kasa mevcudu 48 kuruştan ibaretti. Müftü efendi bu sözümü dinlemedi bile. Geldi, cübbesinin altından bir torba çıkardı. İçindeki kağıt paraları saymaya hazır bulunuyordu.

-Müftü efendi, teşekkür ederiz ama evvela Paşa ile bu hususta bir görüşseniz iyi olur.

-Görüştüm, kasa Mazhar Müfit beyde’dir. Ona veriniz’ dedi.

-Pekala


Müftü efendi saymaya başladı. Nihayet tam bin lira saydı. Bende yataktan kalkarak paraları aldım ve kasaya koydum.


Bunun üzerine emirberi çağırdım ve iki şekeri verdim: ‘Bize birer kahve pişir!’ dedim. Müftü zaten vaziyeti anlamış olduğundan güldü. Ve ‘Şeker Pahalı, hesap lazım, sizde de gelen giden çok, başa çıkmaz değil mi?’ diye latifeleşti. Kahveler içildi. Muhterem müftü çıktı gitti. Bende paranın miktarını derhal Mustafa Kemal Paşa’ya haber vermek üzere odamdan çıktım.


Paşa, ‘Gördün mü, akşam ne kadar sıkılmıştık. Bu hatıra gelir miydi? Allah bize yardım ediyor’ dedi.

Ben de: ‘Evet, kul sıkılmayınca Hızır yetişmez dedim.

-Şimdi hızırı filan bırak bakalım. Masrafları tanzim et.


(Kaynak: Erzurumdan’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber 2 / Mazhar Müfit Kansu / Sayfa 507)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG