10 Temmuz 1920 Cumartesi

Bursa'nın önceki gün Yunanlılar tarafından işgal edilmesi, bütün yurtta derin bir üzüntü ve heyecan yarattı. Meclis kürsüsüne, Bursa kurtuluncaya kadar kalacak olan siyah bir örtü çekildi. İsmail Suphi Bey, Avrupa burjuvazisinin altındaki temel taşlan çekmek gerektiğini, Bolşevik, şeytan veya Çinli bile olmak gerekiyorsa olacaklarını söyledi; başka bir mebus, Rusya ve Hindistan'da 10 milyon Müslümanın teşkilatlandırılarak yardıma çağrılmasını istedi. Mustafa Necati Bey, gereken kuvvetin ülkeden toplanabileceğini belirtti. Seçme birlikler kurulması, Meclis'in yalnız savunma işleriyle uğraşması gibi istekler dile getirildi. Bir mebus üzüntüden konuşamadı ve gözyaşları arasında kürsüden indi. Mebuslar, daha önce metni kararlaştırılmış olan ant içme töreni yaptılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Meclis’teki düş kırıklığının ilk tepkileri 10 Temmuz günü ortaya çıktı. 31 milletvekili tarafından meclis başkanlığı’na aşağıda aynen sunulan önerge verildi:


‘Birinci başkentimiz olan Bursa’nın sefil Yunanlılar tarafından işgali ve bu işgal neticesiyle orada din ve vatan kardeşlerimizin düçar olduğu mezalimin tessüratını iştirak ettiğimizin bir nişanesi olmak üzere celsenin yirmi dakika tatiliyle riyaset kürsüsünün kara örtü ile örtülmesini teklif eyleriz.’


Önerge okunduktan sonra meclis ikinci başkanı Celalettin Arif Bey, şu sözleriyle oya sundu ve sonucu açıkladı


‘Efendim bu önergeyi kabul edenler lütfen ellerini kaldırsın. (Eller kalkar) Kabul edildi efendim, başkanlık kürsüsü kara örtü ile örtülecektir. Birleşimi yirmi dakika kapatıyorum.’


Başkanın bu sözlerinden sonra birleşime ara verildi. Bir ‘kara örtü’ bulunarak başkanlık kürsüsünün üstüne serildi. Bu örtü, ‘Büyük Zafer’ den sonra, Meclis’in 6 Eylül 1922 günlü oturumunda alınan yeni bir kararlar kaldırılacaktır.


Bir sonraki birleşimde Meclis koridorlarında kulaktan kulağa dolaşmakta olan bazı söylentiler, Burdur Milletvekili İsmail Suphi Bey’in önergesiyle tartışmaya açıldı.


‘Bu kez Bursa’ya giren ve ne yazık ki Osmanlı Bayrağı’nı taşıyan Halife Ordusu adındaki fesat karıştırıcılarla birlikte bulunan Yunanlılar, oradaki kutsal anıtlarımızı ve sanat eserlerimizi tahrip ve tahkir ve Müslüman Türk kızlarının ırzlarına geçip kirlettikleri işitilmiştir. Cihanda benzeri görülmemiş derecede ağır olan zulüm ve feci durumların, bugünkü gündeme alınması ile memleketin her yanında yayınlanması ve duyurulması sağlanarak, ulusal heyecan ve intikam duygularının uyandırılması konusunda Bakanlar Kurulu’na ivedi duyurulmasını öneririm.’


Bu oldukça duygusal ve gerçeklerin abartılarak aktarıldığı önerge, Bursa’nın işgalinin BMM’de yansıyış biçiminin ne denli sarsıcı olduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir. Anlaşılıyor ki meclis kulislerinde, sonradan Celal Bayar’ın da belirteceği gibi, birtakım yalan yanlış söylentiler ve dedikodular büyük ölçüde etkili olmuştur. Kimi milletvekilleri, güvenilirliği tartışmalı bazı kaynaklardan işittiklerini veya kendi kurguladıklarını heyecanlı ve gerilimli bir biçimde anlatarak çok karamsar bir ortamın doğmasına neden olmaktaydılar.


Bunda, işgal sırasında Bursa’da bulunan milletvekillerinin, belki de bir tür utanç duygusuyla sessiz kalmalarının da etkisi olmaklıdır. Ne var ki Bursa milletvekilleri, bu konu da sonraki birleşimlerde de söz olmayacaklardır.


Antalya Milletvekili Rasih Efendi söz olarak Bursa’nın işgalinden duydukları üzüntüyü dile getirdi. Bu konuşmanın önemli bölümleri şöyle:


‘Sayın arkadaşlar, Beş dakika önce kulağımıza gelen gönül okşayıcı ses bana bir şey anımsattı. O ses şu idi, Karşımızdaki caminin minaresinde okunan ezan. Arkadaşlar, bana anımsattığı ne idi biliyor musunuz? Bursa’nın Yeşil Cami’sinde o sesin bugün susmuş bulunmasıdır. Bugün Yeşil Cami’de o gönül okşayıcı ses sustu. Cemaat namazını kılamıyor. Cemaat çil yavrusu gibi dağıldı. Deminden İsmail Suphi Bey kardeşimiz ‘Bursa’ya girenlerin aralarında Hilafet Ordusu’ndan olan asker var’ dediler. Burada bir şey sormak istiyorum o askere: Acaba Yunanlıların süngüleriyle dini gerçekleştirmeye mi geliyorlar? Acaba zamanında ‘Din elden gitti’ diye bağılan o İstanbul’daki şeyhülislam, Anadolu’yu velveleye veren o Mustafa Sabri denilen alçak, Anadolu’yu ‘Dinimiz gidiyor’ diye velveleye veren Zeynelabidin, Yunan askerine sığınmak üzere bir anıt kurduracak. Yunan askerleriyle galiba orada saltanat kuracak. Keşke ordunun başına gelse idiler. Şu millet de görse idi ki, onlar Yunanlılardan daha alçaktırlar. Gerçekten onlar daha aşağılık, dinle ilişkileri salt milleti kendi kişisel çıkarlarına araç etmek için bir tutkudur ancak. Bunu millet anlasaydı efendiler.’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı’nda Bursa / Yılmaz Akkılıç / Syf 399)


Adana'da Kaçkaç! Şehirde Fransız ve Ermeni terörünün artması üzerine Türkler şehri terketmeye ve ova köylerine sığınmaya başladılar. 4 gün sürecek göç sırasında onbinlerce kişi şehri terk edecek, daha sonra Toroslara çekilecektir. Fransızlar Taşlı'ya saldırdılar, Kuvayı Milliye karargahı, Irmakbaşı Kilise köyüne çekildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Tavaslılar, Mustafa Kemal'e çektikleri telgrafta, efelerin zulmüne karşı korunmalarını istediler. Tavaslılar, Demirci Mehmet Efe'nin önceki gün ve dün Denizli'de estirdiği terörü ve öldürmeleri dikkate alarak gece nöbet beklemişlerdi. Mustafa Kemal, 12'de vereceği cevapta, isteklerinin önemle dikkate alınacağını bildirecektir. Demirci Mehmet Efe, Albay Şefik Bey'le Denizli'den lsparta'ya gitti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Yozgilt isyanının elebaşılarından Çapanoğlu Celal Bey, yakalandı. Celal Bey'in tutuklanmasına 7 Haziran'da karar verilmiş, durum, Ankara Valisi Yahya Galip Bey tarafından, eski bir şükran borcunun ifadesi olarak kendisine duyurulmuş ve kaçması sağlanmıştı. Celal Bey, affedilerek İstanbul'da oturmaya mecbur edilecektir. 1 Ağustos'ta da Halit Bey teslim olacak ve 13 Haziran 1921'de asılacaktır. Albay Rafet Bey, Akdağmadeni'nden Genelkurmay Başkanı İsmet Bey'e çektiği telde Ethem ve İbrahim Bey kuvvetlerinin geçtiği yol boyunca talan edilmedik hiçbir yer ve hiçbir şey kalmadığını, şimdi de bugün geldikleri Akdağmadeni'ni talan etmeye hazırlandıklarını, şehri bunlara bırakamayacağını bildirdi; bunların Yozgat'a döndürülmesini, bölgeyi yola getirme işinde kendisinin ve Selahattin Bey'in yetkili kılınmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Moskova'ya gitmek üzere 11 Mayıs'ta Ankara'dan hareket etmiş olan elçilik kurulu üyeleri, Rize'den Tuapse'ye geçtiler. Bekir Sami ve Yusuf Kemal Beyler, Erzurum-Azerbaycan yolu ile Moskova'ya gitmeyi denemişler, ancak Ermenistan'dan geçit verilmediği için Trabzon'a inmişlerdi. Kurul üyeleri, 12'de Tuapse'ye, 19'da Moskova'ya varacaklardır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Ankara Hükümeti, Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı ve donanma işlerine bakacak bir Deniz İşleri Müdürlüğü kurdu. Müdürlük şimdilik bakanlığın özlük işlerine ait bir odada çalışmaya başladı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Dışişleri Bakanı Curzon, Roma elçisine, İtalyanların Mustafa Kemal'le iyi geçinerek öteki İtilaf Devletleri'nden ayn bir politika gütmesinden yakındı. Mustafa Kemal, bir İtalyan generaline şunları söylemiş: Gücünün en yüksek noktasında bulunan İngiltere sallanıyor. İtalyanlar, Almanlarla birleşerek İngiltere'ye karşı Avrupa dengesini kurabilir. Asya'nın her tarafındaki ve Mısır'daki Müslümanların görevi, İngiltere'nin sonunu getirmektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Karagöz'ün nasihatları: Siyasete dair yazma, İttihat'ı karıştırma. İtilafı yarıştırma. Tuzlu tuzsuz nene gerek. Sade suya yazılar yaz. Hiç kimseye dil uzatma. Bekirağa'da sakın yatma. Sulh uzadı diye sakın, söylerken etrafına bakın ...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 120)


Bursa’nın düşman tarafından işgal edilmesi üzerine Mustafa Kemal Paşa’nın Refik (Koraltan) Bey’in önergesini kürsüye gelerek cevaplaması; ‘Efendiler, Yunan taarruzu ile meydana gelen bugünkü durum bir sonuç değildir. Bu duruma bakarak hüküm vermek doğru olmaz. Ancak, bugünkü sonuca bakarak sebeplerini ve amillerini aramak lazımdır. Bu hususta evvelki oturumlarda yapmış olduğum açıklamalardan başka bir şey söylemeye bendeniz lüzum görmüyorum.’


(Kaynak: Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve Yurt Gezileri / Necati Çankaya / Syf 95)


San Remo kararlarının saptandığı ve Osmanlı Hükumeti’nin itirazlarının İtilaf Devletleri’nce olumsuz biçimde yanıtlandığı günlerde, İtalyan basınında yer almış olan Türkiye ile ilgili haberler, Fransız ve özellikle de İngiliz basınına oranla daha olumlu idi. Bağlaşık hükümetlerin Haziran sonlarına doğru Yunanlıların Batı Anadolu’nun iç kesimlerine, barışı sağlamak (!) amacıyla yayılmalarına izin vermeleri İtalyan basınınca iyi karşılanmıyordu. Bu kararları düzenleye ve onaylayan hükumet adamlarının, aynı zamanda Damat Ferit yanlıları ile barış yapmanın ve Mustafa Kemal’le ise savaşmanın güç bir iş olduğunu düşünmeleri gerektiği anımsatılarak, bu uygulama ‘faydası kolaylıkla anlaşılamayan tahrip edici ve delice bir siyaset’ olarak nitelendiriliyordu. Ayrıca Yunan saldırısı büyük siyası uzlaşma kararlarına ne denli uygun bulunmuyor veya şimdilik bunun önüne geçilemiyorsa da, kısa süre sonra İslam dünyasının sahip olduğu politik ve dini etkenler ümitsizlik duygularıyla birleştiğinde, olumsuz bir ortamın içinde kalınabileceği 10 Temmuz 1920 tarihli İl Secolo gazetesince ileri sürülüyordu. Bu yazı 9 Ağustos 1920 tarihli Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı’nda Türk Basını / Dr. İzzet Öztoprak / Syf 188)


Fransız İş Adamının Anadolu Dönüş Raporu


İngiliz Askeri İstihbarat Teşkilatı İstanbul Şubesi’nce hazırlanan ve 2-8 Temmuz 1920 günlerini kapsayan istihbarat raporları haftalık özetinde, ‘Bir Fransız iş adamının Anadolu dönüşünde verdiği haberler’ başlığı altında;


‘Anadolu’da güvenliği iyi olduğu, Hristiyanlara herhangi bir saldırıda bulunulmadığı, polis, jandarma ve kontrespiyonaj servislerinin iyi organize edilmiş oldukları, öte yandan dikkat çekici bir asker hareketlilik bulunduğu, batı yönüne giden trenlerin disiplinli ve düzgün teçhizatlı birliklerle dolu olduğu, buna karşı uçak ve topçu birliği görüşmediği, şu ana kadar Ankara’da Alman bulunmadığı sonucuna varmanın mümkün olduğu, ancak Eskişehir’den hangi milliyete ait olduğu bilinmeyen birkaç sivilin Ankara’ya gittiği, geri döndüklerinde ise üniformalı oldukları, Sabri Bey’in Ankara’daki milliyetçilerle hareket eden Dobruca yerlisi, Müslüman bir Romanyalı olduğu, ancak görevinin bilinmediği, tehlikeli bir milliyetçi ve Bolşevik olan Eskişehir demiryolu direktörünün, demiryolu atölyelerini silah ve mühimmat fabrikalarına dönüştürdüğü haberinin aynı kaynaktan alınan bir başka ilginç ve önemli haber olduğu, milliyetçiler ile İtalyan ve Fransızlar arasındaki dostluğu müşahede edildiği’ hususları ifade edilmektedir.


Rapor içeriğinde yer alan hususların, Frnasız iş adamı hüviyetinde olan kişinin, iş bağlantıları yaparken gördüklerinden ibaret olamayacak kadar detay içerdiği dikkate alındığında, belli bir istihbarat ihtiyacı çerçevesinde haber toplamış olduğu izlenimi edinilmektedir. Gelişen durum içinde Türkler ile Fransızların ilişkilerinin daha yumuşak olduğunu gören İngiliz İstihbaratı’nın bu milletten kişilerin daha kolay haber toplayabileceği kanaatiyle, elemanlarıma işlemini, haber gelme olasılığı bulunan her yöne kaydırdığı sonucuna varabiliriz.


(Kaynak: Milli Mücadele Döneminde İstihbarat Faaliyetleri / Serdar Yurtsever / Syf 196)


Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı kitabından:


10 Temmuz 1920


Kemal’in Milliyetçi Kuvvetlerinin Ağır yenilgilere uğraması Türklerin umutlarını kırdı.


Yunan ordusunun Bursa yakınlarında olduğu bildirildiği halde Yunanlılar henüz şehre girmediler. Bursa’da her taraf tam bir sessizlik içinde. Şehrin ileri gelenleri Eskişehir’e kaçmış olup Yunan ve Türk yetkilileri şehri polislerle donatmak için çaba harcıyorlar.


Yunan harekatının Anadolu’da sağladığı başarılardan sonra Türklerin durumu daha iyi kavramaya başladıkları söylenebilir. İstanbul Hükumeti’ni destekleyen ve yeren gazeteler artık ağız birliği etmişçesine Türk Barış Konferansı delegelerinin Paris’ten ayrılmasını üzüntüyle karşıladıklarını belirtiyor ve Mustafa Kemal’in Anadolu’daki Milliyetçi harekete bir an önce son vermesi dileğinde bulunuyorlar.


(Kaynak: Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı / Osman Ulagay /Syf 106)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG