11 Ağustos 1921

Türk ordusu, saldırıya hazırlanan Yunan ordusuna karşı savunma tedbirlerini artırıyor. Mustafa Kemal, Batı Cephesi Komutanlığı'na yarın Sincanköy'de ihtiyat cephesini ve sonra cephe karargahını denetleyeceğini bildirdi. Cephenin görülemeyen yerlerini görmek üzere Meclis'ten beş kişinin gönderilmesi kararlaştırıldı. Yurdun çeşitli yerlerinden gelen ve Batı Cephesi'ne sevk edilen birlikleri karşılamakla görevli kuruldan Ali Şükrü Bey, Trabzon'dan önceki gün Ankara'ya gelen Milis Alayı Komutanı Topal Osman'ın sözlerini nakletti: İki ayağımı kaybetsem bile, sedye üzerinde olsun, düşmanı denize dökünceye kadar savaşacağıma ant içtim


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hacim Muhittin, Muhittin Baha, Yusuf ve Ali Saip Beylerden kurulu Konya İstiklal Mahkemesi üyeleri Konya'ya vardı. Konya'da işini bitirdikten sonra mahkeme 1 Ekim'de Karaman'a hareket edecek. Konya ayaklanmasına katılanları cezalandırdıktan sonra 10 Ekim'de Ereğli'ye, 20 Ekim'de Anamur'a, daha sonra Silifke'ye ve Niğde'ye gidecek, 9 Aralık'ta Konya'ya dönüşünde büyük törenlerle karşılanacaktır. İkinci dönem İstiklal Mahkemelerinden Kastamonu İstiklal Mahkemesi üyeleri de dün Ankara'dan hareket etmişlerdi. Ankara, Samsun ve Eskişehir' de de birer İstiklal Mahkemesi bulunuyor.* Amasya İstiklal Mahkemesi kararıyla Gümüşhacıköylü 4 Rum, yabancı müdahalesini davet etmek için yabancı memurlarla ilişki kurmak suçundan idam edildiler


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Başkumandanlığa seçilmesi dolayısıyla kendisini kutlayan Afgan Elçisi Sultan Ahmet Han'a teşekkür etti. Yazıda, "Bütün Doğu ve Müslüman aleminin Türk milletinin giriştiği yüce ve kutsal mücadelede başarılı olması hakkındaki temiz dileği, kahraman askerlerimize duyuracağım" denildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Amerikalı Gazeteci Mr. Lavrence Shaw Moore ile yaptığı görüşmede "Bir ölüm kalım mücadelesine girişmiş bulunuyoruz. Türkiye'nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü kurtarmağa çalışıyoruz" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fethi Bey'in not defterinden: Bu gece 2'ye doğru cepheden gelen raporlara göre, düşman bütün kuvveti ile mevzilerimize yaklaşıyor. Demek ki bir iki gün sonra muharebe olacaktır. Milletin talihini halledecek olan bu muharebe neticesine ne büyük bir helecanla intizar eylediğim tariften müstağnidir. Tabii bu helecan az çok endişe ile karışıktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Anadolu Ajansı: Konyalılar, bayramda kullanacakları şekerlerin bedellerini Hilal-i Ahmer'e, kurban edecekleri hayvanları da orduya bağışlıyorlar


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Geçen sene bugün (dün), gaddar Avrupa'nın uzattığı ölüm senedini hain eller imzalamıştı, Anadolu'nun bir senelik kahramanca mücadelesi, zalimane karan akim bıraktı. İnşallah yakında aynı ellere yırttıracaktı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Vakit: Anadolu'da maddi ve manevi hazırlıklar. "Köy Hocası"nın askere hitabesi. -Cepheden gelen Mahmut Esat'la mülakat: Türk kılıncı kırılmayacak, kıracak!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Anadolu bağrına sokulan düşmana karşı toplu bir seferberliğin içine girmişti birden. Her yerde arı oğul vermiş gibi bir didişme, olağanüstü bir canlılık göze çarpıyordu. Yunan işgalinden arta kalan topraklar, işgale uğramamak için varını yoğunu ortaya döküyordu.


Ulusal Yükümlülük Kurulları, il ve ilçe merkezlerinden başlayarak köylere doğru hızla Anadolu’nun elde kalan kesimlerini taramaya koyulmuşlardı. Gittikleri yerde ulusal yükümlülük emirlerinde belirtilen malların halkın ve tüccarların elinde bulunanları saptıyorlardı. Giysi, ayakkabı, hayvan koşumu ve nal yapımında yararlanabilecek her türlü malın, buğday,un, kuru sebzeler, arpa, saman, şeker, tuz ve mumun; akaryakıt makine yağı, oto lastiği, tel, pil ve benzeri gereçlerin yüzde 40’ına ordu adına el konuyordu.



Ulusal Yükümlülük Kurulu üyeleri genellikle tüccarların elinde bulduklarıyla yetinmek zorunda kalıyordu. Halk ürettiğinin büyük bölümünü kendi gereksinmelerini karşılamak için ayırıyor, geri kalanı paraya çevirmek için tüccarlara satıyordu. Kurul üyeleri kimi köylerde el koyacak bir şey bulamıyorlar, kimi köyleri de yardıma muhtaç bir durumda buluyorlardı.

Ulusal Yükümlülük Kurulları, el konulan mallara hakça değer biçerek bir tutanak düzenliyordu. Tutanakta el konulan malların cinsi, miktarı ve değeri belirtiliyor, senet yerine geçmek üzere malsahibine veriliyordu. Bunun bedeli düşman kovulduktan sonra ödenecekti.


Halkın elinde bulunan silahlara da el konuluyordu. Bunlar için bir bedel ödeme söz konusu değildi. Çünkü halkın evinde silah bulundurması zaten yasadışı sayılıyordu. Ama halk devletin veremediği can güvenliğini kendileri sağlamak için bu silahları edinmişti.


Ulusal Yükümlülük Kurulları halkın verdiği ve el koyulan malların cins ve miktarlarını telgrafla Ankara’daki Başkomutanlık karargahına bildirmeye başlamışlardı. Başkomutanlık karargahı cephedeki birliklerin gereksinmelerine göre topladıkları malları araçları nereye göndereceklerini yine telgrafla kurullara bildiriyordu. Ama cephenin desteklenmesi daha çok Ankara üzerinden yapıldığından çoğu kez kurullardan topladıklarını Ankara’ya göndermeleri isteniyordu.


Her şey Ankara’da başlıyor, Ankara’da bitiyordu. Savaşın kalbi Ankara’ydı.

Yunanlar da gözlerine Ankara’ya dikmişler, üstüne yürümek için emir bekliyorlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 48)


1.Grup Komutanı Albay İzzettin’in (Çalışlar) bilgi toplamak amacıyla Eskişehir’e gönderdiği ajan bugün geri döndü. Ajan bütün gördüklerini Albay İzzettin’e anlattı.


Eskişehir’e giderken Karacahöyük ve Sevinç köyleri ile Eskişehir’de çok sayıda asker ve Alpu köyünde beş top görmüştü. Kral Constantine 10 Ağustos’ta Eskişehir’e gelmişti. Yunanlar Karatokat’ta büyük kuvvet toplamıştı ve bunların Seyitgazi’ye gideceklerini duymuştu. Eskişehir’den dönerken Karacahöyük dolaylarında az sayıda asker kaldığını görmüştü. 8 Ağustos’tan bu yana Eskişehir’den trenle Alpu’ya gece gündüz ulaştırma yapılıyordu. Yunan erleri altı günde Ankara’ya varacaklarını ve yakında ileri yürüyüşe başlayacaklarını söylüyorlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 49)


Seyitgazi, Eskişehir’in kırk km güneyinde, Sakarya Irmağı’nın başlangıcındaki kollarından Seyit Çayı’nın yamacında kurulmuş eski bir kasabadır. Kasaba ve çay adını türbesi burada bulunan Seyit Battal Gazi'den alır. Seyit kelimesi Hazreti Muhammed soyundan gelenleri belirlemektedir. Battal ise kahraman anlamındadır. Türk halkı onu daha çok Battal Gazi ve Seyit Gazi adlarıyla tanımıştır.


Seyit Gazi’nin ölümünden 1181 yıl sonra, Yunan Ordusu Anadolu içlerine dek ilerlemiş, 2.Yunan Kolordusu karargahını Seyitgazi’de kurmuştu. 2.Kolordu Komutanı Prens Andrew kendisini ziyarete gelenleri Seyitgazi’nin türbesine götürmekten gurur duyuyordu. Eski bir Bizans manastırı olan bu türbe, yeniden büyük Bizans’ı kuracak olan Yunan Kraliyet ailesinden Prens Andrew için büyük anlam taşıyordu.


Nedense Yunan komutanları kurtarılan topraklardaki Türk büyüklerinin mezarlarına, türbelerine büyük önem veriyordu. Bugün Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas 2.Kolordu Karargahının bulunduğu Seyitgazi’ye geldi. Bir süre sonra Kolordu Komutanı Prens Andrew ile Seyitgazi türbesini ziyaret etti. Prens Andrew bir ev sahibi olarak kılavuzluk yapıyordu.


‘Generalim burası eski bir Bizans manastırıdır. Türkler tarafından türbeye çevrilmiştir. Türbedeki mezarda büyük bir Türk generali ve evliyası olan Seyit Gazi yatmaktadır.


Papulas ilgiyle mezarı inceliyordu. Mezarın büyülüğü dikkatini çekmişti:


‘Oldukça büyük bir mezar.’


‘Evet generalim. Türklerin bir geleneği vardır. Kim ne denli önemliyse mezarı da o denli büyük olur. Bu mezarın uzunluğu on metredir.’


Yunan küçük Asya Ordusu Komutanı Papulas Prens Andrew’e döndü şöyle dedi:


‘Öyleyse benim mezarım yirmi metre uzunluğunda olacaktır!’


Bu haklı bir vasiyetti. Büyük Bizans’ı kuracak ordunun komutanına, tarihteki kutsal görevine ve kazanacağı zaferlere uygun bir mezar yapılmalıydı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 51)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG