11 Ekim 1921

İbrahim Abilof başkanlığında ilk Azerbaycan elçilik kurulu Ankara'ya geldi. Güven mektubunu 14'te sunacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

İngilizlerin Irak Yüksek Komiseri Cox, Sömürgeler Bakanlığı'na gönderdiği ve Kabine'ye sunulan telinde, Fransa'nın Mustafa Kemal ile anlaşmaya gittiğini, Mustafa Kemal'in İngiltere'ye kızgın olduğunu, Ankara'daki gelişmelerin Irak bakımından pek önemli olduğunu belirterek "Ankara ile müzakere kapılarını açmanın tam zamanıdır. Bunu Kral Faysal başlatabilir" dedi. Savaş Bakanlığı, yarın Bakanlar Kurulu'na sunacağı muhurada, Türkiye'nin Irak'a saldırısını önlemenin tek yolu olarak Türkiye ile tezelden dostluk kurmayı önerecektir. 1 Kasım'da, Hindistan İşleri Bakanlığı, Sömürgeler Bakanlığı'na öneriyi desteklediğini bildirecektir. (Şimşir iV: 14)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Kastamonu İstiklal Mahkemesi'nin genelgesi: Düşmana casusluk, Türk köylerinde bozgunculuk yapan Ali oğlu Hüseyin, Bolu'da asılarak idam edilmiştir. Şakilik yapanlara 15 yıla kadar çeşitli cezalar, asker kaçağı iken köye gelip Gerede karakoluna baskın yapan 7 kişiye ömür boyu hapis, tekrar askerden kaçan birinin gıyaben idamına ve emlakine elkonulmasına, askerlikten kurtulmak için sahte imamlık yapan birinden 50 bin lira ceza alınarak batı Cephesi'ne sevkine, vb.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Tercümanı Hakikat: Yunanlıları Anadolu'dan tamamiyle ihraç için milli ordumuzun geniş mikyasta tanzimi. Yeni plan dikkat çekiyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Açıksöz: Ordunun hazırlık devri. -1,2,3,4,8,10 numaralı Tekalif-i Milliye emirlerine zeyl. -Yunan mezalimi gün geçtikçe şiddetleniyor. Hakimiyeti Milliye: Ali İhsan Paşa'nın Harington'a cevabı: Malta'dan kaçtığımdan dolayı iftihar ederim


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)

Ulaştırma ve Haberleşme "Bir ülkenin ekonomik kaynaklarının iyi bir şekilde işletilmesi, dış ticaretinin geliştirilmesi ancak düzenli bir ulaştırma şebekesi ile müm­kündür. Ulaştırma bir ülkenin siyasal, sosyal, kültürel hayatına etki ettiği gibi, o ülkenin milli birliğinin ve bütünlüğünün sağlanmasında da başlıca rol oynar. Yeni Türkiye'nin kuruluş yıllarında karayolu ve demiryolu çok yetersizdir. Haberleşme çok güç şartlarda gerçekleştirilmektedir2157.” Fakat yeni Türkiye'nin yöneticileri ve aydınları ulaştırma ve ha­berleşmenin önemini kavramışlardır. Ekonomi başlığı altında da be­lirttiğimiz gibi hem ekonomik kalkınmanın ve hem de siyasal birliğin temel şartı olarak karayolları, demiryolları ve limanlar görülmüştür. Chester Projesi de bunun bir başka ifadesidir.

Zaferden hemen sonra var olan demiryollarının tamiri yoluna gi­dilmiştir. İstanbul-Ankara, Eskişehir-İstanbul, Ankara-Eskişehir, İzmir-Alaşehir-Eğridir yollarını hizmete sokma çalışmaları başlatılmıştır.

Telgraf haberleşmesini gerçekleştirebilmek için 1920 yılı sonları ile 1921 yılı başlarında 500 km'lik tel çekilmesi ve 100 km'den fazla hat ya­pılması o zamanın şartları içinde başarıdır. Uçak postasının baş­latılması ile birlikte her şey artık mükemmeldir, denemez. İzmir'den Yeni Gün'e gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'den hareketini ve diğer haberleri içeren telgrafın, Mustafa Kemal Paşa'nın Ankara'ya ulaş­masından sonra gelmesi sıkıntının ne boyutta olduğunu göstermektedir. Bursa'dan Ankara'ya bir mektubun 13 günde gelmesi de bir başka örnektir. Bunlar üzerine Yeni Gün, “Artık Yeter!” demekten, Posta ve Telgraf İdaresi'ni eleştirmekten kendini alamayacaktır.

(Kaynak: Anadolu’da Yenigün/ Nurettin Gülmez/Syf 519)

İngiliz Kaygısı: Irak

Mustafa Kemal’in Sakarya zaferi İngiltere’de soğuk duş et­kisi yapmıştı. Bu zaferin ortaya çıkardığı “soğuk gerçekler" şimdi hissediliyordu. İkinci İnönü zaferi de Londra’da kaygılar yaratmış­tı. Ama Sakarya zaferi daha ciddi, daha önemliydi. Gerek İngiliz çıkarları, gerek Yunanistan’ın geleceği bakımından sesler yüksel­meye başlıyordu. Yalnız Times gazetesi ya da İngiliz basını değil, reSmi makamlar da konuşuyorlardı. Kaygıyla seslerini yükseltme­ye başlıyorlardı. Lloyd George Hükümeti içinde sesini ilk yük­seltenlerden biri Winston S. Churchill oldu. Churchill o tarihte Koloniler Bakanıydı. Kaygıları da İngiliz kolonileri, özellikle Irak bakımındandı. Koloniler Bakanı Churchill, 26 Eylül 1921 günü “Yunanistan ve Türkiye” başlıklı gizli bir memorandum hazırla­yıp hükümetine sundu. Koloniler Bakanı, Sakarya zaferi üzerine durumun bir değerlendirmesini yapıp hükümete telkinlerde bulu­nuyordu. Churchill, özetle şunları söylüyordu:

Yunanların Ankara’yı ele geçirme denemeleri geri tepmişti. Doğunun bu bölgesi şimdi yıkıntılar içindeydi. Geri çekilen Yunan ordusu, arkasında kalan demiryollarını da uçuracaktı. Türklerin ileri yürüyüp Yunanları tehdit etmeleri çok güçleşecekti. Savaş, 5 bu noktada mıhlanıp kalacaktı. Mustafa Kemal, eğer akıllıysa, çekilmelerini tamamlayan Yunanların üzerine hemen saldırma- yacaktı. Onları “ilanihaye" cephede çok sayıda asker tutmak zo­runda bırakacaktı. Bu da zamanla Yunanistan’da felaketli tepkilere yol açacaktı. Bu bekleyiş zamanı içinde Mustafa Kemal, Mezo­potamya’yı ve Musul’u tehdit edebilecekti. Birkaç bin Türk askeri Musul’da İngiltere’yi güç durumda bırakabilecekti. Churchill, Bu nedenle, bir çözüm yolu bulmak için müdahale etmenin tam za­manı değil midir?" diye soruyor ve devam ediyordu: Mustafa Ke­mal, artık Londra Konferansı zamanındaki kadar uyuşmaz tutum takınmayabilirdi. Yunanistan ise gittikçe iflasa ve ihtilale doğru kaymaktaydı. Şimdi İngiltere’nin her iki tarafa seslenmesi zamanıyydı. Kuşkusuz, teklif edilecek koşullarda öncekilere kıyasla değişiklikler yapılacaktı. İngiltere bir kez kesin karar verdikten sonra, tekliflerin kabul edilmesi için sonuna kadar direnmeliydi.

Yunanistan teklifleri reddederse, sözgelişi, Pire limanı abluka al­tına alınabilirdi. Reddeden taraf Türkiye olursa, o zaman da Ingil- tere Yunanistan’a doğrudan doğruya para ve savaş malzemesi yar­dımında bulunabilirdi. İngiltere, şimdiki "seyirci” tutumunu sür­dürürse Mezopotamya’da hiç kuşkusuz güç durumda kalacaktı.

Koloniler Bakanı Churchill’in İngiltere Hükümetine sundu­ğu muhtıra, özetle buydu. Burada, Sakarya zaferi üzerine başlıca iki kaygı göze çarpmaktaydı: Yunanistan ın büsbütün çökmesi kay­gısı ve Mustafa Kemal’in Irak’ı, özellikle Musul’u tehdit edebile­ceği korkusu. Churchill’in kanaatine göre, Yunanistan uzun süre cephede çok sayıda asker bulundurmakla iflasa doğru sürüklene­cekti. Yunanistan içinde ihtilal patlak verebilecekti. Yani, Mustafa Kemal orduları hücum etmeseler bile Yunanistan zamanla ken­diliğinden çökebilecekti. Açıkça belirtilmemekle birlikte, bu kanı şuradan doğuyordu: Yunanistan, Sakarya’dan sonra artık saldırma önceliğini yitirmişti. Kendiliğinden Türklerin üzerine yürüyeme- yecekti. Yürüyemeyeeeği için de Mustafa Kemal ordularına karşı kesin zafer kazanıp savaşı bitirme şansı yoktu. Mustafa Kemal, artık önceliği ele almıştı. Yunan ordularını cepheye mıhladıktan sonra, Yunanistan'ın kendiliğinden çökmesini bekleyebilirdi. Bu bekleyiş zamanı içinde Mustafa Kemal, dikkatini Musul’a çevi­rebilirdi. Musul bölgesi de İzmir ve Trakya bölgeleri gibi Misak-ı Milli sınırları içinde kalıyordu. Mustafa Kemal, Milli Misak’tan vazgeçmediğine göre, şimdi Musul’u da kurtarmaya kalkabilirdi. Irak'ın mandaterliğini almış bulunan İngiltere’nin orada yeteri kadar ordusu yoktu. Musul’a karşı sevkedilecek “birkaç bin” Türk askeri, İngiltere’yi çok güç durumda bırakabilecekti. İngiltere ya bu toprakları boşaltmak ya da Mustafa Kemal ordularıyla savaşı göze almak zorunda bırakılabilirdi.

Hem Yunanistan’ı bir felaketten kurtarmak, hem de Musul’a karşı Türk tehdidini savuşturmak için Churchill, Türk-Yunan sa­vaşına son verilmesini istemekteydi. İngiltere araya girip savaşan taraflara barış teklifinde bulunmalıydı. Koloniler Bakanı, bu konu­da Ingilterenin nâzım rol oynamasını istiyordu. Barış koşullarını İngiltere saptayıp taraflara sunacaktı. Bunları kabul ettirebilmek için de sonuna kadar direnecekti. Gerekirse Yunanistan’ın Pire li­manı abluka altına alınmalıydı. Yine gerekirse Yunanistan’a para ve savaş malzemesi yardımı yaparak Türkiye’ye zorla bütün şartlar kabul ettirilmeliydi. Barışın koşulları üzerine Churchill fazla bîr şey söylemiyordu. Yalnız bunların eskilerine kıyasla değişik ola­caklarına değiniyordu. Barış şartlarının tehditle birlikte” sunulması fikri yeni değil­di, İkinci İnönü Savaşı ndan sonra ve Sakarya’dan önceki “İngiliz Batış Programı nda da bu düşünce vardı. Ama o zaman yalnız Türkiye’nin tehdit edilmesi düşünülüyordu. Şimdi Churchill bun­ları kabul ettiımek için Yunanistan’a da baskı yapılmasını istiyor­du. İngiltere’de Yunanistan’a karşı böyle bir baskı fikri yeniydi. Bu, Sakarya zaferinin ortaya çıkardığı bir zorunluluktu. Türkiye’ye koşulları kabul ettirebilmek için de Yunanistan’a yardım yapılaca­ğı fikriyse denenmiş ve artık modası geçmiş bir tehditti. Sakarya Savaşı’ndan sonra, Yunanistan’a top, tüfek ve para yardımı yapma­nın artık işe yaramayacağını İngiliz askeri otoriteleri anlayacaklar, hükümete de anlatacaklardı. Ama Churchill, Sakarya’nın hemen arkasından kaleme aldığı memorandumunda bu gerçeği henüz kavrayamamış görünüyordu.

Irak’a ve özellikle Musul’a karşı olası Türk tehdidi konusunda asıl kaygı, Bağdat’taki İngiliz Yüksek Komiseri Sir P. Cox’tan geldi. Yüksek Komiser, kaygı ve telkinlerini önce 28 Eylül 1921 günlü bir telgrafla Londra’ya iletti. Telgraf, “Parlak stratejisi ve büyük taktikleriyle Mustafa Kemal Yunan saldırısını ezdi” cümlesiyle başlıyor ve özetle şöyle devam ediyordu: Mustafa Kemal, Yunan saldırısını ezdikten başka Enver Paşa yı da tamamen gölgede bı­rakmıştı. Şimdi Anadolu’daki politikanın en belirli özelliği, Bol­şevik aleyhtarı olmasıydı. Ankara Hükümeti, Kafkaslar a yığılmış Bolşevik kuvvetlerden korkuyordu. Doğudaki Türk ordusunun başında antibolşevik generaller bulunuyordu. Erzurum kuvvetlen- diriliyordu. Bunlar Bolşevik tehdidi varsayımına karşı tedbirler­di. Öte yandan Mustafa Kemal, Irak’taki İngiliz çıkarlarına zarar vermek istiyordu. Arapların bağımsızlık almalarına karşı değildi ama Irak'ın İngiltere tarafından yönetilmesine karşıydı. Ingilte­re’nin Yunanistan’a yardım ettiğine inandığı için Irak’taki Ingiliz çıkarlarına en büyük zararı vermek isteyecekti. Bunu önlemek için Bağdat Yüksek Komiseri açık bir teklifte bulunuyordu: “Kral Faysal, Mustafa Kemal’le müzakerelere girişmeli" diyordu. Sir P. Cox'un kanaatince, böyle bir görüşme için zaman elverişliydi. Çünkü Ankara’da Bolşevik nüfuzu zayıflamıştı, Bolşevik tehdidi korkusu artmıştı. Mustafa Kemal-Faysal görüşmesinin İngilte­re için riskleri yok değildi. Mustafa Kemal, Faysal'ı İngiltere’ye karşı çevirmeye çalışabilirdi. Ama Faysal’ın İngiltere’ye bağlılığı­na güvenerek, böyle bir risk göze alınabilirdi. Sonra Fransızlarla Türkler arasında yapılmakta olan görüşmeler de Mustafa Kemal’i İngiltere’ye karşı zehirliyordu. Mustafa Kemal-Faysal görüşme­leri bunun bir panzehri olabilecekti. Görüşmeler başarılı olursa, Irak’a karşı Türk tehdidi ortadan kalkacaktı. Kral Faysal’ın say­gınlığı yükselecek, tahtı sağlamlaşacaktı. Mustafa Kemal tehlikesi o zaman Faysal için bir güç kaynağına dönüşebilecekti. Mustafa Kemal’le görüşüp anlaşmasından İngiltere’nin memnun kalacağı Kral Faysal’a temin edilecekti. Bunları söyledikten sonra Bağdat Yüksek Komiseri, görüşme için şimdiki fırsatın kaçırılmamasını ısrarla telkin ediyordu.


Bağdat Yüksek Komiseri Sir P. Cox’un görüşü özetle buy­du. Mustafa Kemal’in Yunan saldırısını ezdikten sonra Irak’ı da tehdit edebileceği noktasında Sir P. Cox, Koloniler Bakanı Chur- chill’le birleşiyordu. Bu tehdidi gidermenin yolundaysa ayrılı­yordu. Churchill, Türk-Yunan Savaşına son verilerek Irak’a kar­şı tehlikenin savuşturulmasını savunuyordu. Sir P. Cox ise, Kral Faysal’la Mustafa Kemal görüşüp anlaşırlarsa Türk tehdidinin ortadan kalkacağını, ayrıca Faysal’ın saygınlığının artacağını, tah­tının kuvvetleneceğini söylüyordu. Yüksek Komiser yalnız Irak’ı düşünüyordu. Koloniler Bakanı Irak’la birlikte Yunanistan’ı da bir felaketten kurtarma politikasını savunuyordu.


Sir P. Cox’un 28 Eylül günlü ilk telgrafı, önemi dolayısıyla 7 Ekimde hükümete sunuldu. Aynı gün Sir P. Cox ikinci bir telgraf yolladı. Bunda, görüşlerini biraz daha kuvvetlendiriyordu: Kral Faysal, Mustafa Kemal’den korkuyordu. Yunanları yendikten sonra Mustafa Kemal’in şimdi Irak’a da yürüyebileceğini göste­ren bazı telgraflar görmüştü. Kral Faysal, Mustafa Kemal'le gö rüşüp bir komşuluk anlaşması yapmayı çok isliyordu. Böyle bir anlaşma, Faysal m İslam dünyasındaki saygınlığını artıracaktı. Ayrıca İraktaki Türkiye taraftarlarının faaliyetlerini de kısırlaştı racaktı. Sonra, Irak’ın Türkiye ve Fransa’yla ilişkilerinin tez elden belli olması da gerekiyordu.


11 Ekimde Sir P. Cox, üçüncü bir telgraf çekti, görüşlerini da­ha da genişletti. Bir an önce Mustafa Kemal-Faysal görüşmesinin yapılabilmesi için yeni kanıtlar ileri sürdü. Bunlar özetle şöyleydi: 1) Suriye ve Irak’taki İngiliz politikasına sinirlenen Fransa, Mus­tafa Kemal’le bir anlaşma imzalatmaya ve Ortadoğu’da İngiliz çı­karları aleyhinde Fransız nüfuzunu genişletmeye çalışıyordu. 2) Mustafa Kemal, Yunanistan’ın başlıca dayanağının İngiltere ol­duğuna inanıyor ve İngilizlere çok sinirleniyordu. 3) Mustafa Ke­mal’in başarısı üzerine Fransa, Türkiye ile anlaşmaya yönelmişti. Sovyet Rusya, Türk-Fransız yakınlaşmasının Türkiye'deki Sovyet isteklerini köstekleyeceğinden korkmaktaydı... Ankara’daki bu ge­lişmeler, İrak için hayati önemde sonuçlar doğurabilecekti. Bu ne­denle bir an önce harekete geçmek, yani Mustafa Kemal-Faysal görüşmesini yapmak gerekiyordu. Şimdiki psikolojik an böyle bir görüşme için elverişliydi, gecikmeyse İngiliz çıkarları için zararlı olacaktı. Sovyet Rusya da Fransa’yla İngiltere’nin arasını daha fazla açmayı tasarlıyordu. Yani başlıca güçler, etkenler İngiltere’ye kar­şıydı... Durumu böylece özetledikten sonra Irak Yüksek Komiseri Sir P. Cox devam ediyordu: Ortadoğu’da İngiltere’ye karşı olan güçlerle, etkenleri durdurmak için şöyle bir politika güdülmeliydi: 1) Fransızlarla işbirliği yapılmalıydı ve 2) Mustafa Kemal’le mü­zakere kapısını açmalıydı. Başka bir deyimle, görüşmeler üçlü ol­malıydı. Ankara’da yapılmakta olan Türk-Fransız görüşmelerinde, Mustafa Kemal’in ve İngiltere’nin kabul edebilecekleri koşullar üzerinde anlaşmaya varılması için Fransa ya telkinde bulunulabi­lirdi. İngiltere hesabına dolaylı olarak Mustafa Kemal’le anlaşma­ya varılınca Irak’ın güvenliği sağlanmış olacaktı.


ren bazı telgraflar görmüştü. Kral Faysal, Mustafa Kemal'le gö rüşüp bir komşuluk anlaşması yapmayı çok isliyordu. Böyle bir anlaşma, Faysal m İslam dünyasındaki saygınlığını artıracaktı. Ayrıca İraktaki Türkiye taraftarlarının faaliyetlerini de kısırlaştı racaktı. Sonra, Irak’ın Türkiye ve Fransa’yla ilişkilerinin tez elden belli olması da gerekiyordu.240

11 Ekimde Sir P. Cox, üçüncü bir telgraf çekti, görüşlerini da­ha da genişletti. Bir an önce Mustafa Kemal-Faysal görüşmesinin yapılabilmesi için yeni kanıtlar ileri sürdü. Bunlar özetle şöyleydi: 1) Suriye ve Irak’taki İngiliz politikasına sinirlenen Fransa, Mus­tafa Kemal’le bir anlaşma imzalatmaya ve Ortadoğu’da İngiliz çı­karları aleyhinde Fransız nüfuzunu genişletmeye çalışıyordu. 2) Mustafa Kemal, Yunanistan’ın başlıca dayanağının İngiltere ol­duğuna inanıyor ve İngilizlere çok sinirleniyordu. 3) Mustafa Ke­mal’in başarısı üzerine Fransa, Türkiye ile anlaşmaya yönelmişti. Sovyet Rusya, Türk-Fransız yakınlaşmasının Türkiye'deki Sovyet isteklerini köstekleyeceğinden korkmaktaydı... Ankara’daki bu ge­lişmeler, İrak için hayati önemde sonuçlar doğurabilecekti. Bu ne­denle bir an önce harekete geçmek, yani Mustafa Kemal-Faysal görüşmesini yapmak gerekiyordu. Şimdiki psikolojik an böyle bir görüşme için elverişliydi, gecikmeyse İngiliz çıkarları için zararlı olacaktı. Sovyet Rusya da Fransa’yla İngiltere’nin arasını daha fazla açmayı tasarlıyordu. Yani başlıca güçler, etkenler İngiltere’ye kar­şıydı... Durumu böylece özetledikten sonra Irak Yüksek Komiseri Sir P. Cox devam ediyordu: Ortadoğu’da İngiltere’ye karşı olan güçlerle, etkenleri durdurmak için şöyle bir politika güdülmeliydi: 1) Fransızlarla işbirliği yapılmalıydı ve 2) Mustafa Kemal’le mü­zakere kapısını açmalıydı. Başka bir deyimle, görüşmeler üçlü ol­malıydı. Ankara’da yapılmakta olan Türk-Fransız görüşmelerinde, Mustafa Kemal’in ve İngiltere’nin kabul edebilecekleri koşullar üzerinde anlaşmaya varılması için Fransa ya telkinde bulunulabi­lirdi. İngiltere hesabına dolaylı olarak Mustafa Kemal’le anlaşma­ya varılınca Irak’ın güvenliği sağlanmış olacaktı."


Sakarya zaferi üzerine İngiltere’nin Irak Yüksek Komiseri Sir P. Cox özetle bu fikirleri ileri sürüyordu. Yani Irak’a karşı bir Türk tehdidini gidermek ve buradaki İngiliz çıkarlarını güvence altına alabilmek için Mustafa Kemal’le görüşmelere girişilmesini telkin ediyordu. Müzakerelere doğrudan doğruya İngiltere değil, Irak Kralı Faysal girişmeliydi. Bundan başka Fransızlarla Türkler ara­sında Ankara’da yapılmakta olan görüşmelerde de Mustafa Ke­mal’in, İngiltere’nin ve doğal olarak Fransa’nın kabul edebilecek­leri esaslar üzerinde anlaşmaya varılmalıydı. İleride görüşmeler üçlü duruma gelmeliydi. Türk-Fransız-Irak (İngiltere) görüşmele­ri olmalıydı. Burada en dikkati çeken nokta, resmi İngiliz makam­larında Mustafa Kemal’le görüşme ve anlaşma yapmak fikrinin yer etmeye başlamasıydı. Ancak Sakarya zaferi üzerine İngilizler böyle görüşmeleri artık gerekli görmeye doğru yöneliyorlardı.


(Kaynak: İngiliz Belgeleriyle Sakarya’dan İzmir’e / Bilal Şimşir / Syf 185)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG