11 Kasım 1921


Malta'dan dönen Rauf Bey ve yanındakiler Ankara'ya geldi Türklerin bir kış saldırısıyla Yunan ordusunu bozacağından endişelenen Harington, Ankara Hükümeti'ne yaklaşmak için düşündüğü çareleri hükümetine bildirdi. Yunan subaylarının cesaretsiz, İstanbul Hükümeti aracılığı ile Mustafa Kemal'e yaklaşma konusunda kötümser olduğunu belirten Harington, Refet Paşa ile bir görüşme yapıp onun aracılığı ile Mustaf Kemal'i yumuşatmayı düşündüğünü bildirdi. (Şimşir 3: 308; Şimşir iV: 7 1 )

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tercümanı Hakikat: Müttefikler arasında bir Şark konferansı akdi tasavvur ediliyor. -İtalya ve Ankara arasındaki müzakere. Antalya havalisine dair bulunan ihtilafın tamamiyle tesviye edildiği bildiriliyor. -Ruşen Eşref: irademiz.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal: Bütün övünmelere, bütün yaygaralara rağmen, Ankara bu mülk ve millete henüz bir yararlık gösteremedi. Fakat, fenalıklar yapu.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Yorkshire Post'ta Fransa'nın Yakın Doğu' da tutarlı bir politika izlediği, İngiliz Hükümeti'nin ise ağır davranışlarıyla, uzağı görememekle, tutarsızlığıyla Doğu'daki üstünlüğünü ve saygınlığını kaybettiği belirtildi (Kürkçüoğlu: 1 40) .

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)



Vakit: Celal Nuri Bey'le mi"ılakat: Malta'dan dönüşümde İstanbul'u inanılmayacak derecede değişmiş buldum. -Yunanlılar gene sulhtan bahsediyorlar. -Patrikhane bundan sonra Yunan bayrağı çekmeyecek. -Reşat Nuri'nin Çalıkuşu romanının 100. tefrikası.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Cephedeyken Ankara’ya çok sık gidemiyordum. /Gittiğim zaman Fikriye Hanım’la Mustafa Kemal Paşayı sık görüyordum. Mustafa Kemal Paşa’nın annesinin An­kara’ya gelmiş olması Dr. Adnan’ı oraya mütemadiyen gitmeye mecbur ediyordu. İhtiyar hanımın yüzü, ince, hareketli vücudu, atılgan ifadesiyle Mustafa Kemal Paşa’ nm aynıydı. Yetmiş yaşında olmakla beraber, süt gibi be­yaz ve pembe renkli cildinde bir tek buruşuk yoktu. Çok çabuk öfkelenir olmasına rağmen, koyu mavi gözlerinde ve ağzında bir şefkat hissedilirdi. Beyaz entarisi, ütülü mendilleri, beyaz elleri büyük annemi hatırlatırdı. Tam MakedonyalI bir kadındı. Onun için oğlu, daima ilk mektepteyken istediği gibi azarladığı Mustafa'ydı. Bir yer yatağında yatıyordu. Anlaşılan hastalığı çok ciddiydi ve yaşaması bir mucizeydi. Dr. Adnan’ın boynuna kolla­rını dolar, yanaklarını öper, elini yakalayarak doğmuş ol­duğu Selânik şehrinden bahsederdi. Anadolu mücadele­siyle pek ilgili değildi. İçi Selânik için yanıyordu. Oğlu Mustafa, Selânik’i almadan kendine yeni bir entari yap­mamaya ahdettiğini söylerdi. Fikriye Hanım’a da pek ı teveccühü yoktu.

Bu aralık İngilizlerin Malta’ya götürdükleri arkadaş­lar hep döndüler. Tabiî, aralarında Rauf Bey en önemli simaydı. Mustafa Kemal Paşa ile dostlukları da henüz bozulmamıştı. Sık sık konuşurlardı. Rauf Bey’e ikinci grubun teveccühü Paşa üzerinde bir tesir yapmazdı. Çok geçmeden başvekil oldu. Bu mevkii 1923’e kadar muha­faza etti. Malta’dan dönenler arasında bir fikir adamı olarak başta Ziya Gökalp1 gelir. Gelir gelmez, harpten önceki sıkı dostluğumuzu hatırlatan bir samimiyetle beni ziyaret etti. Diyordu ki:

— Bu Doğu mefkûresi denilen şey de ne oluyor, Ha­lide Hanım? Türk’ün mukadder olan kültüründen bu bizi uzaklaştırmaz mı? Türk, Orta Asya’dan geldiği gün­den beri yüzünü batıya çevirmiş değil mi? Bütün kudre­tini ve kabiliyetini Türk’ün yüzünü Batı'dan çevirmeye çalışanlarla mücadeleye kullanırdı.

Muhalefet, İkinci Grup adını taşırdı. Bunlar, Millet Meclisi’nin ekstra demokratik ve geniş vaziyetinin iyi bir idare sistemi kurmasına engel olduğuna inanırlardı. On­lar, başvekilin çoğunluktan bir şahsı seçmesini ve kabine üyelerinin hepsinin sorumlu olmalarını istiyorlardı. Ger­çi bu kabine sistemi Mustafa Kemal Paşa’ya daha fazla kuvvet verecekse de, aynı zamanda, yeni şekil bütün so­rumluluğu Büyük Millet Meclisi'ne yükletiyordu. Mus­tafa Kemal Paşa’nın hiçbir sorumluluğu yoktu. Ziya Gö­kalp derdi ki:

— Biz, Cenubî2 Amerika hükümet şekline dayanı­yoruz. Padişahlar geldi geçti, bundan sonra bir paşadan öbür paşanın eline düşeceğiz.

Ateşten Gömlek'i bu iznim esnasında yazmıştım. Martta cepheye döndüğüm zaman, hayat aynı şekilde devam ediyordu. Bir sürü manevra oluyordu. Ben de Ak­şehir civarındaki mektepleri geziyor, tetkikler yapıyor­dum. Bilhassa On Beşinci Fırkanın bulunduğu köyde, Naci Paşa’nın kumandasında ordu halkla çok meşgul oluyordu. Bu mekteplerde çocukların okudukları şiirler o kadar insanca manâ taşıyorlardı ki, bugünkü Cemiyet-i Akvam1 dahi bundan daha iyi bir ifade şekli bulamazdı. Oradaki fırkalar, Bolvadin civarında halkın tarlalarını bile sürüyorlardı.

Bu günlerde, Uçakçılar merkezinde, Fazıl’ı görmeye atla gider, orada çay içerdim. Fazıl, barış devri gelir gel­mez, nasıl bir uçakçılık sistemi kuracağı hakkında planlar yapardı.

(Kaynak: Türk’ün Ateşle İmtihanı / Halide Edip)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG