11 Nisan 1920 Pazar

Hükümet’in Ankara’ya karşı saldırısı şiddetlendi. Şeyhülislam Dürrizade Ab­dullah imzasıyla bugün yayımlanan ve gazetelere verilen fetvada Kuvayı Milli­ye mensuplarının kâfir ve öldürülmelerinin farz olduğu ilan edildi. Fetvada şöyle denildi: Bazı şerir şahıslar aralarında birleşip kendilerine reisler seçerek Padişah’ın sadık tebasını hileler ve tezvirler ile kandırıyor, ahaliden asker topla­maya kalkışıyor; bir takım salma ve vergiler kesip çeşitli baskı ve işkencelerle halkın mallarını yağmalıyor. Memleketin bazı köylerine ve bölgelerine hücum ederek tahrip ve yerle bir ediyor, nice masum kimseleri katlediyor. Bu şakilerin katledilmeleri ve gerekirse kitle halinde öldürülmeleri meşru ve farz olur. Bun­lara karşı çarpışmak vaciptir. Kaçınanlar günahkâr ve ast olur. Şakileri öldürenler gazi olurlar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 475)


Bu konuda Sözcü Gazetesi’nde 20 Kasım 2017’de Sinan Meydan’ın ‘Mustafa Sabri’nin İhanet Dosyası’ isimli yazısından bazı bölümler aşağıdadır:


Mustafa Sabri, Sadrazam Damat Ferit’i, Kuvayı Milliye’ye karşı yeterince sert olmamakla eleştiriyordu. Anadolu hareketini bastırmak için silahın ve dinin kullanılmasını istiyordu. Sonunda bu düşünceleri karşılık buldu: Damat Ferit Hükumeti 11 Nisan fetvasını yayımladı. Yani bu ihanet fetvasının fikir babalarından biri Mustafa Sabri’ydi.


İngilizlerin baskısı, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah Vahdettin’in onayıyla Atatürk ve silah arkadaşlarının öldürülmelerinin ‘dinen caiz’ olduğunu belirten 5 parçalık ihanet fetvası, 11 Nisan 1920’de o zamanki Şeyhülislam Dürrizade Abdullah imzasıyla yayımlandı.


Dönemin tanıklarından Celal Bayar’a göre fetvayı hazırlayan bizzat Mustafa Sabri’ydi. Celal Bayar (Bende Yazdım isimli kitabında) aynen şöyle diyor: ‘Mustafa Sabri Efendi İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır. Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir fetvasını yazan odur, imza eden Dürrizade’dir.’


Dürrizade Abdullah’tan önce şehülislamlığa getirilen Haydarizade İbrahim Efendi, bu ihanet fetvasını yayımlamak istemediği için görevden ayrılmıştı. Mustafa Sabri’nin fetvanın altında imzasının olmamasının tek nedeni o sırada şeyhülislam olmamasıydı.


Ayrıca Damat Ferit’in 5 hükumetinin 4’ünde şeyhülislam Mustafa Sabri’ydi. Bir ara Ayan üyeliğine, bir arada Şura-, Devlet Reisliği’ne (Danıştay Başkanlığı’na) getirilmişti.


Mustafa Sabri Şeyhülislamken Atatürk’ün yanında vatan mücadelesi veren Kuvvacı müftüleri görevden aldı. Daha sonra Türk orduları İzmir’i kurtarıp İstanbul’a yönelince Mustafa Sabri, Padişah Vahdettin’den sadrazamlık istedi. Bir ihanet ordusu kurup Türk Ordusu’na karşı savaşmak istiyordu. Ancak başarılı olamadı. Milli Mücadele’nin kazanılması üzerine 150’likler listesine alındı. Yunanistan’a kaçtı. Oradan Mekke’ye ve Mısır’a geçti. Sonra da İtalya’ya geçip kaçak padişah Vahdettin’i ziyaret etti. Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik bazı ihanet faaliyetlerine karıştı. Türklerden nefret ediyordu. Bir keresinde ‘Yarın’ gazetesinde Türkleri Arap yapmaktan söz etti. Daha da ileri gidip ‘Türklükten istifa ettiğini’ bile yazdı. ‘Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere Türklükten şerefimle istifa ediyorum. Tövbe yarabbi, tövbe Türklüğüme! Beni Türk Milleti’nden addetme’ diyebildi.

Padişah’ın Anadolu hareketi aleyhindeki fermanı yeniden yayımlandı. Padişah’a göre siyasî durum düzelmeye giderken, ayaklananlar durumu büsbütün bozuyor. Bunlar hakkında gerekenin yapılacağını bildiren Padişah, bütün mil­leti saltanatı çevresinde toplanmaya çağırıyor. Padişah 4 ay içinde seçimler ya­pılıp yeniden toplanacağını belirterek Mebuslar Meclisi’ni kapattığını da bil­dirdi. Böylece Anadolu’da Meclis’in açılmasını da önlemeye çalışıyor. Mebus-lar Meclisi 18 Mart’ta çalışmalarını tatil etmişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Mustafa Kemal, 61. Tümen Komutanı Albay Kâzım Bey’e Balıkesir’de, 56. Tümen Komutanı Bekir Sami Bey’e Bursa’da, bütün sivil, asker ve Kuvayı Milliye’nin emir ve kumandasını verdi. Bu albaylara, millî birliği bozacak mülkî ve askerî memurlar hakkında hapis ve idam gibi her türlü tedbiri alma yetkisi de verildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Mustafa Kemal, Karabekir’e Bolşeviklerle bir an önce ilişki kurmak gerektiğini bildirerek bu konuda alınan tedbirlerin bir sonuca ulaşıp ulaşmadığını sordu. Karabekir’in cevabı 13’te


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Damat Ferit Paşa, İngiliz Yüksek Komiseri’ne yeniden başvurdu. Anzavur’un birçok başarılar kazandığını, onun Bandırma’yı işgal etmesinin Hükümet’in elinde bir silah olduğunu bildirdi. Bu hareketin örgütlendirilmesinde İtilaf Devletlerinin Hükümet’e ne ölçüde destek olabileceğini sordu. Robeçk, “du­rumunuzu sempati ile karşılıyorum, bizden her türlü yardımı beklemekte hak­lısınız” dedi. Damat Ferit Paşa, 8 Nisan’da da Robeck’i ziyaret ederek Mustafa Kemal hareketine karşı İngilizlerden yardım istemişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Curzon’dan, Tiflis’teki temsilci Wardrop’a: Bogos Nubar Paşa ve Aharonian beni ziyaret etti. Kendilerini aptalca hareketlerinden dolayı azarladım. Türkleri öldürmeleri için verdiğimiz silahların AzerbaycanlIlara karşı kullanılmasının aptallığını anlattım...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Peyamı Sabah’ta A. Kemal: Yalan­cı milliyet dâvâsı şeriata aykırıdır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 477)


Ankara meclisi İstanbul meclisinin devamıdır, öncelikle bunu ortaya koymak gerekiyor. İlk önce Meclis’in adı konusunda tartışma yaşandı. İstanbul’un 16 Mart işgali sonrasında Mustafa Kemal için en önemlisi, olağanüstü yetkili bir meclisin Ankara’da toplanmasını sağlamaktı. Bu konudaki kararı ve bu kararın nasıl uygulanacağını İstanbul’un işgalinden üç gün sonra yayımladı. Bu konuda iki gün boyunca telgraf başında komutanlarla yazıştı. Ona göre adı ‘Kurucu Meclis’ olmalıydı. Açılış törenine katılan 115 milletvekilinin her birinin geldikleri toplumsal tabaka, kültür düzeyi, dünya görüşleri, hatta bağlı bulundukları politik düşünce, özünde birbirinden farklıydı. Bu nedenle meclise verilecek ad konusunda da birbirinden ayrı görüşler ve teklifler vardı. Meclisin adı konusundaki ilk tartışmanın 11 Nisan 1920 günü vilayette yapılan toplantıda başladığı görülmektedir. İslamistler meclisin adının ‘Meclisi Kebir’ veya ‘Meclisi Kebiri Milli’, Türk ocağı sempatizanları ‘Kurultay’, Osmanlıcılar ise ‘Meclis-i Mebusan’ olmasını istiyordu. İsmet İnönü anılarında türlü isimler üzerinde durulduğunu ve Meclisin adının ne olacağına uzun tartışmalardan sonra karar verebildiklerini söyler: ‘Meclisin adı için çok münakaşalar geçmiştir. Türlü isimler üzerinde durulmuştur. Gayet iyi hatırlarım, toplanacak meclise ‘Kurultay’ adının verilmesi teklif edilmiş ve birçok kimseye bu ad sempatik gelmiştir. Fakat Mustafa Kemal Paşa Kurultay tabirini kabul etmedi. Diyordu ki: ‘İstanbul’dan gelen mebuslar ve seçilenler toplanacak. Millet iyi oldu diyecek. Fakat arkasından soracak: Millet nerede?’


Meclisin adı uzun münakaşalardan sonra, nihayet ‘Büyük Millet Meclisi’ olarak tespit edildi. Meclis açılır açılmaz, bu ismin teklif edilmesini ve böyle söylenmesini kararlaştırdık.


(Kaynak: Fikrimizin Rehberi / Erol Mütercimler / Syf 650)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG