11 Nisan 1921

Atlı tümenler, Uşak kesiminde Yunanlılara saldırıp akşam geri çekildiler. Çivril'de Türk birlikleri, Yunan birlikleri karşısında geri çekildi. Banaz, Yunanlılardan geri alındı. Gördes'te kurulan akıncı müfrezesinin ilk olarak Kızıllar köyünde bir Yunan harita müfrezesini pusuya düşürmesi üzerine, Yunanlılar köyü yaktı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan Millet Meclisi'nde, yeni Başbakan Gunaris, silah altına çağrıları yedeklerin göreve koştuğunu, Eskişehir önündeki harekatı, teknik zorluklar nedeniyle ertelediklerini söyledi. Kral'ın Anadolu'ya ne zaman gitmesi gerektiği tartışıldı. Muhalefet lideri Stratos, Kral'ın halk tarafından başkumandan olarak görüldüğünü ve sevildiğini söyledi. Loca ve salondan "İstanbul'a! İstanbul'a! " sesleri yükseldi. Yunan Başbakanı ve bazı bakanları, General Metaksas'ı Genelkurmay Başkanlığı'nı almaya davet ettiler. Yunan Hükümeti'nin Anadolu harekatına muhalefet etmiş olan General, 7 Nisan'daki gibi bu öneriyi de reddetti. "Türkler, onlara karşı savaştığımız hürriyet ve bağımsızlık için şimdi bize karşı savaşmak isteğiyle yanıyorlar. Bizim istilacı olduğumuzu biliyorlar. Kendi varlığı için çarpışan bir halka ne yaparsınız?" dedi. Sevr sınırında savunmaya çekilinmesini, hatta, Anadolu'nun boşaltılmasını istedi. Hükümet üyeleri, Papulas'ın ve danışmanlarının tavsiyesi üzerine saldırıya geçtiklerini, yanıldıklarını, hata ettiklerini kabul ettiler, zafer kazanmadan geri çekilmenin Hükümet'i, hatta Kral'ı zor durumda bırakacağını söylediler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Moskova Büyükelçisi Ali Fuat Paşa, Ankara'ya gönderdiği raporda, Sovyetler'e güvenilemeyeceğini ileri sürdü. Batı devletleri ile, özellikle ABD ile bir an önce anlaşma yapılması gerektiğini yazdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Anadolu'da komünizm akımı zayıflıyor: Erzurum Mebusu Mustafa Durak Bey, Meclis'in gizli oturumunda Doğu Anadolu izlenimlerini anlattı. Komünizmin şiddetle aleyhinde bulundu. Halkın, Bolşevizm'i kurtarıcı olarak bildiğini, oysa komünizmde 20 yaşından yukarı herkesin ölüme mahkum edildiğini, dinin olmadığını, kadınların ortak mal olduğunu, herkesin memur olduğunu, Rusya'nın açlık içinde kıvrandığını, Buhara'da parçalanmamış memur kalmadığını, Rusların propaganda için Türkiye'ye milyonlarca lira para soktuğunu, Bolşevikliği Yahudilerin icat ettiğini söyledi ve Mustafa Suphi'nin Türkiye'ye girişini anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam: Kuvayı Milliye sıkıştırıyor. -Mustafa Kemal hakkında yazılmış ilk şiir: Kahramanlara Destan: Mustafa Kemal Paşa'ya. (Orhan Seyfi)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Efendiler, muharebe sırasında muharebe hatlarındaki bazı kısımların ileri geri dalgalanışı ve özellikle Afyon doğusunda bulunan düşman tümenlerinin Dumlupınar’ın ilerisinde bıraktıkları bir alaylarının yenilip saf dışı edilememesi yüzünden, düşman kuvvetleri Dumlupınar’a kadar çekilme imkânını bulabilmiştir.


Bundan sonra, Yunan kuvvetlerinin, sağlam bir muharebe hattı tutmak üzere tertibat alırken, ilerideki birliklerinin o hatta ulaşmak üzere geri yürüyüşleri, Refet Paşa’nın muharebesinin sonucu hakkında yanlış bir yargıda bulunmasına yol açtı.


Gerçekten de Refet Paşa, kendisi yenildiği halde, düşmanın yenilip geri çekildiğini sandı ve bunu beş gün süren Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde, düşmana son darbenin vurulabildiğini bildiren telgrafıyla bize de haber verdi.


Biz de, pek tabiî memnun olarak büyük takdir ve tebriklerde bulunduk. Fakat durumu iyice anlamak için telgraf başında kendisine sorduğum sorulara aldığım cevaplardan, durumun bildirildiği gibi olmadığı şüphesine düştük. Sonunda anlaşıldı ki, düşman kendi maksadına ve genel durumuna uygun olarak, Dumlupınar’da savunması kolay, hâkim ve sağlam bir mevzi alıyordu.


Aksine, Refet Paşa’nın ise, biraz geride bütün kuvvetleriyle Aydemir, Çalköy, Selkisaray hattını tutması gerekti.


Efendiler, durum sakinleşmeye başladıktan sonra, Refet Paşa’nın komuta ettiği orduda, kendisine karşı güvenin kalmadığı anlaşıldı. Durumu yerinde incelemek üzere, Ankara’dan Fevzi Paşa Hazretleri, Batı Cephesi’nden de İsmet Paşa, birlikte bizzat Refet Paşa’nın karargâhına gittiler. Refet Paşa’nın komuta durumunun bir süre daha devamı tercih edilmekte olduğundan, konuyu ona göre bir hal çaresine bağladılar. Fakat, zaman geçmeden, bu durumun devam ettirilmesinin mümkün ve doğru olmadığı kanaati belirdi. Bu sebeple, ben bizzat Fevzi ve İsmet Paşaları alarak Refet Paşa’nın yanına gittim. Durumu yakından inceledim ve konuyu derhal şöyle bir çözüme bağladım.


Refet Paşa’nın komutası altında bulunan Güney Cephesi’ni, Batı Cephesi’ne bağlayarak İsmet Paşa’nın komutasına verdim. Kendisine, de Ankara’da bir görev verilmek üzere oraya dönmesi gerektiğini bildirdim.


Türklere bir seçim yapma olanağı tanınsaydı Ermenistan’ı bırakarak İzmir ve Trakya’yı seçerlerdi. Ancak İzmir ve Trakya’ya hala çok uzaklardan bakabiliyorlar. Yunan Ordusu bütün tahminleri altüst edecek bir moral çöküntüsüne uğramadığı sürece, Türklerin İzmir ve Bursa’yı örten Yunan savunma hattını zorlamaları beklenemez. Harekatın bundan sonraki ilk safhasının düzensiz bir mevzi savaşı biçiminde gelişeceği sanılmaktadır.


Anadolu’daki Yunanlılar her bakımdan güç şartlar altında savaşmaktadırlar. Yunanistan bir zamanlar Avrupa kültürünün kaynağı ve tek temsilcisiydi. Ancak o devirlerde Asyalıları savunan güçlü bir Fransa ve kıskanç bir İtalya yoktu. Eğer Türkler, Avrupa uygarlığının beşiği olan Batı Anadolu kıyılarında bir kez daha hakim duruma geçerlerse başlıca suçlu olarak Batı Avrupa’yı göstermek gerekecektir.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 130


Peyamı Sabah “ Ankara Hanımlarının Toplantısı “ başlığı ile “evvelce yazdığı gibi” 11 Nisan 1921 Çarşamba günü, Ankara’nın hayırsever kadınlarının Öğretmen Okulu Konferans Salonu’nda toplanarak miting yaptıklarını haber vermektedir. Toplantıya Halide Edip’in etkili bir konuşması ile başlanmış, akan gözyaşları arasında Ankara ili şehit çocuklarına bakılması, onların öğrenimlerini sağlamak üzere para toplanması ve bir teşkilat kurulması kararlaştırılmıştır. Bu kadınlar Ankara Hilali Ahmeri’nin Ankara Merkez Kurulu’nu oluşturacaklardır. O gün aralarında açılan yardımdan elde edilen gelir, önemli bir rakama ulaşmıştır. Miting kurulu, illere ve bütün dünya Müslümanlarına telgraflarla başvurmaya ve onlardan bu hayırlı işe katılmalarını ve her ilde bu biçimde teşkilat kurmalarını istemeye karar vermiştir.


Yeni kuruluşun paraya ihtiyacı vardır. Peyamı Sabah’ın da haber verdiği gibi, bu nedenle Halide Edip’in hayırseverlere mektup yazması istenir. Bir taraftan bütün dünya Müslüman kadınlarına, diğer taraftan illere çağrı yapılmıştır. İllere yapılan çağrıda, her ilin kadınlarının o ildeki çocuklara bakması istenmektedir.


Bu sırada Halide Edip imzasıyla İstanbul kadınlarına da bir çağrı telgrafı gönderilmiştir. Yakup Kadri, İkdam’daki bir yazısını bu çağrıya ayırmıştır. “Türk Kadını” başlıklı bu yazıda, bu telgrafın, gerek Harbiumumi’de, gerek Mütareke’nin ilk aylarında memleket vazifelerini erkeklerden daha büyük bir şevk ve gayretle yerine getiren, fakat son zamanlarda hoş olmayan bir atalete dalan, hiçbir şeyi önemsemeyen, her şeyden bıkmış usanmış bir halleri olan İstanbul kadınlarını şöyle böyle harekete geçirdiğini yazan Yakup Kadri, “son olaylar” dediği, Yunanlıların ileri hareketlerinin bütün kalplerle birlikte onların kalplerini de sarstığını belirtmektedir.


“Halide Hanımefendinin Anadolu dağlarının arkasından işitilen sesi, bütün Anadolu ve bütün hemşirelere gaipten gelen bir emir gibi tesir etmişti. Artık o günden itibaren kadınlar ordusu da seferber hale gelmiştir.”


Yeniden Adıvar’ın anılarına dönüyoruz:


Mısırlı Prenses İffet Hasan büyücek bir para gönderir. Ankaralı kadınlar, para konusunda sıkı oldukları için 100 liradan fazla toplanamayacağı kanısındadırlar. Ankara’nın en büyük salonuna sahip olduğu için Erkek Öğretmen Okulu’nda toplanılır. İstanbul kadınları ön sıralarda oturmaktadırlar. Hepsi iyi giyinmiş, bir kısmı genç ve çok güzeldir. Halide Edip “bunlar İstanbul’da söylev verdiğim kadınlardan başkası değildi” diyor. Onların arkasında Ankara şehri kadınları, en arkada da köylü kadınlar oturmaktadır. Halide Edip, köylü kadınlarının ona büyük heyecan verdiğini yazıyor: “Ömrümde hiçbir dinleyici bu kadınların vermiş olduğu şeref ve gururu bana duyurmamıştır.”


Halide Edip, ne kadar sade konuşmak gerekirse o kadar açık olarak anlatmaya çalışır. Aynı zamanda bir savaşı kazanmak için cesaretin yetmediği de söyler. Bir ölüm kalım savaşı geçirdiklerini anlatır. “Şayet Yunanlılar Türkiye’yi işgal ederse bütün Anadolu Türklerinin ortadan kalkacağını söyledim. Yunanlıların girmiş olduğu yerde hiçbir Türk’ün yaşayamayacağını anlamalarını istiyordum. Zaten onlar da, çoğunun erkeği bir cepheden geldiği için, sonucun ne olduğunu tahmin ediyorlardı”


Basma entarili, gözleri iyi görmeyen bir kadın, Halide Edip’in yanına gelir. Kollarını konuşmacının boynuna dolar. “ Fukara çamaşırcı kadınım. Kız Öğretmen Okulu’nda bir kızım var. Ona bu öğrenimi verebilmek için her gün çalışıyorum. O da bir gün öğretmen olacak, a da hizmet edecek, barış yapacak, senin konuştuğun gibi konuşacak” der. Oğlunun Çanakkale’de öldüğünü söyler. Göğsünden bir lira çıkararak “ Hilali Ahmer’in yaralılarına” diyerek uzatır. “Karşı karşıyaydık” diyor Halide Edip, “Birbirimizin gözünün içine bakıyorduk. İkimizin de gözyaşları kalbimize akıyordu. O ana kadar Türkiye’nin geleceğine bu kadar kuvvetle iman ettiğimi hatırlamıyorum. Böyle bir unsur var oldukça memleketimiz için her türlü cefa ve fedakarlık azdır bile. Boynuna sarıldım, iki yanağından öptüm ve gözlerimden yaşlar boşandı”


O toplantıda Ankara kadınları bin lira vermişlerdir. Bu, inanılmayacak bir şeydir çünkü Ankara erkeklerinin verdiği para da bin liradan ibarettir.


KURTULUŞ SAVAŞI KADINLARI / ZEKİ SARIHAN / 160-161-162

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG