12 Haziran 1921

Dün Yunanistan'dan "İstanbul'a!" sloganlarıyla uğurlanan Kral Konstantin Başbakan Gunaris ve diğer Yunan yetkililer, İzmir'e geldiler. Yunan kuvvetleri ve Rumların parlak gösterileriyle karşılandılar. Kral'ı taşıyan gemi limana girerken top atışları yapıldı. Bazıları Kral'ın ayaklarına kapandı. Kral, Karşıyaka'ya yerleşti. Kumandanları, din ileri gelenlerini, demek başkanlarını kabul etti. Gece de bir ziyafet verdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara Hükümeti'nin İstanbul'da temsilciliğini yapan Kızılay İkinci Başkanı Hamit Bey, Ankara'ya İngilizler'den bir görüşme isteği geldiğini bildirdi. Başbakan, Genelkurmay Başkan Vekili ve Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa, 21 Haziran'da İngilizlerle konuşmaya hazır olduklarını bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul Hükümeti'nde atamalar yapıldı. İzzet Paşa, Dışişleri; Ali Rıza Paşa İçişleri; Salih Paşa, Bahriye; Hüseyin Kazım Bey, Efkaf Dışişleri Bakanı Safa Bey, Ticaret ve Ziraat bakanlıklarına getirildiler. Eğitim Bakanı Reşit Bey'in istifası da kabul edildi. Yerine Danıştay Başkanı Mustafa Arif Bey'in bakması kararlaştırıldı. Polis Genel Müdürü Tahsin Bey azledilerek yerine Esat Bey atandı. Sevr Anlaşması'nın kabulu için telkinde bulunmak üzere üç bakandan İzzet ve Salih Paşalarla Hüseyin Kazım Bey Anadolu'ya geçmişler, 6 Aralık 1920'den başlayarak uzun süre Ankara'da alıkonulduktan sonra Hükümet'te görev almayacaklarına söz vermeleri üzerine ı g Mart'ta İstanbul'a gitmişlerdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Doğu cephesi Kumandanı Kazım Karabekir'den Mustafa Kemal ve Fevzi Paşalara: "Enver sınırımızın dışında kaldıkça tehlikenin zaman ve niteliği meşhul kalacaktır. Enver bir an önce ele geçirilmelidir. Güvendiği bir adam gönderilerek yurda çağrılmalıdır".


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Diyarbakır'dan Şeyh Sunusi'nin gönderdiği bayram tebrikine verdiği cevapta "Bugünkü savaşımız, İslam'ın kurtuluşu içindir" dedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye, Yarın başlayacak Türk-Fransız görüşmelerinde Türkiye'nin isteğini anlatıyor: Kilikya üstündeki Türk haklarını kesin olarak tanımak -Milli Mücadele içinde üçüncü bayram. -Afgan Elçiliği'ne bayrak çekildi. -Mısır'da kanlı olaylar. -Yunanlılar müttefikleri de kızdırıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Afganistan’ın Ankara T.B.M. Meclisi Hükümeti ile ilişkilerini sürdürmek için Ankara’da ilk kez açılan Afgan Sefarethanesine bayrak çekme töreni ertelenerek Şeker Bayramının birinci Cuma gününe rastlamış, bu vesile ile bir de çay ziyafeti verilmiştir.


Bayrak çekme töreninde Mustafa Kemal Paşa da bulunmuş, elçinin ricası üzerine bayrağı sefarethaneye bizzat çekmiştir. Aşağıdaki söylev, Afgan Elçisi Ahmet Han’ın söylevine karşılık olarak verilmiştir.


Sefir hazretleri, bugün timsal-i istiklaliniz olan sancak keşidesi münasebetiyle davetinizde bulunarak bize şerefli bir gün bahşettiklerinden dolayı zatıalinize Büyük Millet Meclisi Hükümeti namına teşekkür ederim.


Türkiye ile Afganistan arasında, bütalem-i İslam için olduğu gibi, esasen revabıt-ı kaviye mevcuttu. Afganlılar olduğu misillu Türkiye’de de bütün milletin kalbi bu revabıtı uhuvvetle çarpıyordu. Bir takım esbab-ı mania hayluleti bu revabıtın maddi bir şekilde ifrağına mani olmuş, iki devlet arasında son zamanlara kadar resmi münasebet tesisi müeyeser olamamıştı. Şayan-ı muhammedettir ki, Anadolu’nun İstiklal Mücadelesi esnasında bu umniyeye vüsul müyesser olmuştur. Heyet-i aliyenizin teşrifleri de hepimiz için mucib-i mefharet oldu.


Türkiye ile Afganistan elele vererek mesai-i muhadenetkaraneye iptidarı siyaset aleminde mühim bir muvazene temin edecek kadar haiz-i ehemmiyet ve kudrettir. Bu masainin asar-ı fiiliyesi şüphesiz ileride görülecek ve alem-i İslam için bais-i saadet olacaktır. Asırlardan beri Türkiye İslamiyet için yalnızca mücehede ediyordu, bundan sonra yanında Afganistan gibi bir refikle beraber çalışacaktır.


Alem-i İslamın istediği şey, istiklalinden ibarettir. Yoksa alem-i İslamın bir araya gelerek başkalarını mahv gibi bir nokta-i nazarı yoktur. Her İslam hükümetinin Afganistan gibi müstakil ve hür olduğunu görmekle müftehir olacağız. Şark aleminde taht-ı tazyikte olan insanlar için Türkiye, Afganistan ve Rusya Şuralar Cumhuriyeti ittifakı pek güzel tasvir buyurduğunuz gibi şayan-ı memnuniyettir. İnşallah bu ittifak daha feyizli olacaktır. Zatıalilerinin burada her fiil ve hareketinizle bu gayeye azım olduğunuz memnuniyetlerle görülmektedir.


Afganistan Devleti’nin timsal-i istiklali olarak bu gün keşide edilecek bayrak, burada Afganistan ve Türkiye dostluğu için temevvüç edecektir. İlk sancağın zatıalileri zamanında keşidesi yalnız Afganistan için değil, Türkiye için de şayan-ı tebrik bir hadise teşkil eder.


Bayrağın keşidesi şerefinin bana bahşedildiğinde dolayı ayrıca teşekkür ederim. Afganistan’la Türkiye arasındaki revabıtın daha ziyade tarsini ümniyesiyle yakında Afganistan’a bir heyt-i sefaret gidecektir. Ve bu heyet de orada aynı maksat ve samimiyeti ibra edecektir.


ATATÜRK RESMİ YAYINLARA GİRMEMİŞ SÖYLEV, DEMEÇ, YAZIŞMA VE SÖYLEŞİLERİ / SADİ BORAK /166-167


Ankara yolunda attığımız ilk adımların sarsıntısından sonra böyle bir gönül ve beden molasına ihtiyacımız vardı. Lakin sakın, bu kadarla kalacağınızı sanmayınız. Kah arabayla giderek, kah inip yürüyerek, kah oturup dinlenerek aheste aheste geçtiğiniz bu ormanın ortasında, geceleyeceğiniz ilk menzilde, bir başka Anadolu daha keşfedeceksiniz. Bu bütün manasıyla bir Nasrettin Hoca, bir folklor Anadolu’sudur. Bırakın size onu 1921 tarihindeki dilimle anlatayım:


“İnebolu’dan Ankara’ya giden yolcu beş altı yerde konaklamaya mecburdur. Bu konaklardan birisi Ecevit denilen bir dağ köyüdür. Orada, İsmail Çavuş namında yetmişlik bir ihtiyarın hanı var. Ecevit, suyunun, havasının, mevkiinin letafetiyle dillere destandır ve İsmail Çavuş’un hanı Anadolu’nun en temiz, en rahat hanlarından biridir. Gece saat kaçta vasıl olursanız olunuz burada bir sıcak çorba, bir temiz yatak bulmak imkanı vardır.


İhtiyar hancı, sizi kapının eşiğinden kırın karanlığına doğru uzattığı bir el lambasıyla karşılar ve “kaş kişisiniz” diye sorar. Gelenler mutlaka kalabalıktır. Zira Karadeniz limanlarından Ankara’ya doğru mütemadi bir akın var. İnebolu’da bulunduğum birkaç gün zarfında bu sefere hazırlanan otuz kırk yolcu gördüm. Bunlardan bir çokları haftalardan beri ya araba, ya izin beklemekteydi. Biz Ecevit’e vardığımız zaman arabacılarımızla beraber on beş yirmi kişi kadardık. Onun içindir ki İsmail Çavuşun “kaç kişisiniz” suali bizi ürküttü. On iki on üç saatlik bir araba yolculuğundan sonra geceyi kırda geçirmekten daha facialı ne olabilir? Bereket versin ki babacan hancı, ne yaptı yaptı, hepimizi ikişer üçer odalara yerleştirdi. Anadolu’da yolculuk etmiş bir adam için İsmail Çavuş misafirhanesinin kıymeti sonradan anlaşılıyor. Kastamonu ve Ankara gibi vilayet merkezlerinde bile bu gibi otelin bir mislini daha bulmak kaabil değildir. İsmail Çavuş ne kadar eşsiz bir müessesenin sahibi olduğunu biliyor ve bütün gelip geçenlere öğünüp duruyor: “ Beyler Paşalar hep burada kalırlar ve hep memnun olarak giderler” diyor. Bizden bir akşam evvel, Madame Gaulis kendisine misafir kalmış, uzun uzadıya onu anlattı. Nasıl ikram etmiş, kendisine gece yarısı yıkanmak için nasıl sıcak su hazırlamış, kendi eliyle odasına nasıl götürmüş, bütün teferruatına kadar birer birer hikaye etti. “ Neden o kadar ikram ettin?” diye sorduk. “Ne yapayım? Emir üstüne emir geldi. Müfettişmiş dediler, bizim için çalışıyormuş, memleketine gidince rapor verecekmiş” dedi ve cebinden büyük bir ehemmiyetle “Union” gazetesi muhabirinin kartını çıkardı, bize gösterdi. “Bak şurada ne yazıyor, oku da anla” sözlerini ilave etti. Madame Gaulis kartına şu cümleyi yazmıştı: “ Buradan geçen bütün yolculara İsmail Çavuşun otelini tavsiye ederim.”


“İsmail Çavuş, Ecevit vadisinde, çam ağaçlarının arasındaki inzivasında yalnız çorba içirmek ve yatak sermekle meşhur değildi. Aynı zamanda memleketin umran işleriyle de alakadardı. Göğsünün üstünde bir Maarif madalyası taşır. Bunu, kendi hanının biraz daha üstünde eskiden orman mektebi iken otel şekline ifrağ edilen bir binaya yetimleri yerleştirdiği ve onları okutmak için Kastamonu valisi nezdinde birçok teşebbüslerde bulunduğu için almıştı Bu en ziyade lezzet ve hayranlıkla anlattığı muvaffak yetilerinden biriydi:


“Ecevit hancısının şimdiki ahval hakkındaki fikirlerini yokladım. Milli Hükümetten gayet memnun görünüyordu, diyor ki: “ Hamdolsun her şey yoluna girdi. Şimdi, burada her şeyi millet idare ediyor. Hüküm hep onun elinde. Ne hırsızlık var, ne katil… Tek başına İnebolu’dan çık Kastamonu’ya kadar gir, yolda uygunsuz takımından hiç kimseye rast gelemezsin”. Sonra sözümüz askerliğe intikal etti. “ Bütün delikanlılar askere gülerek oynayarak gidiyor, dedi. Niye gitmesinler? Bol bol yiyorlar içiyorlar, ceplerine para giriyor, efendi gibi yaşıyorlar. Askerlikte ne zaman bu kadar rahat vardı?”


İsmail Çavuş biraz da mütecessistir. Hep kendi söylemiyor, etrafındakilere söyletmek istiyor. “ Avrupalılar Yunan’a yardım ediyorlarmış, doğru mu?” diye soruyor, sonra sözü İzzet Paşa heyetinin gelip gidişine naklediyor: “ Onlar sulh olmağa gelmişlerdir değil mi?” diyor ve kurnaz gözlerle gözlerinizin içine bakıyor”


İsmail Çavuş İstanbul’da çok bulunmuş bir adam olduğu için bu derece açıkgöz ve mütecessistir. Hiç dışarıya çıkmamış yerliler arasında böylesine nadiren tesadüf olunur. Orta Anadolu halkı, bahusus köylü sınıfı umumiyetle kendi işinden başka şeyle meşgul değildir. Bütün Avrupa ve Balkan milletlerini yakıp kavuran politikacılık hastalığı buranın eşiğine bile ayak basmamıştır. Ankara’da yeni bir hükümet mi teşekkül etmiş? İstanbul neresiymiş, ne haldeymiş? Bu meselelere alaka gösteren Anadolu’luya pek rast gelmedim. Yalnız Yunan’la harp ettiğimizi hepsi hararetle biliyor. Çünkü, burada bu harbe gerek uzaktan, gerek bilfiil iştirak etmeyen tek bir fert kalmamıştır. Bizi götüren arabacılar birkaç defa orduya cephane taşıdıklarını söylüyorlar. İlle bunların içinde bir tanesi var ki birkaç zamandan beri bu hizmeti görmekten mahrum kaldığı için adeta kader ediyor”


VATAN YOLUNDA / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 112-113-114-115

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG