12 Mayıs 1920 Çarşamba

Edirne Kongresi'nde dördüncü gün. Askeri teşkilatın nasıl olacağı tartışıldı. Cafer Tayyar Bey "Kumandanın kafası bütün hazırlıkları yapar, fakat asıl haşan köylünün himmet ve gayretidir" dedi. Cafer Tayyar Bey, Mustafa Kemal'e bir yazı göndererek Trakya'nın bir Yunan işgaline karşı kesinlikle savunulacağını, Bulgarlarla görüşme yapıldığını bildirdi ve Yunanlılar Trakya'ya saldırdıklarında Kuvayı İnzibatiye ile anlaşarak ortak hareket edilmesini önerdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 39)


Hükümet, Bolşevik yardımlarının ne olacağının bilinmediği, Kızılordu'nun Türkiye'ye karşı tutumunun açıklığa kavuşmadığı, İtilaf Devletlerini Türkiye aleyhine kışkırtacağı gerekçeleriyle Doğu harekatının ertelenmesini Karabekir' den tekrar istedi. Karabekir, 15'te verdiği cevapta, Meclis'in kararı olmadan tek başına harekete girişmeyeceğini bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 39)


İzmire Doğru: Damat Paşa ve hempalarına: Bu millet artık sizi affetmeyecektir!


Fransız L'Eclaire: Anlaşma çok sert, Fransa'nın çıkarlarını da pek dikkate almıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 39)


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu İlk Meclis’in Amir ve Memurlarından Reis Paşa’yı anlatıyor:


Burada Mustafa Kemal'i, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderi olarak değil, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisi memurlarının en yüksek amiri olarak, benim küçük memur gözümle anlatmaya çalışacağım. Onun adı, bizim bürodaki memurlar ve dışarıda koruyucu polis, jandarma ve hatta odacılar arasında hep "Reis Paşa" diye geçerdi. Milletvekillerinden çoğu da O'nu böyle anarlardı. Biz buradakiler için Meclis'te iki büyük kişi vardı: Reis Paşa ve Başkâtip Recep Bey. Bunların ikisi de askerdi. Biz memurlar için aralarındaki fark sanki kıl payı gibiydi. Hatta Recep Bey'den daha çok çekinirdik.


ben, birisi Ankara'ya ilk ayak bastığı gün, öbürü, 30 Aralık 1919'da Ankara Lisesi'ni ziyaret ederek bir konuşma yaptığı gün olmak üzere, O'nu daha önce iki kez görmüştüm. Reis Paşa'yı Meclis'in genel kurul toplantılarından başka zamanlarda pek gördüğümüz olmazdı. O, ya Başkanlık Kürsü'sünde Meclis'i yönetir ya da -eğer Meclis'i ikinci Başkan yönetiyorsa- kürsünün solundaki ikinci sırada, her zaman aynı yerde otururdu. Onu böylece hep uzaktan görürdük.


Bir kez küçük memurlardan yalnız ben, makamına giderek onu çok yakından gördüm. Benim için çok değerli bir anı olan bu olayı burada anlatmalıyım:


Reis Paşa ile karşı karşıya gelişim, resmi bir kâğıdın imzalanması işi için oldu: Bir gün başkâtibin odacısı kaleme gelip Evrak Müdür Yardımcısı Tevfik Bey'i çağırdı. Tevfik Bey yerinde yoktu. Odacı yeniden geldi, "Başkâtip Bey evrak memurlarından kim varsa gelsin diyor" dedi. Yalnız ben vardım; gittim. "Şu kâğıdı al, çabuk Reis Paşa'ya imzalat getir" buyruğunu verdi. Ceketimin düğmelerini kontrol ettim. Yakamın kopçalarını ilikledim. Henüz sivil elbisem olmadığından okul üniforması giyiyordum, ilk maaşımla siyah kuzu derisi bir Kuvayı Milliye kalpağı almıştım. Kalpağımı düzelttim ve Reis Paşamın makamına gidip kapıyı vurdum. "Giriniz!" sesini duyunca girdim. Sanki insanın gözlerinden içeriye doğru delip geçerek ta ruhuna işleyen keskin bakışlarıyla, yüzüme baktı: "Ne var?" demek istiyordu. Ben hemen: "Efendim, (Paşam demeyi becerememiştim) Başkâtip Bey zatıalinize imzalatmak üzere gönderdi" diyerek kâğıdı uzattım. Aldı okudu, masanın üzerine koydu ve "Peki kalsın. Siz Recep Bey'e söyleyin, bana kadar gelsin" dedi; çıktım. Recep Bey bana hep "sen" diye hitap ederdi. Reis Paşa ise " siz" demişti. O anda genç ruhumda büyük bir gurur duydum: "Reis Paşa bana, 'siz' diyordu." Büyük adamlık duygusu geldi içime!


O günden soma Başkâtip dışında hiç kimse Reis Paşa'ya kâğıt imzalatmaya gitmedi. O günden soma Reis Paşa ile doğrudan doğruya karşı karşıya gelmek fırsatına bir daha kavuşamadım. Fakat Meclis'teki hemen hiçbir konuşmasını da kaçırmadım ve 1927 'deki Büyük Nutku'nu da başından sonuna dek dinledim.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 43)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG