12 Mayıs 1921

Meclis'in gizli oturumunda Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey'in istifası kabul edildi, Mustafa Kemal'in önerisi üzerine, Bekir Sami Bey, Avrupa'da görevlendirilmek üzere izinli sayıldı. Fransızlara sunulacak karşı öneriler tartışıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bekir Sami Bey, 11 Mart'ta Londra'da Fransız Başbakanı Briand'la imzaladığı anlaşmalarda Fransızlara birçok ekonomik ayrıcalıklar tanımış, bunlar ve İngilizlerle ve İtalyanlarla yaptığı anlaşmalar, Misak-ı Milliye aykırı görülerek Meclis ve Hükümet tarafından reddedilmişti. Bekir Sami Bey'in yerine, Sovyetlerle Dostluk ve Yardım Anlaşması'nı imzalayanlardan İktisat Bakanı Yusuf Kemal Bey, Dışişleri Bakanlığı'na seçilecek, Bekir Sami Bey de 20 Mayıs'ta Avrupa'ya giderek Türkiye ile ilgili görüşmelerde bulunacaktır.


Dışişleri Bakanlığı'ndaki bu değişiklik, Batı'da ve İstanbul'da Türkiye'nin Batı'ya karşı Sovyetler'e yaklaşması biçiminde yorumlanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bakanlar Kurulu Başkanı ve Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa'nın Hakimiyeti Milliye'ye demeci: "Beklenen Yunan saldırısına karşı gereken tedbirleri aldık". Fevzi Paşa, Barış Konferansı'nın Ankara'ya yaptığı önerilerin tatmin edici olmadığını da söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Uluslararası Kızılhaç Örgütü temsilcisi Mr. Maurice Gehri, Yunan zulüm, yağma ve katliamlarını incelemek için Gemlik'e geldi. Daha sonra verdiği raporda, 16 köyün imha edildiğini, 6.ooo-6.500 insanın öldürülmüş olduğunu bildirecektir. İsviçreli Gehri ile birlikte bir İngiliz generalinin başkanlığında, İngiliz, Fransız, İtalyan, Türk askeri temsilcilerinden kurulu Araştırma Kurulu da İngiliz bayrağını taşıyan bir gemi ile İstanbul'dan Gemlik'e geldi. Yunan zulümlerinden Gemlik'e kaçmış halkı dinlemeye başladı. Gemlik'ten Muratoba köyüne gelen Yunan askerleri, komutanlarının emri ile halkı topladılar. Delikanlıları çırılçıplak soyarak sopa ile dövdüler. Kadınların süs eşyalarına ve hayvanlara el koydular. Köy yönetim kurulu, yarından sonra İtilaf Devletleri Soruşturma Kurulu'na bir dilekçe vererek imdat isteyecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Biz hazırız. Halep ordaysa arşın burada. Pilavdan dönenin kaşığının sapı kırılsın!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İleri: Bir milletin başına gelebilecek ne kadar felaket varsa, hepsiyle haşır neşir olduğumuz bu senelerde önümüze düşerek bizi tekrar hayata çıkaran Mustafa Kemal Paşa. -İstanbul sokaklarında mavi-beyaz renkten geçilmezdi. Şimdi o renkler değişti. Çünkü Anadolu, "Ey Müslümanlar, paranızla düşmana yardım ediyorsunuz" diye haykırdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Güleryüz: Türk, Papulas'ın ensesinde boza pişiriyor. -Kahramanlar destanı: "Yurdumun atisi nurlu bir sabah/Düşmanın talihi bahtı simsiyah/Zira Papulas'la bir tutmak günah/Kahraman İsmet'i, Şanlı Kemal'i..."


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yahya Kemal Beyatlı


Bir milletin başına gelebilecek ne kadar felaket varsa hepsiyle haşır neşir olduğumuz bu senelerde, önümüze düşüp bizi tekrar hayata çıkaran Mustafa Kemal Paşa’nın simasını ileride tahattur edecek her Türk, Abdülhak Hamid’in bu mısradaki çerçeve içinde görecek:


Akardı payına mahşer-misal bir millet!


Çoktan, pek çoktan beri bu millet bir oğlunun şahsında böyle temessül etmemişti. Milletlerin asırlarda bir doğurduğu büyük insanlar henüz eserlerini ikmal etmemişken bile gözleri kamaştırırlar. Bize de bugün bu vaki oluyor. Mamafih hem bizim, hem de ecnebilerin karşısında milletin timsali kesilen bu büyük adam kendi büyüklüğünün farkında değil, konuşurken Selim-i Evvel’in, “ Bu muvaffakiyetleri benim kendi eserim zannediyorlar. Ah zavallılar bilmiyorlar ki!” dediği tarzında konuşuyor. Ankara’da çıkan Hakimiyet-i Milliye refikimizin bir muharriri, Büyük Millet Meclisi’nin sene-i devriyesi münasebetiyle, Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş, İstanbul’dan Anadolu’ya geçtiğinden beri birçok tahassüslerini sormuş, kaydetmiş. Bu sözler bizi düşündürdü. Mustafa Kemal Paşa diyor ki: “ Ben evvela herhangi bir suretle Anadolu’ya geçmek ve orada milletin efkar ve hissiyatını bir defa daha yoklamak ve menabi-i memleketi takip etmek istiyordum… Samsun’a ayak bastıktan sonra derhal milleti ve memleketi yokladım. Gördüm ki memleketin ve milletin temayülatı istiklal müdafaasında tereddüt edenleri hacil mevkide bırakabilecek bir mahiyet-i aliyededir. Filhakika iki seneden beri bütün dünyanın şahit olduğu vakayi ve hadisat, düşüncelerimde isabet ve milletin azim ve imanında hakiki selabet olduğunu ispat etti. Bundan dolayı cidden müftehirim”


Bu sözleri dikkatle okuyanlar yumurtamı tavuktan çıktı? Tavuk mu yumurtadan? Düşünür dururlar. Her milletin tekevvün devresinde fertler böyle kendilerini göremezler, millet kendini bir timsalde görür. Bugün Anadolu’da vaki olan da bu haldir. Mustafa Kemal Paşa diyor ki: Bu İnönü mucizesi yalnız Türk neferinin eseridir; neferler diyor ki; O gün İnönü’de bizim başımızda arslan zabitler vardı, onların elinde kendimizden geçtik, yürüdük, zabitler diyor ki; O gün başımızda İsmet Paşa vardı, bu muzafferiyet onundur, Fevzi Paşa hazırladı, o kazandı. İsmet Paşa de diyor ki ; Bu eser Mustafa Kemal Paşa’nındır! Bu söyleşileri tevazu zannedenler ne kadar aldanırlar!


Kuzu gibi Anadolu’nun birden bire arslan kesilişini en sivri akıllılar hala bir türlü tahayyül edemiyorlar. O Anadolu ki Hazret-i İsa gibi halimdi, bir yanağına bir sille indirene öteki yanağını gösteriyordu. O Anadolu ki nice siyasilerin rivayetine göre vergi vere vere, zulüm göre göre, askere gide gide, Osmanlı idaresinden bezmişti, İllallah diyordu, herhangi bir ecnebi idareyi seve seve kabul etmeğe candan, yürekten hazırdı, o Anadolu ki Yunanistan bile lehinde şirin sözler söylüyordu, Yunan boyunduruğuna uslu uslu boynunu bırakır zannediliyordu. İşte bu istiklal galeyanı o Anadolu’dan çıktı. Yalnız Anadolu o ana kadar bir adam bekliyordu.


Yunanlılar İzmir’e çıktıkları gün çok bed-mesttiler, o gün o feci gün İstanbul’dan Samsun’a bir adamın gittiğini fark edemediler. Her şeyin bittiğini zannettikleri o gün her şey başlıyordu: O adamın neden sonra ismini öğrendiler, Şimdi rüyalarına giriyor. Yunanlılar, bu ismi ve bu adamı, Kartaca “ kadim Caton”u nasıl müebbeden hatırladıysa öyle hatırlayacaklardır!


O güne kadar Anadolu’yu, Rumeli’yi, daha doğrusu bu coğrafya isimlerini bir tarafa bırakarak Türk milletini ne ecnebiler biliyormuş, ne Yunanlılar yoklamışlar, hatta ne de biz hissetmişiz. Mustafa Kemal Paşa’nın asıl dehası, Samsun’a çıktığı günden itibaren Türk milletinin istiklal iddiasında olduğunu sezişindedir.


Romalılar muzafferiyet kazanmış serdarlarına bir zafer alayı yaptılar, lakin o gün zafer gerdunesinde, o muzaffer serdarın, övünmesin diye yüzünü kırmızıya boyadılardı; biz milli timsalimizden bahsederken bu takayyüde lüzum görmüyoruz, çünkü o övünmüyor ve övünmeyecektir de; çünkü yüksekte yalnız bir adam olmanın pest gururuyla, satıhta bütün bir milletle hem-vücut olmanın Bülent zevki arasındaki farkı temyiz etmiş; Hakimiyet-i Milliye refikimize söylediği sözlerden bunu hissettik.


İleri, nu. 1181, 12 Mayıs 1337/1921


KURTULUŞ SAVAŞI VE EDEBİYETIMIZ /İNCİ ENGİNÜN-ZEYNEP KERMAN-SELİM İLERİ/ 138-139-140


Kimden / Kime : İstanbul İtalyan Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığına


Özet : İngiliz ve Fransız meslektaşlarıyla birlikte İzmit ve Yalova’da durumu incelemek için iki heyet oluşturuldu. 12 Mayıs’ta İngiliz savaş gemileriyle görev yerlerine hareket eden bu heyetlerden Yalova bölgesi için oluşturulan; İngiliz Binbaşı Franks ve Yüzbaşı Stones, İtalyan Albay Roletto ve Fransız Yarbayı Vick’in, İzmit için ise; İngiliz Yarbayı Farmer ve Binbaşı Van Millingen ile İtalyan Yarbayı Vitelli ve Fransız Yarbayı Widkosky’nin görev aldığı


İTALYAN ARŞİV BELGELERİNDE ANADOLU’DA YUNAN MEZALİMİ(1919-1921) / DOÇ. DR. MEVLÜT ÇELEBİ / 41


Eylül 1920’de Cumhurbaşkanı seçilen Millerand, Ocak 1921’de Briand’ı Başbakanlığa getirdi. O sıralarda Türkler, Yunanlılara karşı ilk zaferlerini kazandıklarından, 1920 sonunda Türkler lehinde kesin bir dönüş yapan kamuoyunda Ankara ile anlaşılırsa gerçek Türkiye ile anlaşılmış olacağı kanısı biraz daha köklenmişti.


Yunanistan olayları nedeniyle kamuoyunun takındığı yeni tutum ve meseleleri yeni yorumlayış şekli Yunanlı ve Ermenileri şaşkına çeviriyordu. Ne yapıp yapıp Kilikya’nın boşaltılması önlenmeliydi. Bu amaçla Journal de Debats’da ve bazı kitaplar çıkararak ümitsizce bir propagandaya giriştiler. Şubat-Mart 1921’de çıkardıkları kitaplardan ikisi üzerinde duralım:


Pierre Redan daha önce sözü geçen Kilikya ve Osmanlı Problemi başlıklı ve meşhur Yunansever yazarlardan Rene Pinon’un önsözüyle bir kitap bastırdı. Redan diyordu ki:

“ Türk zihniyeti. Fransa’da çoğunluğun düşünebileceğinden oldukça farklıdır. Pierre Loti’mizin nefis şekilde yazılmış eserleri, bize, kendisinden her şey beklenebilen ideal bir Türkiye tanıtıyor. Oysa bu görüş hiç doğru değildir.

“ Loti’nin bize misafirperver, lütufkar, Fransızsever olarak gösterdiği Türk hala mevcuttur, ama artık tek değildir. Geçmiş sebepleri ne olursa olsun Türkiye’de, Dünya savaşının öncesinden beri bir süredir iki çeşit Türk vardır. Loti’nin bahsettiği yaşlı Türk her zaman aynıdır; fakat yönetici sınıfın temsilcisi, Alman ve Bolşevik okullarında yetişen genç Türk ise artık Fransızsever değil Cermenseverdir. Kuvvetin, kendi çıkarlarına karşı bile her zaman harekete geçirdiği bu koyun halkı Berlin ve Moskova’nın dürtmesiyle ayaklandıran işte bu genç Türk’tür…”

Yazara göre, Fransa Kilikya’yı bu genç Türk yöneticilere bırakmamalıdır; “Askeri bakımdan Kilikya Suriye’nin korunması için gereklidir. Pozantı boğazındaki tek geçidi ile Toros zinciri gerekli doğal bir engeldir. İktisadi yönden Kilikya Fransa’ya pamuk ve tahıl ihtiyacını sağlar. İrk bakımından Kilikya’da hepsi azınlıkta fakat birleşince Turanlılara kadar çoğunluk teşkil eden etnik gruplar vardır. Nihayet, dökülen kan nedeniyle Kilikya’da Fransız şerefi söz konusudur. Kilikya’nın boşaltılması önceden kestirilemeyecek ölçüde önemli sonuçlar ve yan etkiler doğurabileceği için de düşünülemez…”

Redan, Mustafa Kemal ile değil Sultanla anlaşılarak Kilikya’nın boşaltılabileceğini. Fakat Fransız kontrolünün sürmasi gerektiğimi söylemektedir.

1921 yılı Şubat-Mart aylarında yayınlanan ikinci önemli kitap, daha önce sözü geçen ve Ermenilerin propaganda dergisi Revue des Etedus Armeniennes’de yayınlandıktan sonra, Mart 1921’de ayrıca basılan Albay Bremond’un 1919 ve 1920’de Kilikya başlıklı kitabıdır. Yazar, sık sık Kilikya’nın ekonomik zenginliğini Fransız kamuoyunun gözünde ışıldatmaktadır: “Fransa’nın onda biri kadar alan kaplayan Kilikya, Nil deltası gibi zengindir ve ancak 400.000 nüfusa sahiptir…” Türklerin “azınlıkta” olduğu böyle bir ülke, “ayaklanan subaylar şefinden başka bir şey olmayan, bu nedenle, verdiği sözlerin ne kadar geçerli kalacağı belirsiz olan Mustafa Kemal’e bırakılamaz. Fransa önce Sultanın otoritesini güçlendirmeye çalışmalı, sonra da Kilikya işini onunla çözmelidir.

Ne var ki Kilikya savaşını kapatarak kamuoyuna tatmin etmeyi Briand programının başına koymuştu ve elinden geleni yapmaya kararlı idi. O sırada, Türk-Yunan uyuşmazlığını görüşmek için Londra’da bir konferans toplandı. (21 Şubat 1921). Bu Yunanistan olaylarından sonra, Doğu meselesini görüşmek için toplanan ilk konferanstı ve Fransız kamuoyu, fırsatın hiç değilse Kilikya’da barış sağlanarak değerlendirilmesini istiyordu. Bir taşra gazetesinin deyimiyle, Fransa sürekli, Küçük Asya’da polislik yapamazdı; Ateşten kestaneleri hep o çekecek, hep İngilizler mi yiyecekti? Artık bu durum sona ermeliydi, Briand fırsatı kaçırmayacaktı; eğer Türklerle anlaşabilirse kamuoyunda prestijinin çok artacağı şüphesizdi. Üstelik Türk delegeleri karşısında müzakere için durumunu o günlerde iyi hissediyordu; 9 Şubatta “Türk Verdun’ü” Antep nihayet düşmemiş miydi.?

Briand, Türk heyeti başkanı ve Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey’le 11 Mart’ta bir anlaşma imzalamayı başardı. İngiltere Hükümeti ve İtalya Dışişleri Bakanı Kont Sforza da onunla birer anlaşma imzaladılar.

Ertesi gün Fransız basını, Türklerle anlaşma haberini sevinçle karşıladı. Taşra gazeteleri bile geniş yorumlar yaptı. Bunlardan L’est Republicain’in (Nancy) başyazısı bir yönlerden ilginçtir.

“Fransız kamuoyu, Kilikya meselesinin çözümünden çok memnun kalacaktır. Bizim orada, general Dufieux’nün komutasında bir tümenimiz var(…)

“Kilikya seferi çok şiddetli ve kayıplarımız nispeten ağır oldu.

“Şimdi, Türklere karşı daha yumuşak bir politika izleneceğini ümit edebiliriz(…)

“Sonra, milyonlarca Müslümanın saygı duyduğu Halife, hatırlatalım ki, İstanbul’da oturuyor.

“Fransa’da birçok yazar, düşünür ve sanatkar Türk davasını desteklediler. En başta, onlar hakkında çok güzel sayfalar yazan Pierre Loti gelir (…) Claude Farrere’de büyük cesaretle çalıştı.

“Sonunda, güçlü bir kamuoyu akımı meydana geldi. Aslında Fransa’nın Türkiye’de yüzyıllardır eski dostlukları var. Kuşkusuz Büyük Savaş bu sevgiye gölge düşürmüştü, ama o sağlam temellere dayanıyordu”

Londra anlaşmasına göre, özetle savaşa hemen son verilecek, esirler serbest bırakılacak; Fransız ordusu Kilikya’dan çekilecek, bölgedeki azınlıkların can ve mal güvenliği sağlanacak; Hatay’da Türk çoğunluğu nedeniyle Fransız hükümeti özel bir yönetim kuracak. Vs.

Bu maddeler taraflar için uygundu. Ancak iki madde daha vardı ki Türklerin aleyhine idi. Biri, Türklerin yönetiminde Kilikya’da polis kuvveti kurulacağını, bu kuvvette Fransız subayların da yer alacağı öngörülüyordu. Tam bağımsızlık için çarpışan Türkler, ordularının yabancı subaylarca denetimine göz yumabilir miydi? Öteki nokta, Fransız-Türk iktisadi işbirliğini ele alıyordu: Kilikya, Sivas, Elazığ ve Diyarbakır bölgelerinin değerlendirilmesinde yabancılara imtiyazlar verilirse Fransa’ya öncelik tanınacaktı… Görüldüğü gibi Londra anlaşması yumuşak ifadelerle, adını belirtmeden Anadolu’nun Sevres’deki iktisadi paylaşmasını sürdürüyordu.

Londra’da İngiltere ile yapılan anlaşma esirlerin karşılıklı salıverilmesini öngörüyordu, fakat Türkler için eşit şartlarda yapılmamıştı.

İtalya ile yapılan anlaşma ise bu ülkenin, İzmir ve Trakya’nın Türklere verilmesini savunma vaadine karşılık, ona Batı, Güney ve İç Anadolu’da iktisadi öncelikler ve haklar tanıyordu.

İşte bu nedenlerle T.B.M.M. anlaşmaları reddetti. (12 Mayıs 1921) İstifasını veren Bekir Sami Beyin yerine de, o sıralarda Moskova’da Sovyetlerle anlaşma imzalayan Yusuf Kemal Bey getirildi.

Londra anlaşması Fransa Başbakanı Briand için başarı sayılamazdı, çünkü, görinişte ülkesine çıkarlar sağlamayı düşünürken, ölü doğan bir belgeyi imzaladığı için barışı geciktiriyordu ve bu yolda yeni çabalar harcaması gerekecekti.

Anlaşma Bekir Sami için de başarısızlıktı, çünkü Konferansta iyi izlenim bıraktığı halde Briand’a karşı milli emelleri gereği gibi savunamamış, bu fırsatı iyi değerlendirememişti. Bekir Sami, Ankara’ya dönünce, bu anlaşmanın milli çıkarları zedelediğini bildiğini fakat Fransızların gösterdiği “iyi niyet ve yumuşaklığa” geçici bir süre olsun karşılık vermek gerektiğini, bu şekildi Yunanlılarla mücadelede ve en sonunda barış yapılırken Fransa’nın önemli yardımlar sağlayacağı yolunda kendisine resmen söz verildiğini ifade etmiştir. Ona göre bu anlaşmayı T.B.M.M.’nin onaylaması o günkü şartlar içinde gerekli idi. Yunanlılar yenildikten sonra, Fransızlarla, daha uygun bir anlaşma yapmak güç olmayacaktı.

Anlaşmanın reddi Fransızları hayal kırıklığına uğrattı. Kamuoyu, Fransa’nın uzattığı dost elini Ankara’nın sıkmamasını “ Büyük anlayışsızlık” “saçma bir inatçılık”la niteliyordu. Öyle ki, o zamana kadar Türkler lehinde bir eğilime sahip L’Eclair gazetesi bile artık tamamen Türklere karşı bir tutum takındı ve Milli Mücadelenin sonuna kadar bu tutumundan ayrılmadı. Bu gazetede, önceleri Ankara lehinde yazılar yazan İsmail adında bir Türk, anlaşma reddedilince üslup değiştirerek, “ heyhat 1914 maceraperestleri tekrar zavallı ülkemizi ellerine geçirdiler…kan içiciler işbaşında” demeye başladı. Bu yazarın kamuoyunun küçük de olsa bir kısmını etkilediği şüphesizdir. Çünkü, Türk olduğu için okuyucularının kendisini olayları iyi bilen bir yazar olarak gördükleri ve iddialarına kapıldıkları düşünülebilir. Yunan-Ermeni propagandası da onun yazılarını yer yer kullandı.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU (1919-1922) / PROF.DR. YAHYA AKYÜZ / 198-199-200-201-202


BÜYÜK MİLLET MECLİSİ GİZLİ OTURUMUNDE KONUŞMA

HARİCİYE VEKİLİ BEKİR SAMİ BEY’İN

FRANSIZLARLA YAPTIĞI ANLAŞMA HAKKINDA

(12 MAYIS 1921)


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Ankara): Muhterem efendiler; Meclisinizin millete karşı yapılmasını, icrasını taahhüt ettiği hükümler öteden beri ilan ettiğimiz, hepimizce malum bir esasta toplanmıştır. O esası bir deha tekrar etmek isterim: Milli sınırlarımız dahilinde memleketin bütünlüğünü ve milletin tam bağımsızlığını temin etmek. Bizim millete karşı üstlendiğimiz vazife bunu temin edecektir. Dolayısıyla Meclis’in ve hükümetin takip ettiği siyaset bu maksadı elde etmeye yöneliktir. Heyetimiz hedefe yürürken daima memleketin milletin kuvvetine dayanarak yürümüştür. Dolayısıyla denilebilir ki. Bizim takip ettiğimiz siyaset, aslında bağımsız bir siyasettir. Yalnız kendi maksadımızı elde etmeye yönelik ve kendi kuvvetimize dayanmış bulunan bir siyasettir. Fakat mücahedelerimizin başlangıcından bu güne kadar bu siyasetimize eğilimli ve karşı bir takım manzaralar karşısında kaldık.


Hepinizce malumdur ki, Doğu alemi bizim bu siyasetimize eğilimli ve bunun bir neticesi olmak üzere de Ruslarla da bir takım ahitnameler yaptık. Dolayısıyla denilebilir ki. Siyasetimiz bağımsız olmakla beraber, Doğu siyasetine eğilimli bir siyasettir. Fakat buna karşılık Batı’ya anlaşma kapılarını kapatmış değiliz. Esaslarımızı temin etmek şartıyla Batı’nın göstereceği samimi eğilimlere tam bir ciddiyet ve tam bir samimiyetle hazır ve amade bulunuyoruz. Bu görüşümüzü birçok vesilelerle bütün dünyaya ilan etmiş bulunuyoruz. Fakat Doğu’ya Batı’ya karşı ve bütün dünyaya karşı mevcudiyetimizi elde ettikten sonra, genel olarak Doğu’ya ve Batı’ya eğilimli bir siyaset takip edildiğine dair, zannediyorum ki, şimdiden kati bir söz söylemek ne mümkün ve na de doğrudur. Efendiler, bu son günlere kadar Batı’nın bizim hakkımızdaki imha siyasetinden, Sevr Antlaşması’nı ilan etmiş olduğu idam kararnamesi hükmünü icradan vazgeçmiş olacağına işaret edecek bizce kati bir emare mevcut değildir. Batı’nın bize samimi bir gözle baktığına henüz inanamamaktayız. Dolayısıyla Batı’yla ciddi bir surette anlaşmak gününün geldiğine kani değilim ve buna göre bugüne kadar takip ettiğimiz siyasette devam etmeye, bunu değiştirecek sebeplerin(…) yeniden karar vermiş bulunuyoruz. Bununla beraber, Batı’ya karşı onların eğilimlerini arttıracak teşebbüslerden de geri durmamak lüzumuna kani bulunuyoruz. Bu maruzatımla Meclis’imizin kanaat ve siyaseti bu yolda olduğuna inanarak, itimat ederek aynı siyaseti takip etmekte olan(…) ve kendi görüşümü, Meclis Riyaseti’nde bulunmak itibariyle , arz etmek(…)


Şimdi Londra’ya gitmiş olan delege heyetimizin Londra konferans neticesinden aldıkları mana ve Fransızlarla İtalyanlarla yapmış oldukları anlaşmalar nazarı dikkate alınırsa bu anlaşmaları yapan arkadaşlarımızla Heyeti Vekile arasında görüş ayrılığı çıkıyor. Hakikaten Fransızlarla yapılmış olan anlaşma muhteviyatı daha yapıldığı zaman telgrafla şifre ile bildirilmiş idi. Yüksek heyetiniz reddetti ve hükümet de bunun üzerine reddolunduğunu delege heyetine bildirmişti. Delege heyetimiz buraya varışından sonra sözlü bazı izahat ve malumat verdiler. Buna rağmen yine yüksek heyetiniz reddetmekteki sebepleri kuvvetten düşürecek başka bir sebep görülmedi ve reddetmekte Heyeti Vekile de, Meclis de müttefik kaldı ve demin arz ettiğim noktalardan dolayı Umuru Hariciye Vekili Beyefendi ile Heyeti Vekile arasında görüş ayrılığı görüldü ve kendileri bu sebepten dolayı Umumi Hariciye Vekaletinden istifa buyurdular. Bununla beraber, kendilerinden yine geniş istifadeler temin edileceğinden istifanamesini Riyaset makamına taktim ediyorum. Şimdi okunacak. Netice olarak vuku bulan teklifleri yine o zaman bütün takaza ediyor. Birer suretleri aldı. Bu suretle bittabi okunmuştur. Bu teklifin bir nebzesi dahi Sevr Antlaşmasını esas olarak bize kabul ettirmeye yöneliktir. Bütünüyle bakmaya değer dahi görülmekte. Yüksek heyetinizin vereceği karar, tabii kati karar olur. Fransızlarla yapılmış olan anlaşmaya yeniden bir karşı teklif hazırlandı. Onu Paşa Hazretleri şimdi yüksek heyetinize arz edecektir. İtalyanlarla yapılmış olan anlaşma metni dahi Fransızlar ile (…) ihtiva etmektedir. Bu yön Heyeti Vekile’ce tasvip edilmiştir. Yalnız onun icrası barıştan sonra olacağı için İtalyanlara hemen cevap vermeye lüzum görülmemiştir. Fakat Fransızlara hemen verilmek lazım gelmiştir. Bununla beraber, doğrudan doğruya bendenize ve gerekse Heyeti İcraiye Riyaseti’ne ve Hariciye Vekaleti’ne müracaatları vardır. Onlar yapılmış olan anlaşmaların imkansız olduğunu, olacağını anlamışlar; onlar dahi bunların değiştirilmesini kabul ettiklerini bize bildirmektedirler. Ümit ederim ki, Heyeti Vekile’nin yeni hazırladığı proje ile … Efendim Hariciye Vekili’mizin bu suretle istifa etmesi üzerine yeni vekil seçilmesini rica edeceğim. Fevkalade meselelerin ehemmiyetinden dolayı doğrudan doğruya Heyeti Vekile Reisi Paşa Hazretleri teklifleri vesaireyi doğrudan doğruya kendi imzaları ile yapmaktadır. Yeni vekilin seçilmesini rica edeceğim.


Bir şey daha rica edeceğim, Bekir Sami Beyefendiden Avrupa’da mühim istifadeler temin edileceğinden ve Heyeti Vekile Reisi Paşa Hazretleri ile de görüştük. Dolayısıyla kendilerine vatani bir vazife vermek tasavvur edilmektedir. Tasvip buyurulursa izinli sayılmasını arz edeceğim. Çok faydalı hizmetler yapacağını ümit ediyorum. Yüksek malumları kendileri Londra’da, Paris’te, İtalya’da pek mühim işlere mazhar olmuşlardır. Dolayısıyla Avrupalılar, İtilaf devletleri bize eğilim göstermektedirler. O eğilimlerini arttırmak için Avrupa’ya gidecektir ( Hariciye Vekili Bey’in istifanamesi okundu).


Refik Şevket Bey (Saruhan): (…) Karşı teklifler acaba Heyeti Vekile tarafından telgrafla mı gidecek, yoksa bir heyet vasıtasıyla mı gidecek? Bekir Sami Bey, selahiyetinin haricine çıktım diyor. Bu karşı tekliflerdir. İlk anlaşma gibi değildir. Gönderilecek zat Bekir Sami Bey gibi vatani bir zaruret diye verilen talimata şahsi kanaati üzerine, talimat hilafına çıkacak ise, talimatname vermeye mahal yoktur. Sonra bendenize kalırsa bu karşı teklifler mevcudiyet gösterdiği halde imzalanan Sevr Antlaşması hakkında bir fıkraya sahip değildir. Mesela Fransızlara karşı Sevr Antlaşmasının… Bundan sonra bu kadar menfaatler temin ettik, şöyle yaptık böyle yaptık. Bu anlaşmadan sonra Sevr Antlaşması yoktur. Diye bir kayıt ilave edersek bir fayda olmaz mı? Acaba Fransızlar yarın bu karşı tekliflerimizi aynen kabul ettikten sonra bize diyemezler mi ki, Sevr Antlaşmasında şu maddeler vardı. Bendeniz diyorum ki, efendim karşı teklifi madem ki verdik; üzerinde müzakere edilen ve Fransızlara Sevr Antlaşması hakkındaki kararımızı kati surette anlatmak için bu noktayı tasdik ettirmeyi teklif edebiliriz.


Bendeniz özetleyeyim. Eğer bir heyet vasıtasıyla gidecekse o heyet talimatname haricine çıkmasın ve rica ederim o zat talimatnamenin üstüne de çıkmasın, sorsun. Ondan sonra Sevr Antlaşması’nın kabul olunmadığına dair bir kayıt ilave ettirsin. Sonra efendim bura müzakerelerde kati kabul değil, malumat beyanı kabilinden kabul olunsun. Yoksa Heyeti Vekile daha sonra… Efendim bin size bunları söylemiştim diyerek itirazlarımızı zapt etmiş olmayalım.


Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Ankara): Beyefendinin sorduğu meseleyi izah edeyim. Bendeniz bu meselede Heyeti Vekile ile beraber müzakerede bulundum. İtimat edilir özel bir memurla buradan doğrudan doğruya Adana’ya gönderilmiştir. Siz de memurunuzu gönderiniz. Fransızlar bunu aynen kabul ettikleri taktirde tasdik için bir memur talep edecekler. Şayet bunun üzerine değişiklik lazım gelirse aynen bildirilecektir. Aynı bir delege heyeti veya bir delege tarzında gitmeyecektir.


İkinci noktayı arz edeyim. Fransızlara bu anlaşma yapıldıktan sonra Sevr Antlaşmasını kabul ettirmek tekrar uğraşacaklarını ve İngilizler birlikte ve ittifakla Sevr antlaşması üzerinde uğraşmaktadırlar. Fransızlarla İtalyanlar bu anlaşmaları yapmakla Sevr antlaşmasının bahşettiği şeyden vazgeçmiş değildirler. Bu. Sevr Antlaşması yerine geçecek bir mesele değildir. Kendi tarafımızdan Sevr Antlaşmasını kabul etmiyor ve bunun için diyoruz ki, yapacağımız kati barışa esas olmak üzere bu anlaşmayı yapıyoruz. Yarın kendileriyle kati barış antlaşmasına gelince, o bizim için onun esas şartları … talep edilmektedir. Bunu yalnız ime etmek isteriz. Zira zannediyorum ki Sevr Antlaşmasından vazgeçtik, bu anlaşma kafidir dedirtemeyiz veyahut Fransızlar böyle bir olura mazhar olamayacaklarını bildikleri için, zannediyorum, ifade etmişlerdir. Sevr Antlaşması meselesinde müttefiklerimizden ayrılamayız demişlerdir. Biz de üzerine varmıyoruz. Takip olunan görüş hattın kuzeyindeki araziyi, bölgeleri Fransızların işgalinden kurtarmak ve buna karşılık ister istemez birtakım siyasi teşebbüslerde bulunmak ve yine iktisadi teşebbüslerde bulunmalarına yine de bizim menfaatlarımız ve kanunlarımız dairesinde müsaade…


(…)


Abdullah Efendi (Isparta) : Hariciye Vekaleti’nde Muhtar Bey bulunuyor idi. Fransızlarla yapılan şey burada okundu. Burada reddedildi. Hükümet karşı tekliflerde bulundu. Karşı teklifleri Meclis kabul ettiç Buna cevap geldi mi, geldi ise ne cevap alındı?


Mustafa Kemal Paşa (devamla) : Cevap veriyorum. Yüce Meclisiniz reddetti. Sureti burada aynen okundu. Delege heyeti reisi buyurdular ki, ben mesuliyeti üzerime alarak yaptığım barış anlaşmasında nazarı itibara aldım, memleket ve millete fayda tasavvur ettim, imza ettim inancındadırlar. O gün bu şartlar dahilinde uygun görüp mesuliyeti üzerine aldılar. Bekir Sami Beyefendi, ben reddolunduğuna dair talimatname aldım dememişlerdir.


ATATÜRK’ÜN BÜTÜN ESERLERİ CİLT 11 / 163-164-165-166

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG