12 Nisan 1921

Güney Cephesi kuvvetleriyle Yunan kuvvetleri arasında 5 gündür süren Aslıhanlar Savaşı sona erdi. Savaştan kesin bir sonuç alınamadı. Refet Paşa dün, düşmanın yenildiğini ve çekildiğini bildirmişti. Mustafa Kemal verdiği cevapta onu "Dumlupınar'da kazandığı zafer"den dolayı kutladı. "Ordumuz gök gürültülerini andıran bir uğultu ile tarih sahnesine yeniden çıktı" dedi. * Mustafa Kemal, Fahrettin Bey'e (Altay) çektiği telgrafta da, düşmanı takipte gösterdiği başarıdan ötürü teşekkür etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İnsanlık alemine bir bildiri yayımlayan Mustafa Kemal, Anadolu'daki Yunan zulümlerini protesto etti, bunları örnekleriyle anlattı. 100 kişilik bir Yunan birliği ile çevre köylerden toplanmış Rum çeteler, Yalova'nın Kirazlık Köyü'nü basarak köy alanında topladıkları erkekleri dipçiklerle dövdüler. Evleri basıp yağmaladılar ve ateşe verdiler. Dağlara kaçamayan halkı Yalova'ya sevk ettiler. Kimilerini öldürdüler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal'in Afgan Elçisi Ahmet Han'ın Hopa'dan Türkiye toprağına ayak bastığında ve ayrıca İnönü Zaferi'ni kutlayan telgrafına bugün yayımlanan cevabı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiltere Hükümeti, Malta'daki Türk tutuklulardan 4o'ını bırakmaya karar verdi. İngilizler, Bekir Sami Bey'le yaptıkları 16 Mart tarihli anlaşmaya rağmen Yunan ileri harekatından umuda kapılarak değiş-tokuş anlaşmasını uygulamaya yanaşmıyorlardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Belçika'nın İstanbul Orta Elçisi De Welle'in raporu: Yunanlılar tam bir bozguna uğradılar. Yeniden harekete geçeceklerini ilan etmeleri ise tam bir far­ faradır. Kemalistlerin ise kazandıkları askeri zaferler sonucunda milli duygulan son derece arttı. Ankara, kapitülasyonları tanımıyor, madenleri millileştirmek için harekete geçti. Bu durum İtilaf Devletleri için büyük bir kayıptır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Rizozpastis (Atina): Eskişehir Savaşları Yunanlılara ne kadar zayiata mal olmuştur? Bu kıtal ne zamana kadar sürecektir? Hedefi nedir? Hükümet bu macerada ne derecelere kadar devam edecektir?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nutuk'tan/


Refet Paşa, Ankara’ya döndüğü zaman şöyle bir çözüm yolu düşünmüştüm. İsmet Paşa artık Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa ederek, kendisini tamamiyle, genişletilmiş olan Batı Cephesi Komutanlığı’na verecek. Millî Savunma Bakanı bulunan Fevzi Paşa Hazretleri de vekâletle yürütmekte olduğu Genelkurmay Başkanlığı’nı asil olarak üzerine alacak. Ondan boşalacak Millî Savunma Bakanlığı görevini de Refet Paşa yapacak.


Refet Paşa, aslında, yine askerî bir görev almak istiyordu. Fakat benim bulduğum çözüm yolunu beğenmedi. Diyordu ki: «Millî Savunma Bakanı bulunan Fevzi Paşa’nın görevinden çekilmesini gerektiren bir durum yoktur. İsmet Paşa’nın Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılmasını zarurî buluyor ve bana da bu aralık bir görev vermeyi düşünüyorsanız, çözüm şeklinin ona göre düzenlenmesi mümkündür.»


Ben, her nasılsa, Refet Paşa’nın düşüncesinde gizli olan maksadı birdenbire kavrayamadım. Çünkü, biraz sonra anlar gibi olduğum görüş asla hatırıma gelmemişti. Anlayamadığım noktayı açıklatmak için kendisine sordum ve dedim ki: «yani siz mi Genelkurmay Başkanı olmak istiyorsunuz?» Gerçi açık bir cevap vermedi ama, ben maksadın tamamen bundan ibaret olduğunu kabul ettim. Bunun üzerine şu görüşü ileri sürdüm: «Genelkurmay Başkanlığı, bizim teşkilâtımıza göre, bugün fiilî olarak Başkomutanlık makamıdır. Siz, daha Türk ordusuna Başkomutan olacak vasıfları kazanmış değilsiniz. Bunu hatırınızdan çıkarınız!»

Refet Paşa, verdiği cevapta dedi ki: «Öyleyse ben de Millî Savunma Bakanlığı’nı kabul etmem.» «O sizin bileceğiniz iştir» dedim ve bıraktım. Gerçekten kabul etmedi ve izin alarak, Kastamonu ormanlarında, Ecevit denilen yerde bir süre dinlenmeye çekildi. Refet Paşa’nın Millî Savunma Bakanlığı’na getirilişi bundan sonra ortaya çıkan başka bir durum üzerine olmuştur.



Türklere bir seçim yapma olanağı tanınsaydı Ermenistan’ı bırakarak İzmir ve Trakya’yı seçerlerdi. Ancak İzmir ve Trakya’ya hala çok uzaklardan bakabiliyorlar. Yunan Ordusu bütün tahminleri altüst edecek bir moral çöküntüsüne uğramadığı sürece, Türklerin İzmir ve Bursa’yı örten Yunan savunma hattını zorlamaları beklenemez. Harekatın bundan sonraki ilk safhasının düzensiz bir mevzi savaşı biçiminde gelişeceği sanılmaktadır.


Anadolu’daki Yunanlılar her bakımdan güç şartlar altında savaşmaktadırlar. Yunanistan bir zamanlar Avrupa kültürünün kaynağı ve tek temsilcisiydi. Ancak o devirlerde Asyalıları savunan güçlü bir Fransa ve kıskanç bir İtalya yoktu. Eğer Türkler, Avrupa uygarlığının beşiği olan Batı Anadolu kıyılarında bir kez daha hakim duruma geçerlerse başlıca suçlu olarak Batı Avrupa’yı göstermek gerekecektir.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 130


Peyamı Sabah “ Ankara Hanımlarının Toplantısı “ başlığı ile “evvelce yazdığı gibi” 11 Nisan 1921 Çarşamba günü, Ankara’nın hayırsever kadınlarının Öğretmen Okulu Konferans Salonu’nda toplanarak miting yaptıklarını haber vermektedir. Toplantıya Halide Edip’in etkili bir konuşması ile başlanmış, akan gözyaşları arasında Ankara ili şehit çocuklarına bakılması, onların öğrenimlerini sağlamak üzere para toplanması ve bir teşkilat kurulması kararlaştırılmıştır. Bu kadınlar Ankara Hilali Ahmeri’nin Ankara Merkez Kurulu’nu oluşturacaklardır. O gün aralarında açılan yardımdan elde edilen gelir, önemli bir rakama ulaşmıştır. Miting kurulu, illere ve bütün dünya Müslümanlarına telgraflarla başvurmaya ve onlardan bu hayırlı işe katılmalarını ve her ilde bu biçimde teşkilat kurmalarını istemeye karar vermiştir.


Yeni kuruluşun paraya ihtiyacı vardır. Peyamı Sabah’ın da haber verdiği gibi, bu nedenle Halide Edip’in hayırseverlere mektup yazması istenir. Bir taraftan bütün dünya Müslüman kadınlarına, diğer taraftan illere çağrı yapılmıştır. İllere yapılan çağrıda, her ilin kadınlarının o ildeki çocuklara bakması istenmektedir.


Bu sırada Halide Edip imzasıyla İstanbul kadınlarına da bir çağrı telgrafı gönderilmiştir. Yakup Kadri, İkdam’daki bir yazısını bu çağrıya ayırmıştır. “Türk Kadını” başlıklı bu yazıda, bu telgrafın, gerek Harbiumumi’de, gerek Mütareke’nin ilk aylarında memleket vazifelerini erkeklerden daha büyük bir şevk ve gayretle yerine getiren, fakat son zamanlarda hoş olmayan bir atalete dalan, hiçbir şeyi önemsemeyen, her şeyden bıkmış usanmış bir halleri olan İstanbul kadınlarını şöyle böyle harekete geçirdiğini yazan Yakup Kadri, “son olaylar” dediği, Yunanlıların ileri hareketlerinin bütün kalplerle birlikte onların kalplerini de sarstığını belirtmektedir.


“Halide Hanımefendinin Anadolu dağlarının arkasından işitilen sesi, bütün Anadolu ve bütün hemşirelere gaipten gelen bir emir gibi tesir etmişti. Artık o günden itibaren kadınlar ordusu da seferber hale gelmiştir.”


Yeniden Adıvar’ın anılarına dönüyoruz:


Mısırlı Prenses İffet Hasan büyücek bir para gönderir. Ankaralı kadınlar, para konusunda sıkı oldukları için 100 liradan fazla toplanamayacağı kanısındadırlar. Ankara’nın en büyük salonuna sahip olduğu için Erkek Öğretmen Okulu’nda toplanılır. İstanbul kadınları ön sıralarda oturmaktadırlar. Hepsi iyi giyinmiş, bir kısmı genç ve çok güzeldir. Halide Edip “bunlar İstanbul’da söylev verdiğim kadınlardan başkası değildi” diyor. Onların arkasında Ankara şehri kadınları, en arkada da köylü kadınlar oturmaktadır. Halide Edip, köylü kadınlarının ona büyük heyecan verdiğini yazıyor: “ Ömrümde hiçbir dinleyici bu kadınların vermiş olduğu şeref ve gururu bana duyurmamıştır.”


Halide Edip, ne kadar sade konuşmak gerekirse o kadar açık olarak anlatmaya çalışır. Aynı zamanda bir savaşı kazanmak için cesaretin yetmediği de söyler. Bir ölüm kalım savaşı geçirdiklerini anlatır. “Şayet Yunanlılar Türkiye’yi işgal ederse bütün Anadolu Türklerinin ortadan kalkacağını söyledim. Yunanlıların girmiş olduğu yerde hiçbir Türk’ün yaşayamayacağını anlamalarını istiyordum. Zaten onlar da, çoğunun erkeği bir cepheden geldiği için, sonucun ne olduğunu tahmin ediyorlardı”


Basma entarili, gözleri iyi görmeyen bir kadın, Halide Edip’in yanına gelir. Kollarını konuşmacının boynuna dolar. “ Fukara çamaşırcı kadınım. Kız Öğretmen Okulu’nda bir kızım var. Ona bu öğrenimi verebilmek için her gün çalışıyorum. O da bir gün öğretmen olacak, a da hizmet edecek, barış yapacak, senin konuştuğun gibi konuşacak” der. Oğlunun Çanakkale’de öldüğünü söyler. Göğsünden bir lira çıkararak “ Hilali Ahmer’in yaralılarına” diyerek uzatır. “Karşı karşıyaydık” diyor Halide Edip, “Birbirimizin gözünün içine bakıyorduk. İkimizin de gözyaşları kalbimize akıyordu. O ana kadar Türkiye’nin geleceğine bu kadar kuvvetle iman ettiğimi hatırlamıyorum. Böyle bir unsur var oldukça memleketimiz için her türlü cefa ve fedakarlık azdır bile. Boynuna sarıldım, iki yanağından öptüm ve gözlerimden yaşlar boşandı”


O toplantıda Ankara kadınları bin lira vermişlerdir. Bu, inanılmayacak bir şeydir çünkü Ankara erkeklerinin verdiği para da bin liradan ibarettir.


KURTULUŞ SAVAŞI KADINLARI / ZEKİ SARIHAN / 160-161-162


Sekiz gün öncesine kadar Pazarcık, Papulas’ın yönetimi altındaymış, koca kasaba bunu hatırladıkça korkudan ürperiyor. Dokuz gün dokuz gece, savaşın sonunu beklemiş, ama Yunanlılar her şeyi yakmaya vakit bulamadan çekilip gitmişler.


Evinde kaldığım İbrahim Bey, bu komutan ile kurmay heyetini misafir etmek onuruna kavuşmuş. Bundan dolayı kendisini bir türlü teselli edemiyor. Bana Yunanlıların bıraktıkları bir sürü evrak getirdi. Bunlar arasında bir mektup buldum. İngiliz subayı Storr’un tercümanı Sava tarafından yazılmış olan mektupta, konforluca bir oda hazırlanmasını emretmekte.


İki gün evvel Mustafa Kemal ve İsmet paşalar aynı odada yatmışlar, İbrahim Bey çok uyanık bir zat, evinin altındaki mahzen yiyecek ve içecekle dolu.


Pazarcık’taki memurlar gelerek taptaze hatıralarını anlattılar. Düşmanın yeniden bir karşı taarruza geçmesi ihtimali olup olmadığını endişe ile soruyorlar.


İlkbaharda Anadolu kasabaları çok sessiz ve sakin. Fakat zaman çabuk geçiyor ve işte, şafak sökmek üzere. Bizi uyandırmak için kapımıza vuruluyor. Arabalar erkenden koşulmuş. Herkes telaş içinde, tuvalet ve yol hazırlığı ile meşgul.


Nihayet yola çıktık. Yol boyunca sekiz saat, Birinci Tümen’in süvari taburu, etrafımızda dolaşarak ilerliyor, zaman zaman yolun iki yanındaki tepelere tırmandıktan sonra aynı hızla aşağı iniyorlar. Manevraya katılan piyadelerle topçu bataryaları da yanımızdan geçtiler. Her yandan makineli tüfek sesleri geliyor. Süvari taburu gözden kayboldu.


Bir ara dur. Kafilemizdeki askerler yere birkaç battaniye serdiler ve çaydanlığın çevresine bağdaş kurup oturduk. Denizden bin metre yükseklikteyiz ve Yunan hatlarına çok yakınız. Subayların ve askerlerin büyük bir rahatlıkla iş görmeleri beni duygulandırdı. Berikilerde ne çok sertlik, ötekilerde ne fazla bir aşağılık duygusu var. Emirlere derhal uymak alışkanlığından gelen bir rahatlık bu. Tehlikenin yakınlığı da aralarındaki bağı daha sıkılaştırıyor. Birinci Tümen, bütün fertleri birbirine yardım eden bir aile gibi.


Bu kısa mola son bulmak üzere. İki dakika içinde çay, battaniye, dürbün, her şey ortadan kayboluverdi. Yanmakta olan İnegöl’ün üstündeki üzeri kaplı Uludağ’a son defa bir göz attık. Sivillere özgü bir saflıkla, ovayı seyretmek için, bulunduğum siperi terk ettiğimden dolayı beni yavaşça azarladılar. Bu mevzii korumakla görevli askerler, arabanın önüne dizilerek son kez bizi selamladılar.


KURTULUŞ SAVAŞI SIRASINDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ / BERTHE GEORGES – GAULİS / 142-143


Öteki bir Anadolu gazetesi Açıkgöz de yayınladığı bir başyazıda Türk-Fransız ilişkisine değiniyordu. 12 Nisan 1921 tarihli yazı II. İnönü savaşının hemen ardından yazılmıştı. Başka bir deyişle, anlaşmayı Türkiye adına imzalayan Bekir Sami ile Mustafa Kemal arasında henüz sert tartışmaların oluşmadığı bir zamanda çıkmıştı. Yazıda, Fransa’nın Ankara’ya bir temsilci göndermeye karar vermesinin iki anlamı olabileceği belirtiliyor, bunların TBMM Hükümetini tanımasıyla, Anadolu ile anlaşmak için yakından ilişkili kurmak çabası biçiminde olduğu ileri sürülüyordu. Fransızların bu yakınlaşma girişiminin başarısı da onların Adana’dan hemen çekilmeleriyle Türkiye’nin amaçlarına ters düşecek hiçbir şeyin beklenilmemesi koşuluna bağlanıyordu.


İstanbul gazetesi Vakit de Fransa ile imzalanan anlaşmayı Doğu’da barışın gerçekleştirilmesi yolunda atılmış kesin bir adım olarak niteliyor, bunu Fransa’nın İzmir, Trakya ile İstanbul ve Boğazlar sorunları hakkında da Türklerin ulusal isteklerini desteklemesinin izlemesi gerektiğini savunuyordu. Bunun için imzalanan anlaşmayı, Doğu’da barışın tümüyle gerçekleştirilmesinde yeterli bir gelişme olarak görmüyordu. Bu yaklaşımına gazete, Fransa, İngiltere ve İtalya’nın tek tek Türkiye ile yapacakları anlaşmaların kendi sorunları içereceğinden, barış koşullarının bütünüyle oluşturulması için ortaklaşa hareket etmeleri gerektiğini ekleyerek son veriyordu. Türk-Fransız anlaşmasını Ankara Hükümeti olumlu bir gelişme olarak nitelendirmedi. Mustafa Kemal, Bekir Sami’nin imzaladığı anlaşmalardan daha çok içeriklerinin değişikliği nedeniyle İngilizlerle imzalanan anlaşmaya oranla, Fransa ve İtalya ile yapılmış olanları üzerinde duruyordu. Bu anlaşmaları, Sevres Anlaşması’nın eki niteliğinde olan “Accord Tripartite” diye anılan İtilaf Devletleri’nin Anadolu’daki etkinlik sahalarını belirleyen anlaşmanın ayrı isimler altında Ulusal Hükümete kabul ettirilmesine yönelik girişimler olarak değerlendiriyordu. O, Ulusal Hükümetin çeşitli zamanlarda çeşitli nedenlerle birçok kez açıklamış olduğu ve esasının, “malum olan Hudut-ı milliyemiz dahilinde memleketimizin tamamiyetini ve milletin istiklal-ı tamamını temin etmek” olduğunu belirttiği ilkelere karşıt düştüğü nedeniyle yapılan anlaşmaların kabul edilemeyeceğini anlatır ve bu nedenle Bekir Sami’nin görevden ayrılması önerisinde bulunduğunu ve bunun da yerine getirildiğini ekler.


KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İZZET ÖZTOPRAK / 297-298

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG