12 Ocak 1921

Yunanlılar İnönü İstasyonu'na iki bomba attılar. İki er yaralandı. Batı Cephesi birlikleri, çekilen Yunan kuvvetleri üzerine takip hareketine başladılar. Bozöyük ve Söğüt kurtarıldı. İsmet Bey, Mustafa Kemal'in dünkü tebrik telgrafına cevap verdi. Ordunun bağlılıklarını ve kutsal toprakları kurtaracağına olan inancını belirtti. İnönü'nde Yunanlıların durdurulması bütün yurtta sevinçle karşılandı. Zafere susamış olan halkın morali yükseldi. Her yanda gösteriler yapılmaya başlandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Çerkez Ethem kuvvetlerinden 500-600 kadarı Kütahya'da Batı Cephesi birlikleriyle çarpıştı. Çekilmek üzere bulunan birliklerin durumu, İnönü'nden gelen birliklerle düzeltilebildi. 61.Tümen Kütahya'da sıkıyönetim ilan etti. Erlere İnönü zaferi müjdelendi ve böylece onların maneviyatları yükseltildi. Askerin cephanesi çok kıt.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


İngiliz Yüksek Komiseri, Sevr Anlaşması'na göre kurulacak mahkemede yargılanması düşünülen kişilere Gazeteci Celal Nuri ile Ahmet Emin Bey'in de eklenmesini istedi. İngilizler, yakalayabilseler, Mustafa Kemal'in de içinde bulunduğu 170 kişiyi bu mahkemelerde yargılamak istiyorlar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Bu satırları harp şiddetle devam ederken yazıyoruz. Kazansak da kaybetsek de ondan şu iki dersi çıkarmalıyız: Düşmanlar aleyhine mücadele, hainlere karşı lanet.


Akşam: Müslüman ve Türk İstanbul, şimdiye kadar tarihinde nadir görülmüş bir sıkıntı ve sefalet devri geçiriyor. - Ücret veremedikleri için Vefa Sultanisi öğrencileri bu sabah kapı dışarı edildi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Yunan ordusunun giriştiği bu taarruzda, Ethem ve kardeşleri de kendilerine düşen görevi yerine getirmekten geri durmadılar. Tekrar Kütahya’ya yönelerek, orada bulunan zayıf tümenimize saldırmaya başladılar. İzzettin Paşa’nın sağlam karakteri, vukuflu komutası ve emrindeki Türk subay ve erlerinin yüksek kahramanlıkları Ethem ve kardeşleriyle saldıran hain kuvvetleri yenerek geri çekilmeye mecbur etti.


Eğer kendi şahısları da dahil olmak üzere toptan yok edilmekten kurtulabilmişler ise, bunu da hiç sevmedikleri Refet Paşa’ya borçlu olduklarını söylemeliyim. Bu noktayı açıklayıvereyim:


Refet Paşa, iki süvari tümeniyle, Dumlupınar’ın on kilometre kadar doğusunda Küçükköy’de bulunuyordu. Kütahya’da bulunan 61’inci Tümen’e, batıdan taarruz eden Ethem kuvvetlerini derhal yenmek ve yok etmek üzere hareketi emrolundu. Refet Paşa, kendi süvarileriyle Ethem kuvvetlerinin yan ve arkasına gidecekti. Bulunduğu yerden kuzeye, Kütahya’ya bakılacak olursa, bu görevin tabiî bir yürüyüşle ve pek etkili bir şekilde yapılabileceği meydandaydı. Halbuki Refet Paşa, gereken yere gitmemiş. Bunun aksi tarafına, Kütahya’nın batısına değil, doğusuna Alayunt’a gitmiş. Süvari kuvvetleri, 12 Ocak 1921 günü öğleye doğru Alayunt bölgesine ulaştı.


Refet Paşa, İzzettin Paşa ile görüşmek üzere Kütahya’ya gitti. İzzettin Paşa, süvari tümenlerinin Kütahya güneyinden, Yellice dağı batısından, tamamen süvariden ibaret olan Ethem kuvvetlerinin gerilerine gönderilmesini teklif etmiş.


Refet Paşa, iki tarafın savaş durumu hakkında tam bir bilgisi olmadığını ileri sürerek, böyle bir harekete yanaşmamış…


Refet Paşa, İzzettin Paşa kuvvetleri, doğuya, Porsuk suyu gerisine çekilme durumu ile karşılaşırsa, süvarileriyle Kütahya ovasından âsîlerin yan ve gerilerine taarruzu düşünüyormuş.


Atlı âsîlerin hayvanlarından inip piyade tümenimiz karşısında yaya olarak savaştığı en zayıf durumunda bile üzerine yürümekte kararsızlığa düşen komutanın, piyade tümenimiz yenilmiş olarak geri çekilirken atları üzerinde bulunacak, manevî güçleri yükselmiş âsîlerin, hangi yanına ve nasıl taarruz etmeyi düşündüğü, gerçekten her asker için üzerinde durup düşünülecek bir meseledir.


Böyle şey olamaz! Bu düşman süvarisi, geri çekilmeye mecbur ettiği piyadeyi bırakıp Refet Paşa süvarileri üzerine atılmayacak mıydı?


Efendiler, savaş alanına, top ve tüfek sesine gelen kuvvetin, bir tek tüfek atmadan, savaşmakta olan kendinden bir kuvvetin yenilmesini beklemesi ve ondan sonra iş görebileceğini sanması, yalnız asker olanların değil, en sade görüşlü insanların bile akla yatkın bulacağı bir düşünce değildir. Görev ve fedakârlık, savaşan birliklerin yenilmeden, çekilmeden başarısını sağlamaya çalışmakla yerine getirilir.


Arkadaşı savaşırken ve yardıma muhtaç iken, seyirci kalmış olan komutanlar, arkadaşının yenilgisine şahit olabilirlerse de tarihin amansız tenkit ve suçlamalarından asla kurtulamazlar.

Muharebeden az bir müddet sonra birkaç gün için Mustafa Kemal Paşa’ya vaziyet hakkında bilgi vermek için Ankara’ya geldim. Mustafa Kemal Paşa çok memnun olmuştu. Beni istasyonda karşıladı. Kendisine “Büyük mesele halledildi” dedim. “Hangi büyük mesele? Çok çok mesele hallolundu” diye cevap verdi. O kadar memnun görünüyordu ki… Hükümet henüz kuruluyordu. Dağınık hükümetten kurtulmak, ordu teşekkül edecek mi, etmeyecek mi endişelerinden sıyrılmak ve ilerisi ne olacak gibi şüphe ve tereddütler içinde bulunan bir atmosferden birdenbire sıyrılarak normal bir harbin tertiplerine, şevkine ve manevi kuvvetlerine girmiş olduğumuz bir devredeydik. Ankara’da 23 Nisan 1920’de Meclisin açılmasından Birinci İnönü Muharebesinin sonuna kadarki zaman, büyük buhranlarla geçmişti. Herkes milli hareketin iç isyanlarla çöküp batacağını ve davanın esasından temelli kaybolacağını beklerken, şimdi muharebe ile bir netice almak zihniyeti, şevki hasıl olmuştu.


Ankara’da birkaç gün kaldım. Bu arada grup grup mebuslarla görüştüm. Onlara ilerisi için ümit verici sözler söyledim. Ordu her emri ifa edecek bir kuvvettedir, ordu mekanizması muntazam işliyor, hükümet ve devlet teşkilatı ordu üzerinde kurtarıcı, ihya edici bir tesir yapmıştır, maddi ve manevi kuvvetimiz yerindedir, tarzında konuşmalar yaptım.


İSMET İNÖNÜ HATIRALAR / 233 - 234


Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

Özel Kalem

Aded 1 / 73

İnebolu 12.01.1921

Makine Başında Alındı


Salih Bey’e


Paşa hazretlerine yazılan şifreye cevap bekliyorum. Cevap verilecek ise yarın İstanbul’a posta vardır. Eğer İstanbul’a bir şey bir şey bildirmek gerekiyor ve yahut kurulun gelmesi hakkında olumsuz bir cevap verilecek ise her iki durumda da bendeniz artık geri dönmeyerek Ankara’ya gelmek istiyorum. Zira bakanlar kurulunun düşmesi durumunda İstanbul’da barınmak mümkün olmayacaktır. Dışişleri bakanı Safa Bey, kurulun gelmeyeceğini resmen bildirdiğiniz taktirde size telgrafla aşağıdaki konuları da arz etmemi söylemişlerdir. İfadelerini aynen arz ederim.


Madde 1.Her ne nedenle olursa olsun, kurul geri dönmeyecek ise İngilizler bakanlar kurulunu düşüreceklerdir. Böyle olmaktan ise bakanlar kurulunca şöyle düşünülmüştür: Bugün İngilizler hükümete para vermek için hiçbir şekilde kabul edilemez şartlar ileri sürmektedirler. Biz bu şartları kabul etmediğimizden para da alamadık. Bu nedenle bunu bir neden sayarak İtilaf Devletlerine para verilmediği taktirde bakanlar kurulunun düşeceğini bildirelim ve daha sonra istifa edelim. Fakat aynı zamanda kurul güya geri dönüyormuş gibi yola çıkmış ve durum telsiz telgrafla ilan edilmiş bulunsun ve daha sonra istifanızı haber alan kurul da bu istifayı ileri sürerek geriye dönsün ve Anadolu’ya katıldıkları resmen ilan edilsin. Böyle hareket edilmesi uygun görülürse yapılacak hareketin zamanı belirlenerek açık bir şekilde bildirilmesi gereklidir. Aksi taktirde hiç olmazsa bakanlar kurulunca nasıl hareket edilmesi düşünüldüğünün belirtilmesini rica ederiz.


İmza Neşet


Madde 2.Paşa hazretlerinin ellerinden öper ve cephedeki başarılarından dolayı tebriklerimin kabulünü istirham eylerim ve arkadaşlara sevgilerimi sunarım.


ATATÜRK BELGELER, ELYAZISIYLA NOTLAR, YAZIŞMALAR / YÜCEL DEMİREL / 96-98

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG