12 Temmuz 1921

Yunanların bütün Batı Cephesi'ndeki saldırısı başarıyla devam ediyor. Türk ordusuna düşmanı oyalayarak çekilme emri verildi. Gediz, Yunanlılar tarafından 4. defa işgal edildi. Türk ordusu, Kütahya kuzeyinde Seyitömer'de yeni bir mevzi tutarak tahkimata başladı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa, ordusu bölgesindeki askeri ve mülki erkana yayımladığı emirde, savaş bölgesi ilan edilen yerlerden iç bölgelere göç ettirilecek Rumların evlerini terk ederek eşkiyalık yaptıklarını bildirdi, mecburi göçe, Ordu ve Samsun'daki, kadın ve çocukların da dahil edilmesini emretti, sevk sırasında kadınların ırzına saldıranların şiddetle cezalandırılacağını ihtar etti. 18 Haziran'da bölgedeki Rum erkeklerin iç bölgelere nakline başlanmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Lord Curzon, Mustafa Kemal'in Harington'la ancak tam bağımsızlık ilkesi üzerinde görüşebileceğine ilişkin 6 Temmuz tarihli cevabını düşmanca ve adeta küstahça bir davranış olarak nitelendirdi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Komünist Enternasyonal'in 3. Dünya Kongresi'nde Türkiye Komünist Partisi temsilcisi Süleyman Nuri "Türkiye bağımsızlık hareketinin Doğu için büyük önemi vardır. Ankara Hükümeti, Müttefikler'e karşı silahlı bir bağımsızlık savaşı yürütürken her türlü komünist hareketi bastırmaya çalışıyor. Sahte TKP provakasyon amacıyla kurulmuştur. Milli bağımsızlık hareketi devam ettikçe onu desteklemeliyiz" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, Piyer Loti'ye gönderdiği bir cevap yazısında, rahatsızlığından ötürü geçmiş olsun dedi, Türkiye'ye karşı gösterdiği ilgiye teşekkür etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam'da Yakup Kadri: Ankara, Moskova, Londra gibi siyaset aleminin üç büyük merkezinden biridir. Mazlum ve mağdur milletler için ilahi nefhanın estiği yerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Son tecrübe: Milletin ruhunda ve İsmet Paşa'nın askerlerinde bu yüce iman ve selabet yaşadıkça ve Yunan sürülerinde maneviyat kırıklığı devam ettikçe, düşmanı daha on kere kahr ve perişan etmeğe muktediriz. -Taarruz bütün cephelerde başladı. Açıksöz'de İ. Hami: Yunan Kralı şimdi, milletinin reyine başvursun. Emin olunuz ki, Yunan milleti, harp yapmamak şartıyla bir çeribaşının bile kral olmasına rey verecektir!


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


12 Temmuz sabahı Yunan Küçük Asya Ordusu’nun güney kesiminden taarruz edecek kıtaları da ileri harekata başlar. Hala Yunanların kesin sonucu cephenin hangi kesiminde arayacağını anlamaya çalışan Batı Cephesi Karargahı, ilerleyen ilk tehdidin daha büyük olduğunu düşünür. Bu sırada batıdan Bozüyük istikametinde yürüyüşte olan Trikupis’in 3. Ve 11. Tümenleri Kurşunlu’yu, İnegöl çevresindeki köyleri yakarak ilerlemektedir. Türk 1.tümeninin emniyet müfrezeleri bu iki tümenin ilerleyişini engellemek amacıyla Nazifpaşa’dan dağılan yoların tamamında köprüleri imha eder.


4.Grup cephesine doğru harekete geçen Yunan 1 ve 2. Kolorduları ise örtme görevindeki ürk süvarileriyle küçük muharebeler yaparak kuzey-kuzeydoğu istikametinde ilerlemektedir. Güney tümenler grubu da mürettep Tümen’in direnişiyle karşılaşır. Geç saatlere kadar süren çatışmadan sonra yunan 12.Tümeni 13 Temmuz sabaha karşı Afyon’a girer.


Afyon kesimini savunmakta olan 12.Hrup komutanı ‘Deli’ Halit Bey kendi cephesindeki hareketin bir basamak, özellikle Dumlupınar üzerinden Kütahya’ya doğru bir taarruzun hazırlığı olduğunu anladığında farklı çareler de üretmek durumunda kalır; ‘Adana’daki 2.Kolordunun Afyon cephesini desteklemek üzere yola çıkarıldığı, Öncü kıtalarının Konya’ya ulaştığı’ söylentisini yayar.


Zamana karşı bir yarış vardır; Yunanların cephe sol kanadında bir arayış içerisinde olduğunu hisseden ama emin olamayan Batı Cephesi Karargahı, 4.Grup emrine verdiği Türk 3.Kafkas Tümeni’ni de olabildiğince Kırka bölgesine yakın tutmaya çalışmaktadır. İsmet Paşa etrafı çevrilmiş bir boksör gibi, kim bir adım ileri çıksa gardını ona kaldırmaktadır.


Gece olurken tüm karargahlar, tüm ileri karakollar teyakkuzdadır. Geceye sessizlik hakimdir, ama havada barut kokusu vardır.


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 74)


Yakup Kadri’nin ‘Ankara’ isimli yazısından/


Allaha bin şükür, nihayet Ankara’dayız. Benim yerime bir Avrupalı muhabir kim bilir buraya varmak için ne büyük fedakarlıklara katlanırdı. Dünyanın hangi şehri burası kadar ve tecessüsü çekicidir? Avrupa ve Amerika gazetelerinden herhangi birini açınız, görürsünüz ki, en çok adı geçen memleket, Anadolu ve onun merkezi olan Ankara’dır. Fakat sanmayınız ki, Ankara’nın manzarası şehir bakımından bu şöhrete hak verdirir bir heybet arz ediyor. Milli hükümetin merkezi bir yangın harabesinden başka bir şey değildir. Bütün cihana kafa tutan ve Batı aleminin saldırgan ve istilacı dalgalarına karşı Şark’ın eşiğinde biricik geçilmez seti meydana getiren meclis bu harabenin bir kenarında bir katlı, mütevazi bir binadır. Türk milletinde azim, irade, kuvvet ve kahramanlık adına ne varsa bu küçük binanın içinde bulunuyor. Zarf ile mazruf arasında ne büyük tezat! Fakat Türk’ün ruhundaki hayati fazilete o eşsiz yüceliği veren asıl bu tezat değil midir? Eğer Ankara, Londra gibi gösterişli bir şehir olsaydı, Anadolu’daki istiklal hareketinin değeri bu kadar büyük yüce ve şaşırtıcı olur muydu? Her olayı dış sebepleriyle görmeye alışmış olanlar bu tecellinin sırrını anlayamazlar.


Bir Frenk muharririne göre dünyada bazı yerler vardır ki orada ilahi bir nefes eser. Tektanrıcılar için Kudüs, Mekke; cihangirler için Roma, Katarca; sosyalistler için Petersburg, Moskova; bu türlü yerler olsa gerektir. Mazlum ve mağdur milletler için de ilahi nefesin estiği yer Anadolu’nun en harap beldesi olan Ankara’dır. Bundan anlamak gerekir ki, herhangi bir şehre azamet ve heybet veren şey o şehrin binaları yolları değil ancak orada meydana gelen olay, orada doğan fikir ve esen nefestir.


(Kaynak: Ergenekon / Yakup Kadri / Syf 71)


Mösyö Pier Loti’nin 18 Mayıs 1921 tarihli mektubunu cevaplaması ve “ Aziz Pier Loti, şimdi aldığım 18 Mayıs 1921 tarihli nazik mektubunuza pek duygulanmış olarak sonsuz teşekkür eder ve bütün yurttaşlarım gibi kişiliğinize beslediğim saygı, sevgi ve hayranlık duygularımın içtenliğine ve derinliğine inanmanızı rica ederim.


Rahatsızlığınızı öğrenince pek üzüldüm ve tam iyileşmeniz haberini sabırsızlıkla bekliyorum.


Bu fırsattan yararlanarak, tarihimizin en karanlık günlerinde, yenilgi ve iftiranın bizi ebediyen yok edecek gibi göründüğü bir zamanda bize güvenini bir an yitirmemiş ve herkese karşı tek başına bizi savunmaktan pek çekinmemiş olan dosta beslediğimiz şu sırada yinelemekten pek mutluluk duymaktayım.


Size acil şifalar dileyerek, derin bağlılığıma inanmanızı rica ederim.


ATATÜRK HAYATI KONUŞMALARI VE YURT GEZİLERİ / NECATİ ÇANKAYA / 115


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG