13 Ağustos 1920 Cuma

Türk kurulu ile Sovyet yetkilileri arasında Moskova'da resmi görüşmeler başladı. Türk delegeler, yardım için esaslı bir yolun açılamamış olması nedeniyle Sovyetlerin 10 Ağustos'ta Ermenilerle yaptığı anlaşmadan hoşnutsuzluklarını belirttiler. Savaş sırasında Kafkasya'ya göçmüş Ermenilerin Van, Bitlis ve Muş illerinin bazı kısımlarına yerleştirilmesinde görüş birliğine varılamadı. Dışişleri Bakanlık müsteşarı Karahan, Ermeni sorununu kendilerinin çözeceğini ve yolu açacaklarını söyledi. Türk kurulu, Sovyetlerden, Baha Sait gibi kişileri Türkiye adına temsilci olarak kabul etmemelerini istedi. İki taraf arasında anlaşma 24'te parafe edilecek ve 1 6 Mart 1 92 1 'de imzalanacaktır. Bekir Sami-Yusuf Kemal kurulu, Moskova'ya 1 9 Temmuz'da ulaşmış ancak Üçüncü Enternasyonal'in İkinci Kongresi nedeniyle resmi görüşmelere başlanması mümkün olmamıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


İlki geçen hafta yapılan cuma talimlerinden ikincisi. Kastamonu erkekleri cuma namazından sonra mahallelere bölünmüş gruplar halinde eğitim yerine giderek Vali Cemal Bey'in önünde geçit resmi yaptılar. İki saat süren eğitimden sonra bölükler, mızıka ve bayraklarla şehre döndü. Haberi veren Açıksöz gazetesi, orta sınıfın ilgisine karşılık, büyük tüccar, büyük memur ve büyük hocaların ilgisizliğinden yakınacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


Kuşatma altındaki Antep'te Fransız komutanları Albay Abadi ve Andrea, teslim olmaları için Türklere tekrar çağrıda bulundular. Çağrıda "Hala uslanmadınız mı? Fransız mandası ve himayesine boyun eğiniz, bu durum size mutluluk ve refah bahşedecektir" denildi. Türkler Karatarla Camii'nde toplanarak savaşa devam karan aldılar. Fransızlar Antep'i bombaladı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


Peyamı Sabah'ta Ali Kemal, Sevr'in uygulanma zorunluluğunu anlatıyor: Bize ne Moskova'dan, ne Turan'dan, ne Türkistan'dan, ne de Asya'nın başka bir köşesinden ufak bir imdat gelebilir. İtilaf Devletleri'nin de teveccühünü kazanamazsak hakkımızdaki en elverişli görüşlerden de yararlanamayız.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


Paul Dumont Mustafa Kemal kitabında Sevr Antlaşması’ndan bahsediyor:


Almanya ile Versailles, Avusturya ile Neuilly, Bulgaristan ve Macaristan ile Trianon’da barış antlaşmaları imzalandıktan sonra, işte şimdi sıra Sevres’e ve meşhur porselenlerine gelmiştir. Tamamen verimsiz geçen son pazarlıklar çerçevesinde İstanbul Hükumeti’nin Fransa’ya gönderdiği üç yetkili, Müttefik eksperleri tarafından hazırlanmış olan belgeyi 10 Ağustos 1920’de imzalayacaklardır.


Sevres Antlaşması’nın imzalandığında tıpkı Yunanlıların İzmir’i işgalinin ertesinde olduğu gibi, ülkenin bir ucundan öbürüne sonsuz acı çığlıklar yükselecektir. Ankara’da meclis fikrini açıklamakta gecikmemiştir: Asla, asla, asla, Millet Sevr’in diktasını kabul etmeyecektir.


Sadece ateşli birkaç Müttefik taraftarı Antlaşmayı hala savunma cesaretini göstermektedir.

Garip bir şey… Müttefik ülkelerde, hatta, özellikle Türklere karşı olan çevrelerde bile, kamuoyu, Yüksek Konsey’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması meselesini çözümleme tarzına artık bhiç de olumlu gözle bakmamaktadır. Fransa’da azınlıkların sayısı kabarık propaganda organları bir yana bırakılırsa, görünürde sadece, hatırı sayılır kişilerin okuduğu ‘Journal des Debats’ gazete antlaşma hakkında iyi hisler beklemektedir.


Basının geri kalan kısmı, Sultan’ın hükumeti ile aktedilen Barış Antlaşması’nın insafsız ve başarısızlığa mahkum olarak değerlendirmektedir. Antlaşma’nın bir porselen imalathanesinde imzalanmış olması, hemen her yerde zevksiz bir espri yapılmasına sebep olmuştur. Bazı yorumcular; ‘Sevres Barışı’nı, bir ‘hiç’in paramparça edebileceği çatlak bir vazo gibi görmektedir.’


(Kaynak: Mustafa Kemal / Poul Dumont / Syf 61)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG