13 Ekim 1921

Kars Anlaşması: Ankara Hukumeti'yle Ermenistan, Azerbaycan, Gurcustan arasında, Kars'ta 26 Eyllıl'de başlayan görüşmeler sonucu 20 maddelik Kars Anlaşması imzalandı. 16 Mart tarihli Moskova Anlaşması 'yla benzer şartları taşıyan anlaşma ile: Eski anlaşmalar geçersiz sayıldı. Turkiye'nin milli sınırları kabul edildi. Taraflar, diğer tarafın kabul etmediği anlaşmayı geçersiz sayacak. Türkiye, Batum limanından yararlanacak. Tlırkiye'nin egemenliği kesin olmak şaruyla Boğazların durumu, Karadeniz'e kıyısı olan devletlerce kararlaşurılacak. Çurculer Turkiye'ye, Üç ll'deki herkes istediği zaman Turkiye'den ayrılıp istediği Ulkeye göçebilecek. Anlaşmanın imzalanmasından sonra Karabekir, yapUğı konuşmada, komşuluk hakkını ve samimiyetini sonsuza kadar korumalarını istedi. Baştan beri görüşmelerde hazır bulunan Rus delegesi Ganetzky ise "Bu anlaşma, blıtun doğu milletlerine rehberlik eden bir yıldız olacak ve bu milletler, hırslı emperyalistleri kovmak için birleşecekler. Doğu bugun aruk ayaklandı. Kendisini ezenleri yenmeden kendisine istirahat yoktur. Bugun butun varlığımızla bağırabiliriz: Guneş yine Doğu'dan doğuyor" dedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Demirci-Simav kuzeyindeki Akdağ'da bulunan Demirci akıncıları, uyacakları kuralları 40 madde halinde tespit edip yazılı hale getirdiler. Buna göre mfıfrezeler 25-30 kişi olacak. Yiyeceklerini köylerden, giyeceklerini düşmandan sağlayacaklar. Başlarına kalpak veya başlık giyecekler. Halka iyi davranılacak. Hiç kimseden bağış istenmeyecek. Duşman harekau zorlaşurılacağı gibi halkın güvenliği de sağlanacak. Demirci Akıncıları Kumandanı İbrahim Ethem Bey, gece (13/14) çevre halkına bir bildiri yayımlayarak onları düşmanla mücadeleye ve gerillalara yardım etmeye çağırdı. (Vandemir 1: 52,60)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunanistan'ın eski Başbakanı Venizelos, İngiliz Dışişleri Bakan Yerdımcısı Crowe ile göruştu. Son Yunan harekaundan dolayı Kral'ı suçladı. Briand'ın Kral aleyhinde olduğunu anlatarak İngiltere'nin de bu tutumu almasını istedi. Kral çekilirse Yunanlıların Müttefik desteğini sağlayıp Türklere barış yapurabileceğini ileri suren Venizelos, İzmir konusunda ödun verilemeyeceğini de söyledi. (Şimşir iV: 23)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Türkiye île Sovyetler Birliği Arasında Karşılıklı İlişkilerin Gelişmesi


Türkiye Moskova’ya, kendi elçisi olarak Ali Fuat Paşa’yı tayin etti. Sovyet hükümeti, 29 Mart 1921 tarihinde Yoldaş Natsarenus’u Türkiye elçisi olarak tayin etti. Bu olaydan daha birkaç ay önce, bir heyetimiz Ankara’ya gönderilmiş bulunuyordu. Anlaşmazlık niteli­ğini taşıyan meseleler, yavaş yavaş çözümleniyordu. Doğu illerin­deki askeri komutanlık (Kâzım Karabekir Paşa), Ermenistan, bütün silahlarını teslim etmedikçe, Aleksandropol bölgesini boşaltmamak- ta direniyordu. Sovyet Hükümeti ile Türkiye arasında bu konudaki yazışmalar, Türk ordusunun Aleksandropol’dan çekilmesiyle sonuç­landı. Kâzım Karabekir Paşa, o bölgeden çekilmeden önce; cepha­nelikleri havaya uçurdu. Sovyet Dışişleri Komiserliği bunu protesto etti. Moskova’daki Türk elçisi Ali Fuat Paşa, suçu Ermeni Taşnaklarına yükledi.


26 Eylül 1921 tarihinde, Kars’ta, Sovyetler Birliği’nin de katıl­masıyla Türkiye ve üç Güney Kafkasya Cumhuriyeti arasında gö­rüşmelere başlandı. 13 Ekim 1921 tarihinde, bir yanda Türkiye, öte yanda da Ermenistan, Gürcistan ve Azerbeycan olmak üzere bir ant­laşma imzalandı.


Sovyet Ukrayna Hükümeti, Türkiye ile Ukrayna arasında, bir antlaşma imzalamak için yapılacak konuşmaları idare etmek üzere, Ukrayna Kızılordusu Başkomutanı General Frunze’yi göndermeyi teklif ettiği zaman Türkiye Hükümeti bu teklifi memnunlukla karşı­ladı.


Frunze’nin, 1921 yılı sonlarında Ankara’da bulunuşu, Türkiye ile Sovyet Ukrayna arasında bir dostluk antlaşmasının imzalanması, Türkiye ile Sovyetler Birliği’ nin bundan sonraki yakınlaşması, bu iki devlet arasındaki dostluk ilişkilerinin gelişmesi bakımından bü­yük bir önem taşımaktaydı.


Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’in güçlü yankıları Türk halkını uyandırmış, onu coşturmuştu. Türk halkı bağımsızlık için mücade­leye atılmıştı.


Milli Kurtuluş Savaşı’nın başına, Iç Anadolu burjuvazisi ile, özellikle askerler arasında olmak üzere, ilerici aydınlar geçmişti. Mustafa Kemal Paşa, bu ilerici aydın askerler içinden çıkmıştı.

itilaf devletleri kapitalistleri Türkiye’de, İstanbul’daki Padişah Hükümeti’nden yana olan, gerici, İstanbul ve İzmir Büyük Kompra­dor burjuvazisine dayanmaktaydı. Türk burjuvazisinin bu bölümü, yabancı sermaye ile, özellikle İngiliz ve Fransız sermayesiyle sıkı sıkıya bağlı olduğu için, yabancı kapitalistlerin ve tacirlerin Türk pazarlarına sızmasına ve Anadolu’daki küçük ve orta tacirlerin sili­nip süprülmesine yardım etmiş oluyordu.


(Kaynak: Gözleri Çeliktendi / Semyon İvanoviç Aralov / Syf 60)


‘Gözleri Çeliktendi’ Kitabının önsözü:


S. I. Aralov'un “Bir Sovyet Diplomatının Anılan 1922 - 1923” adlı kitabı, Sovyet Devleti’nin dış politika tarihi üzeri ne yazılmış, anı niteliğinde, şimdilik yayımlanmış olan çok az sayıdaki eserler­den biridir. Bu kitabın çıkışı, tam zamanında olmuştur. Kişisel göz­lemlerle, açık gerçeklerle dolu olan bu eser, hiç şüphe yok ki okur- lan hem yalnız bizim ülkemizdeki okurlan değil Ekim büyük sos­yalist devriminden sonra, Sovyetler Birliği ile Kemalist Türkiye a- rasında kurulan dostluk ilişkileri üzerine yeni ve değerli bilgilerle zenginleştirecektir. Kitabın yazarı Semiyon Ivanoviç Aralov, Birin­ci Dünya Savaşı'nda Rus Alman Cephesi'nde bulunuyordu. 1917 Şubat Devrimi sırasında cephedeki askerlerin devrimci hareketleri­ne aktif olarak katıldı. Bir çok seferler ordu komitelerine seçildi. General Kornilov'un, ihtilal hareketine karşı hazırladığı gerici ayak­lanmanın bastırılmasına katıldı. S. I. Aralov, Ekim Büyük Sosyalist Devrimi günlerinde, İkinci Sovyet Kongresi’nde ordu delegesi olarak bulundu. Bu kongrede I.V.Lenin, tarihte ilk defa kurul işçi Köylü Sosyalist Devleti'nin dış politikasının başhca 013,1 rini formüllcştirmiş ve barışla ilgili tarihsel kararnameyi ilâ ti. S.l.Aralov, 1918 yılında, doğrudan doğruya Lenin'inemf Milli Savunma Bakanlığı Harekat Şubesi Başkanlığıma gel?* ve Lenin'in önderliği altında Kızıl Ordu'da ilk alay ve tümenk i? kurulması işiyle uğraşmıştı. Aralov, yabancı devletlerin askeri mü dahaleleri sırasında ve iç savaş yıllarında güneybatı cephesin- de,12.Ordu'nun ve Cumhuriyet'in Askeri İhtilâl Şûrası üyesi olarak bulunuyordu. Kızıl Ordu'nun iç savaşlarda kesin zaferinden sonra ve Polonya'ya karşı yürütülen askeri harekâtın sona erişinden sonra, S. 1. Aralov, 1920 yılı Ekiminde, mütarekenin imzalanması ve Ukray­na sınırlarının belirtilmesi için kurulan hükümet komisyonunun baş­kanlığına seçildi. Polonya ile barış antlaşmasının imzalanması çalış­malarına aktif olarak katıldı. Daha sonra bu görüşmeler sırasında, S.I. Aralov'un diplomatik kabiliyetleri ortaya çıkmış. S. I. Aralov, dev­letinin Litvanya temsilcisi olarak bulunduğu sıralarda bu diplomatik kabiliyetlerini daha da artırmış olarak gösterdi. Sovyetler Birli- ği'nin, durumunun çok karışık olduğu Kemalist Türkiye'ye yetkili bir temsilci göndermesi sorunu ortaya çıkınca, bu işe Aralov uygun görüldü. Yoldaş Natsarenus'un kısa süren misyonu hesaba katılmaz­sa, aslında Aralov, Ingiliz Yunan istilacılarına ve içerdeki gericilere karşı yürütülen milli kurtuluş savaşının en karışık ve en zor devrin­de, Sovyetler Birliği'nin Türkiye'de ilk elçisi olmuş oluyordu. S.l.A­ralov, Lenin'in verdiği direktiflerin ve öğütlerin ışığı altında, bu mevkide Sovyetler Birliği'nin çıkarlarını liyakat le temsil etti. Sov­yet halkı ile Türk halkı arasındaki dostluk ilişkilerini güçlendirmek gibi büyük ve önemli bir iş gördü. Yazarın anıları, uluslararası çok önemli olaylarla dolu olan 1922 1923 devrini içine almaktadır. Yazar, Büyük Sosyalist Devrimi'nin, doğu halklarının bu arada Ekim Devrimi'nden sonra emperyalist istilacılarına karşı ilk savaş bayra­ğını açmış olan Türkiye'nin milli kurtuluş savaşlarının gelişmesi ü- zerinde etkilerini açık seçik göstermiş bulunuyor. Türkiye'de bu sa­vaşı, kabiliyetli bir general olan Mustafa Kemal Paşa idare etti. Mustafa Kemal, ilerici subay ve erleri kendi çevresinde birleştirme­sini başardı. Ulusal burjuvaziye dayanarak emperyalist devletlere ve padişahın başında bulunduğu içerdeki gericilere karşı ulusal savaşı organize etti. Kitapta, o devir Türkiye'sinin durumu canlı bir biçim­de tasvir edilmektedir. Sovyet misyonunun, ulusal kurtuluş ateşiyle yanan Ankara'ya gelişini; S. I. Aralov’un, yeni Türkiye’nin idareci­leriyle, kentlilerle köylülere karşı yaptığı konuşmalan anlatan say­falar büyük bir değer taşımaktadır. Okurların önünde, hiçbir çıkar gözetmeden bu çetin savaş günlerinde genç Türkiye’ye etkili yar­dımlarda bulunan Sovyetler Birliği’ne karşı Türk halkında uyanan sempatinin hızla artışını gösteren inandırıcı bir tablo canlanmakta­dır. Yazarın canlı gerçeklere ve örneklere dayanarak yeni Türkiye’nin lideri ve Sovyet dostluğunun savunucusu Gazi Mustafa Ke­mal’in portresini çizdiği bölümler, kitabın en önemli yerlerini teşkil etmektedir. Yazar, Mustafa Kemal’in halk önünde yaptığı açık ko­nuşmalardan, Türkiye’nin sıradan insanlarıyla karşılaştığı zaman ileri sürdüğü düşüncelerden birçoğunu kitabına almış bulunuyor. Mustafa Kemal okurların önünde, büyük Sosyalist Devrimi’nin, do­ğu halklarının ulusal kurtuluş savaşları için taşıdığı tarihsel önemi bütün derinliğiyle anlayan ve Türk Sovyet dostluğunu yeni Türki­ye’nin dış politikasının temeli olarak kabul eden büyük bir devlet a- damı olarak canlandırmaktadır. Yazarın cepheye yaptığı ziyaretler, onun, Türk Ulusal Kurtulup Savaşı’nın idareleri olan Gazi Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak ve Kâzım Karabekir Paşalarla, Türk ordusu subay ve generalleriyle yaptığı konuşmalar çok de­ğerli olup, tarihçiler için çok yararlı birer vesika niteliğindedir. S. I Aralov’un, dışardan Mustafa Kemal ile bir düşüncedeymiş gibi gö­rünmelerine rağmen, onun amansız düşmanları olan ve gerçekte ba­tılı emperyalist devletlerle içerdeki feodal gericilerin yararına hiz­met eden Türk devlet adamları ile ilgili kişisel izlenimleri çok dik­kate değer bir nitelik taşımaktadır. Özellikle, Aralov’un, o zamanki Türk Başbakanı Rauf Beyle ve başkalarıyla konuşmalarını anlatan satırlar Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olan gerici muhalefetin niteli­ğini açıklamak ödevini görmektedir. Aralov, kitabında, Türk Cum­huriyeti’nin kuruluşunun ve ülkedeki, kendisinin de tanık olduğu, ilerici yenilikleri anlatırken iktidara gelen Türk ulusal burjuvazisine has etkili karakteri de açığa vurmaktadır. Ulusal burjuvazi, ülkenin ulusal bağımsızlığı, üretim güçlerinin gelişmesi ve ekonomik özgür­lüğü için Türk halkının yabancı istilacılara ve içerdeki inkilap düş­manlarına karşı yaptığı mücadelede başa geçti. Ama, aynı zamanda, Türkiye’nin iç ve dış durumunun güçlenmesi oranında ulusal bur­juvazi, her geçen gün kendisi için daha büyük ayrıcalıklar elde ede­rek, sayesinde yabancı istilacıları bozguna uğrattığı ve derebeylik, sultanlık düzeninden kurtulduğu, köylü ve isçi sınıfına tamamıyla sırt çevirdi. Kitabın, Boğazlar sorunu gibi en önemli sorunlardan bi­rinin görüşüldüğü Lausanne Konferansı’na ayrılan bölümünde, ya­zar, konferansa katılan Türk delegelerinin durumu üzerinde ayrıntı­lı olarak durmaktadır. Bu konferansta Türk delegeleri, Boğazlar so­rununda, konferans konuşmalarına katılan Sovyetler Birliği’nin yar­dımına dayanarak Türkiye için çok elverişli sonuçlar elde etmişler­di. Bununla birlikte, Aralov’un, Türk devlet adamlarıyla yaptığı ko­nuşmalardan, bayraktarlığını Lord Curzon’un yaptığı İngiliz emper­yalizminin, 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Türk Sovyet dostluk anlaşmasını bozmak, kendisini Batı devletlerine daha kolay bağla­mak için yeni Türkiye’yi Sovyetler Birliği’nden ayırmak gibi gizli emelleri meydana çıkmaktadır. Lausanne konferansı tablosunu an­latan yazar, aralarındaki çelişmenin doğurduğu İngiliz Fransız düel­lo suna rağmen, gerek bu devletlerin, gerek İtalya’yla Birleşik Ame­rika’nın Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki dostluğu bozmak gibi ortaklaşa bir isteğin çevresinde birleştiklerini, çünkü bu dostlu­ğun, emperyalist devletlerin, özellikle doğudaki istilacı amaçlarına ciddi bir engel teşkil etmekte olduğunu açıkça belirtmektedir. Okur­lar, kitapta, Mustafa Kemal’in Türk hayatında yaptığı reformlarla il­gi ile tanışacaklardır. S. I. Aralov’un anılarının bu konu üzerine ya­zılmış sayfaları, akıldan çıkmayacak olaylarla ve gözlemlerle zen­gindir.

D. Yuditski


BÜYÜK MİLLET MECLİSİ GİZLİ OTURUMUNDA KONUŞMA

FRANSIZLARLA YAPILACAK ANLAŞMA HAKKINDA*

(13 EKİM 1921)


Yusuf Kemal Bey (Hariciye Vekili) (Kastamonu): Bu koyunlar meselesinden an­laşmazlık çıkar ve onlar da gelin bu meseleyi halledin derlerse biz asker sevk etmek mecburiyetinde kalacağız ki, her iki taraf koyanların geçmesine müsaade etsin ve o koyunlar bir eşkıya tarafından taarruza maruz kalırsa hükümet o eşkıyayı imhayı ta­ahhüt eder.

Salâhaddin Bey (Devamla): Bu taahhüdü yerine getirmek için şimendiferden is­tifade etmek lazımdır.

Yusuf Kemal Bey (Hariciye Vekili) (Kastamonu): Şimendifer meselesi ayrıdır. Ben bu meseleyi, açık itiraf edeyim, bilmiyordum. Hariciye Encümeni'nde bulunan ora üyelerinin izahatı üzerine öğrendim.

Salâhaddin Bey (Devamla): Müsaadenizle cevap vereceğim. Bendeniz zatıâlileri- ne şunu söyleyeyim ki, hatta vuku bulacak taarruza yalnız Türk zabıtası değil, güney tarafında Fransız zabıtası dahi taahhüt etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Yapılacak olan bu antlaşmada bizim malımız olan bir hattın Fransızlar tarafından muhafazasını antlaşmaya koymak ne demektir?

[...]

Mustafa Kemal Paşa (Ankara): Bendeniz cevap vereyim. Eleştirilerinizi dinledik­ten sonra hakikaten müzakere edilecek noktalar üzerinde tekrar müzakereye devam edeceğiz. Bu devam edecek olan müzakerede ne dereceye kadar muvaffak olacağı­mız malum değildir. Bu şekil az çok değiştirilemez görüldüğünden dolayı Heyeti Ve­kile ce beraber müzakeresi lüzumlu görülmüştür. Yoksa Franklen Buyyon1 ile son müzakeresi yapılmış değildir ve müzakerenin devamı bilerek yapılmamıştır. Müza­kereyi yapabilmek için ve olumlu veya olumsuz son cevabı verebilmek için evvela yüksek heyetinizle fikren anlaşmak lazım gelir. Çünkü, aksi takdirde gerek Heyeti Vekile’nin ve gerek yüksek heyetinizin tasvip nazarına arz edilmezse hakiki siyasi menfaatlara uygun değildir. Nitekim Bekir Sami Bey’in imza koyduğu anlaşma) ı im­za etmeyişimizden dolayı hâlâ zarar görüyoruz. Aynı hatayı tekrar etmemek üzere ge­nel kurulumuz bir kere bu nokta etrafında müzakere edelim.


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG