13 Eylül 1921

Sakarya Zaferi... Yunanların, Ankara'yı ele geçirerek Türk direnişini sona erdirmek amacıyla 23 Ağustos'ta başlattıkları ve 22 gün 22 gece süren Sakarya Savaşı, Türk cephesinin zaferi ile sonuçlandı. Gün ışıyınca saldırılarına başlayan Türk birlikleri, karşılarındaki Yunan artçı mevzilerini de boş buldular. Türk ordusu, her koldan ilerledi. Yunanlıların çekilmeleriyle bütün Sakarya batısı Türklerin eline geçti. 22 gündür adım adım savunularak terkedilmiş dereler, tepeler kurtarıldı. Yunanlılar, çekilirken, Sakarya üzerindeki bütün köprüleri tahrip ettiler. Türk atlıları Yunan cephe gerisinde bulunan Sivrihisar'a bir baskın yaparak 400 esir Türk erini kurtardı. İki Yunanlı doktor, Yunan hastaları ve erleri esir alındı. Yunanlılar, 17 Eylül'e kadar Sakarya batı kıyılarındaki mevzilerinde kalacaklar, buradan eski mevzilerine çekileceklerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi Komutanlığı, düşmanın nehir batısına atıldığını ve zaferin kazanıldığını Başkomutanlığa bildirdi. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 23 Ağustos'ta başlayan savaşın, 3 gündür yapılan Türk saldırısıyla öğleden önce kazanıldığını Meclis'e, valiliklere, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine, diğer cephe komutanlıklarına bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Kazım Özalp anlatıyor: Sabah düşmanın bir kısmı, perişan bir halde Sakarya'nın batısına geçmiş, geçemeyenler, Sakarya' da boğulmuş, ölüleri, yaralıları ve hastalan savaş meydanında ve gerilerinde dökülmüş bulunuyordu. Savaş meydanında ölü ve yaralılardan başka toplar, kundakları kırılmış veya sağlam tüfekler, boş veya dolu cephane sandıkları, benzin varilleri, gaz tenekeleri, su kovalan, testiler, gazeteler, ulamış mektuplar, konserve kutulan, elbise, çorap ve ayakkabıları bırakılmıştı. Kuytu yerlerde küme olan düşman askerlerinin aralarından yükselen ince siyah dumanlar, yakılan çalı ve ot ateşlerini gösteriyordu. Bazı askerlerin yerlere saldırdıkları görülüyordu. Bunlar, şüphesiz ki toprak üstünde gördükleri ekmek ve peksimet parçalarını kapışıyorlardı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal'e bir kutlama yazısı gönderdi: Türk milleti bugün tek bir insan gibi seni düşünüyor. Anafartalar kahramanının genç başı üstünde ebediyyen sönmeyecek olan bir Sakarya güneşi parladı. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya gönderilen kutlama yazısında da "Bütün bir zulüm dünyası ve hıyanete karşı, bu kadar mahrumiyet ortasında ordumuzun kazandığı yeni ve mutantan muvaffakiyeti, mesut ve müftehir tebrik ederken, son kurtuluş zaferinin de silahlarımıza vaat edilmiş olduğuna dair taşıdığımız sarsılmaz imanı tekrar ediyoruz" denildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Milli Savunma Bakanı Refet Paşa Meclis'te "Sakarya zaferi, köylüler ve köylü kadınlarının eseridir" dedi. Meclis Mustafa Kemal'in önerisi olan "Büyük Millet Meclisi Takdirname ve Taltif Kanunu"nu görüşerek kabul etti. Konya Mebusu Vehbi Efendi: Savaşı kazanan köylülerdir, onlar taltif edilmeli, dedi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi birlikleri Mustafa Kemal'in emriyle yeniden düzenlendi. Tümenlerden 5 kolordu teşkil edildi. İzzettin (Çalışlar) Birinci, Selahattin Adil İkinci, Kazım (Özalp) Üçüncü, Kemalettin Sami Dördüncü, Fahrettin (Altay) Beşinci Kolordu Komutanlıklarına getirildiler. Kocaeli Grup Komutanlığı kurularak, komutanlığına Albay Halit (Karsıalan) getirildi. Albay Fahrettin ve Kazım Beyler, generalliğe terfi etti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Zafer haberlerinin kesinleşmesi üzerine Ankara' da şenlikler yapıldı. Askerler ve halk yürüyüş yaptı. Meclis, Milli Savunma Bakanlığı, Hakimiyeti Milliye ve Öğüt gazeteleri ziyaret edilerek bunların önünde heyecanlı konuşmalar yapıldı. Hastanelerdeki yaralılar ziyaret edildi. Fener alayları düzenlendi. Kastamonu, Zonguldak, Gölpazarı, Karaköse, Sinop, Adapazarı'nda da şenlikler, heyecanlı toplantılar, top atışları ve fener alayları yapıldı, dualar edildi (HM: 15). * Kayseri'de büyük sevinç gösterileri ve fener alayları yapıldı (YG). Trabzon'da resmi geçit ve gece fener alayları yapıldı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul'da Müttefik Orduları Başkomutanlığı, İngiliz Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, Sakarya Savaşı'nın 10 Eylül'e kadarki durumunu bildirerek, Yunanlıların 18.000, Türklerin ise 12.000 kayıp verdiğini, Yunan ordusuna yeni takviye ve cephane gönderildiğini, Yunan ordusunun saldırıdan vazgeçerek Ankara'yı el geçirmeye kalkışmayacağını, Eskişehir-Kütahya-Afyon hatuna çekilmeyi düşündüğünü yazdı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara Hükümeti'yle Fransa arasında bir anlaşma yapmak amacıyla gönderilen Franklin Bouillon, Paris'ten İstanbul'a geldi. Yarından sonra Ankara'ya hareket edecek olan Bouillon, söz konusu anlaşmayı 20 Ekim'de imzalayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Açıksöz: Büyük ve ilahi zafer: İftihar et, bayram et, fedakar, necip milletim. Artık dün akşamdan itibaren önünde yeni bir tarih, yeni bir fecir açıldı. -Bugünkü zafer tezahüratı programı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nutuk’tan/


Yunan ordusu yenildi ve geri çekilmeye mecbur oldu. 13 Eylül 1921 günü Sakarya’nın doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı. Böylece 23 Ağustos’tan 13 Eylül’e kadar 22 gün 22 gece aralıksız devam eden büyük ve kanlı Sakarya Meydan Muharebesi yeni Türk devletinin tarihine, dünya tarihinde pek az rastlanan büyük bir meydan savaşı örneği kaydetti.

Saygıdeğer efendiler, Başkomutanlık görevini fiilen üzerime aldığım zaman, Meclis’e ve millete mutlaka başaracağımız yolundaki kesin inancımı arz ve ilan etmekle ve bu inancımı, bütün onurumu ve varlığımı ortaya atarak gerçekleştirmekle ilk manevi görevimi yapmış olduğumu sanırım.

13 Eylülde Sakarya’nın doğusunda hiçbir Yunan kuvveti kalmamıştı. Her yerde çekilip, ters tarafa canlarını attılar. Sakarya Meydan Muharebesi böyle cereyan etti ve böyle sona erdi.

Bir taraftan Garp cephesi kuvvetleri düşmanı takip ederken, Başkumandan ve Genelkurmay Başkanı Ankara’ya gidip Meclisi vaziyetten haberdar etmek ve yeni siyasi tertipleri karşılamak için çalışmaya başlamışlardı. Sakarya Muharebesi, Türk ordusunun henüz seferber olmamış, buhranlar içinde geçen teşkilatlanma zamanının son muharebesidir. Daha evvel söylemiştim, 23 Nisandan İnönü Muharebelerine kadar geçen iki sene, İtilaf Devletlerinin iç yardımcılarla içli dışlı olarak giriştikleri tertipler ve iç isyanlar devridir. Bununla Türk mukavemeti çöktürülecekti. Ondan sonraki devre, muntazam ordu teşkilatına başlayıp, henüz bunu tamamlamadan elde bulunan hazırlanmış kuvvetlerle netice almak devridir.

Sakarya Muharebesinde seferberlik ilan etmiştik. Bu suretle seferberlik ve büyük muharebe hazırlığı devrine girmiş oluyoruz. Şimdi, içinde bulunduğumuz günler, Kars’ta düşmandan elimizde kalan büyük topları, malzemeyi. Ambarlarda , depolarda bulduğumuz her şeyi ayrı ayrı ayıklayıp, zayi olmadan kağnı sırtında karıncalar gibi cephelere taşıma devrimizdir.


(Kaynak: İSMET İNÖNÜ / HATIRALAR / 255)


Mürettep Kolordu Komutanı Albay Kazım'ın komutasında dün sabah saldırıya başlayan dört tümen, aralıksız saldırılarını gece yarısından sonra iyice şiddetlen­dirmişti. Kartaltepe’nin ellerinden çıkmasından sonra öteki kesimlerdeki direniş­lerini artıran Yunanlılar, zaman ilerledikçe çözülme belirtileri göstermeye başla­mışlardı.

İlk çözülme Karadağ’da oldu. Gece yarısını iki saat geçe, 23. ve 17. Tümen­lerin artan baskısına daha fazla dayanamayan 7. Yunan Tümeni birlikleri birden bozuluverdiler. Dağınık biçimde batıya kaçıştılar. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa­nın attan düşerek kaburga kemikleri kırıldığında söyledikleri gerçekleşmişti. Yu­nanlıların kafası ilk kez burada, Karadağ'da kırılmıştı...

Karadağ'daki bozgun öteki Yunan birliklerine bulaşmakta gecikmedi. 1. Tümen sabaha karşı yaptığı süngü hücumuyla Beştepeler’i tümüyle ele geçirdi. Buradaki Yunan savaşçıları soluk soluğa Sakarya'ya doğru koşuştular. Karailyas geçitlerin­den ırmağın batısına canlarını zor attılar.


J3ozgun sürüyordu. Beylikköprü yönünde ara vermeden tam yirmi dört saat saldıran 15. Tümen, gün doğumuyla birlikte yeniden süngü saldırısına kalktı. Yunan birliklerinin direnişi birden kırıldı. Cepheleri çözülmüştü artık. Dağınık biçimde Sakarya yönünde kaçan Yunan savaşçılarından kimi Sakarya’ya yaramadan yıkıldı kaldı. Çoğu Beylikköprü’den ve Karailyas köprüsünden Sakarya'nın batısına geçe­rek canını kurtarmayı başardı.


Gün doğduktan iki saat sonra Albay Kazım, Sakarya boylarında yirmi iki gün, yirmi iki gece süren Sakarya Meydan Savaşması’nın kesin sonucunu Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya şöyle bildiriyordu :


«Düşman tümüyle Sakarya'nın batısına geçmiştir.»


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 290)


Meclis Muhafız Taburu, iç isyanların belirsiz günlerinde Ankara'da yeni yeşe­ren Büyük Millet Meclisini isyancıların saldırısından korumak amacıyla kurulmuştu. Sakarya dan önce Anadolu'nun tüm olanakları zorlanırken, Muhafız Taburu da cep­heye gönderilmişti. Yirmi iki gün yirmi iki gece çetin çarpışmalara katılan tabur, oldukça önemli yitikler vermişti.

Meclis Muhafız Taburu Komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı (Tekçe), sabahleyin çarpışmalar durulunca emir verdi :

«Yaralılar toplansın, şehitler gömülsün.»

Kendisi de savaş alanını dolaşmaya koyuldu. Biraz sonra bir gözenin başında yaralı bir er buldu.

«Ne zaman yaralandın oğlum?»

«Üç gün oldu.»

Yüzbaşı İsmail Hakkı irkildi.

«Ne yaptın bunca zaman? Ne yedin, ne içtin?»

«Açlık dayanılmaz olunca bu gözeden su içerdim.»

Yüzbaşı, yaralıyı sedyecilerle taşıtırken, sordu :

«Ne istersin, ne yapalım senin için?»

«Hiç bir şey istemem. Birliğime yazın, kaçak olmayayım. Beni kaçtı bilmesin­ler.»

Bu sözleri duyunca sarsıldı Yüzbaşı İsmail Hakkı. Erdeki yurt sevgisinin ve askerlik anlayışının enginliği karşısında ağlamaklı oldu birden...


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 290)


Yunan Küçük Asya Ordusu Komutanı Korgeneral Papoulas’ın bugün yayınladığı resmi bildin şöyleydi :

«Ordu, Temmuz’da yaptığı ilerlemeden sonra Eskişehir’de yaptığı savaşma sonucunda Uşak - Afyon - Eskişehir - Karaköy demiryolu çizgisini tümüyle ele geçirmiştir. Bundan sonra Ağustos’ta Türkleri kovalamaya girişmiş ve doğuya doğru de­rin biçimde geriletilmiştir.

Ordu, Sakarya'daki zafer dolu savaşmalardan sonra Türkleri ırmaktan öteye itmiş ve Porsuk çayı ile Sakarya ırmağı arasında doğrudan doğruya bağlantı kur­mayı başarmıştır. Türk Ordusunu daha geriye doğru itmeyi uygun görmediğinden Sakarya’nın batı kıyısını işgal etmiştir. Otuz kilometrelik dar bir cephe üstünden ırmağı geçme girişimi tam bir biçimde başarılmış ve bütün ordu karşıya geçmiştir. Bu iş, büyük bir düzen içinde ve sataşmaya uğramadan yapılmıştır. Bu ince ve çok zor girişimin bu denli başarılı olmasının nedeni, Türk Ordusunun Sakarya savaşma­sından önceki yenilgisidir.»

Böyle diyordu Papoulas resmi bildirisinde. Bildirinin birinci bölümünün ger­çekleri yansıttığından kimsenin kuşkusu yoktu. Yunan Ordusu, Kütahya - Eskişehir Savaşmalarında Türk Ordusunu kesin bir yenilgiye uğratmış, büyük bir zafer kaza­narak Uşak-Afyon - Eskişehir çizgisine dek olan toprakları ele geçirmişti.

Bildirinin ikinci bölümünde çeşitli sözcük oyunlarıyla bir yenilgi gizlenmeye çalışılıyor, daha doğrusu, kesin yenilgi evirilip çevrilip zafer havasına sokulmak İsteniyordu. Bir yenilginin kağıt üstünde zafere dönüştürülmesi elbette ki kolay değildi. Bunun için gerçeklerin gizlenmesi, bazı yerlerde yalanların söylenmesi ge-ekliydi. Papoulas, tarihin yargısından çekinmeden, halkının yarın yalanlarını yüzü­ne vuracağını düşünmeden yalan söyleyebiliyordu.

Yunan Ordusu Ağustos'ta derin bir biçimde ilerlemişti. Ama, bildiride belirtti­ği gibi zafer dolu savaşmalardan sonra Türkleri ırmağın ötesine atmış değildi. Türk örtme birlikleri oyalama çarpışmaları yapa yapa, Sakarya'nın doğusundaki savunma mevzilerinde bekleyen ana kuvvetlere doğru kendiliğinden geri çekilmiş­ti. Çekilirken de Yunan Ordusunu peşinden Anadolu'nun ortalarına sürüklemişti. Bu bir zaferse, sorun yoktu. Papoulas zafer kazanmıştı. Ama, bilemeden, sonu­cunu kestiremeden Mustafa Kemal Paşa'nın oyununa gelmiş, üslerinden çok uzak­laştıktan sonra, kendisini Sakarya'nın doğusundaki mevzilerde bekleyen Türk Ordu­sunun karşısında bulmuştu.

Papoulas, Sakarya Meydan Savaşmasına, yirmi iki gün, yirmi iki gece süren dünyanın en uzun meydan savaşmasına hiç değinmiyordu nedense? Sanki böyle bir savaşma hiç olmamıştı. Bir tek satırla bile değinmiyordu dünya rekoru kıran savaşmaya. Ve, kazandığı ikinci büyük zaferine atlayıveriyordu: Sakarya'nın batı­sına geçmede gösterilen büyük başarıya.

Sakarya'nın doğusuna neden geçildiğini hiç anmıyordu. Türk Ordusunu yok edip Ankara'yı ele geçirmek amacıyla yola çıkıldığı unutulmuştu. Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren savaşmalar sonunda ağır yitikler vererek ve binlerce Yunan savaşçısını Sakarya'nın doğusundaki topraklarda ölü bırakarak, kurtuluşu Sakarya'nın batısına kaçmakta bulduklarının da hiç sözü edilmiyordu. Bunların yerine, yi­ğitliği ve üstünlüğü kimselere bırakmadan yüksekten atıyordu: «Türk Ordusunu daha geriye doğru itmeyi uygun görmediğinden Sakarya’nın batı kıyısını işgal et­miştir.»

Papoulas bu sözleriyle kimi aldatabileceğim sanıyordu? Polatlı ve Haymana’nın mahallelerine kadar sokulduktan sonra günlerce zorlanıp durmuştu da, Türkleri bir adım geri itebilmiş miydi? Zorlana zorlana güçsüzleşen, ileriye gitmek şöyle dur­sun, bulunduğu yerleri bile koruma umudunu yitiren ordusu için tek kurtuluşu Sa­karya'nın batısına geçmede bulan sanki kendisi değildi...

Sonra sözü geçmedeki başarısına getiriyordu Papoulas. Otuz kilometrelik dar bir cephede ırmağı geçme girişimi tam bir başarıyla gerçekleştirilmiş ve bütün ordu Sakarya’nın batısına geçmişti. Geçiş büyük düzen içinde olmuştu. Bu büyük başarının nedeni de Türk Ordusunun Sakarya Savaşmasından önceki, yani Kütah­ya-Eskişehir Savaşmalarındaki yenilgisiydi.

Hani, bundan iki aya yakın bir süre önce Kütahya - Eskişehir Savaşmalarını kazanmıştı ya Papoulas, işte bu zaferin meyvelerini toplamıştı Sakarya’nın batısı­na geçerken. Türkler Kütahya - Eskişehir Savaşmalarındaki yenilgilerinden uzun Sakarya Meydan Savaşması boyunca pek etkilenmemişti de, tam Yunan Ordusu ters yüz edip Sakarya'nın batısına kapağı atarken etkilenmişlerdi (I). Bu nedenle, ırmağı geçmeleri bu denli başarılı olmuştu...

Papoulas'ın söz kalabalığının altında yatan şuydu: Sakarya'da yenilmişsem de Kütahya - Eskişehir Savaşmalarında yenen bendim...


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 290)


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, öğleden sonra Polatlı'dan çektiği telgrafla Büyük Millet Meclisi’ne Sakarya Meydan Savaşmasının Türk Ordusunun kesin za­feriyle sonuçlandığı müjdesini verdi :

«Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüce Katına

13 Eylül 1921 durumuna ilişkin Batı Cephesi Komutanlığının raporu aşağıda aynen sunulur.

Başkomutan Mustafa Kemal

Başkomutanlığa

23 Ağustos’tan bu yana süren Sakarya Meydan Savaşması, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Üç gündür süren genel karşı saldırımızın etkisiyle bugün öğleden önce düşman ordusu yenik olarak ve tümüyle Sakarya ırmağı batısına atılmış bulunuyor. Düşmanı aralıksız izliyoruz.

Batı Cephesi Komutanı

İsmet»


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 290)


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, bu gece orduya ve ulusa seslenen bir bil­diriyle Sakarya Zaferini müjdeledi

'«Kutsal topraklarımızı çiğneyerek Ankara'ya girmek, yurdun bağımsızlığının fedakar koruyucusu olan ordumuzu yok etmek isteyen Yunan ordusu yirmi iki gün süren pek kanlı savaşmalardan sonra Tanrı'nın yardımıyla yenilmiştir. Ordumuzun karşı saldırıya geçmesi üzerine yüz geri etmek suretiyle kahraman Türk askerinin süngülerinden kurtulmak isteyen düşman ordusuna, geri çekilme sırasında aman verilmemiş ve önemli kuvvetleri Sakarya doğusunda yok edilmiştir. Sakarya’dan geçerek şaşkın ve düzensiz batıya yönelen kısımlarının dahi arkasını bırakmayarak, masum Türk ulusunun yaşam ve bağımsızlığına canavarca saldıranlara hak ettikleri cezayı vermek için, ordumuz sönmez bir azim ve yiğitlikle görevini sürdürüyor’

İstanbul da kendisine Türk Hükümeti adını veren ve fakat yabancılara hoş gö­rünmek çabasıyla Türk ulusunun en kutsal çıkarlarını ayaklar altına alan ve yurt sevgisinden yoksun bazı devlet büyüklerinin canice göz yummasından yararlana­rak İzmir e çıkan düşman, bundan önce de İnönü'de Türk'ün azim ve imanı karşı­sında kahrolmuş ve yenilmişti. Ancak, bu derslerden ibret almayan ve hiç bir hak­ka dayanmadan mübarek vatanımıza tecavüz etmekte üsteleyen Yunanlılar, bu kez Kral Konstantin'in saltanat hırsını doyurmak için, memleketlerinin bütün kaynak­larını açtılar ve para, asker, malzeme hususunda hiç bir fedakarlıktan çekinmeye­rek aylarca hazırlandılar. Ayrıca, Doğu’daki siyasal çıkarlarım korumak için masum kanların dökülmesini isteyen bazı yabancı dostlarının gizli ve açık yardımlarına, kışkırtmalarına dayandılar. Bu suretle vücuda getirdikleri düzenli ve donatılmış büyük bir ordu ile çekinmeden Anadolu içlerine saldırdılar.

Düşünmediler ki, Türklerin vatan sevgisi ile dolu olan göğüsleri, kendilerinin melun aşırı heveslerine karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.

Gerçekte milletimiz düşmanın hazırlıklarına karşı koymak için hiç bir feda­karlıktan çekinmedi.. Ordumuzu desteklemek için para, insan, silah, hayvan, araba, kısacası ne gerekiyorsa istekle ve esirgemeden bol bol verdi. Avrupa'nın en üstün araçları ile donatılmış olan Konstantin ordusundan ordumuzun askeri donatım iti­bariyle de geri kalmaması ve hatta ona üstün olabilmesi gibi inanılmaz mucizeyi Anadolu halkının fedakarlığına borçluyuz. Milli amaç uğrunda bütün milletin kendi kişisel çıkarlarım hiçe sayarak bu yolda gösterdikleri harikalar, çağdaşlarımız ve torunlarımızın sonsuz övünmelerine sermaye olacaktır.

Bu çabalar sayesindedir ki ordumuz ölümü hiçe saydı, hiç bir dakika durak­lamadan yüksek bir moral kuvveti ile düşman üzerine atıldı.

Canımızı, namusumuzu almak üzere Haymana ovalarına kadar gelen düşman askerlerinin tutsak düştükleri zaman cömert askerlerimizden yalvararak ve ilk söz olarak bir parça ekmek istemleri manzarası, kendini beğenmiş düşmanlarımızın akıbetini gösteren anlamlı bir levhadır.

Bu derece büyük bir fedakarlık duygusu ile topraklarını savunan milletimiz ne kadar övünse haklıdır. Bağımsızlık mücadelemizde yardımını Türk milletinden esirgemeyen ulu Tanrı'ya şükretmeyi asla unutmayalım.

Bizler, aslında haklı olan davamızda Tanrı'nın lütfundan hiç bir zaman umudu­muzu kesmedik. Hiç kimsenin hakkına tecavüz etmek istemediğimiz gibi, diğerleri tarafından da yaşamak hakkimiz ve bağımsızlığımıza saygılı olunmasından başka bir davamız yoktur. Milli sınırlarımız içinde yabancıların İşlerimize karışmasından uzak her uygar millet gibi özgür yaşamaktan başka bir amaç, olmayan Türk mil. “etinin meşru hakkı, sonunda insanlık ve uygarlık dünyası tarafından teslim olunacaktır.

Ancak silahlarımızı amacımızı tümüyle kazandıktan sonra bırakacağımızdan, pek yakın olan bu mutlu ana dek eskiden olduğu gibi bütün millet fertlerinin en büyük çaba ve fedakarlık göstermesini beklerim.

Ulu Tanrı, yardımını üzerimizden eksik etmesin, Amin.»

Mustafa Kemal Paşa'nın bu bildirisi, ulusal ve uluslararası siyaset yönünden Kurtuluş Savaşı'nın amacını dile getiriyordu. Yarın sabah tüm orduya ve halka duyurulacaktı...


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 290)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG