13 Haziran 1921

Fransız Senatosu Dış İşler Komisyonu Başkanı Franklin Bouillon ile Ankara'da Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve Yusuf Kemal Bey arasında Türk-Fransız görüşmeleri başladı. Bouillon, Bekir Sami Bey'in Londra'da 11 Mart'ta yaptığı anlaşmanın, Mustafa Kemal ise Milli Misak'ın temel alınmasını istiyor. Görüşmeler, Sakarya Savaşı'ndan sonra 20 Ekim'de Ankara Anlaşması'nın imzalanmasına yol açacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


13 Haziran’da resmen ilk müzakereye başladık. Franklin Bouyon evvelce benden Rusya ile akdetmiş olduğumuz muahedenin (gizli değilse) diyerek bir suretini istemişti. ‘Muahede alenidir. Gizli bir ciheti yoktur.’ Cevabıyla muahedenin suretini vermiştim. Ecnebilerin bizi aldatmak için zaman zaman müracaat ettikleri gururumuzu okşamak kabilinden midir yoksa ciddi midir bilemiyorum her halde takdirkar bir vaziyette Türk-Sovyet dostluk muahedesinin tarafların şark milletlerinin hürriyet ve istiklale olan haklarını ve arzu ettikleri şekli hükümet ile idare olunmak salahiyetlerini resmen tasdik ve teyit ettiklerine dair olan 4.maddesini göstererek ‘Ruslara bu maddeyi kabul ettiren adama hürmetimi sunarım.’ Diye bana iltifat savundu.


Müzakerelerde çok defa Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa da bulunuyorlardı. Esaslar hakkında konuştuk. Fakat bu gelişte muahedeyi yapamadık. Franklin Bouyon bir şey imza etmeden konuştuğumuz şeyleri hükumetine bildirmek için Haziran sonuna doğru Pozantı ve Kelebek yoluyla Adana’ya gitti.


(Kaynak: Vatan Hizmetinde / Yusuf Kemal Tengirşek / Syf 236)


İnebolu'ya gelen iki İngiliz subayı, General Harington'un Mustafa Kemal ile görüşme isteğini İnebolu'da bulunan Refet Paşa'ya bildirdiler. Öneriye göre İnebolu'ya bir İngiliz torpidosu gelecek, Mustafa Kemal'i alıp Harington'un yalısına götürecek. İnebolu'ya bir miktar cephane de getiren İngiliz subaylarla yaptığı ön görüşmede Refet Paşa, "Fransa'dan ayrılarak Türkiye'ye yaklaşın. Türkiye'deki İngilizlere karşı propaganda gelip geçicidir. Bize yaklaşırsanız İngiliz sömürgelerinde İngiltere'ye karşı harekete geçmeyiz" dedi. Mustafa Kemal-Harington görüşmesi gerçekleşmeyecek, İngiltere'nin de böyle bir görüşmeyi reddetmesi üzerine Harington güç durumda kalacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanlığı'ndan ayrıldıktan sonra İtilaf Devletleri çevrelerinde yeniden görüşmeler yapmak üzere 12 Mayıs'ta görevlendirilip Avrupa'ya gönderilen Bekir Sami Bey Roma'ya vardı. Bekir Sami Bey 27 Haziran'da Paris'e varacak, fakat İngilizler tarafından Londra'ya sokulmayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


3. Enternasyonal'in 3. Kongresi'nde konuşan Lenin, "Yeryüzü nüfusunun ezici bir çoğunluğunu oluşturan sömürge ve yan-sömürge ülkelerin politik hayata. uyanışları 20. yüzyılın başında olmuştur. Özellikle bu uyanış, Rusya, Türkiye, İran ve Çin'deki devrimlerle olmuştur. İngilizler daha korkunç bir terör yarattıkça bu ülkelerde ihtilal büyümektedir" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Kral Konstantin dün geldiği İzmir'de, ordusuna bir bildiri yayımladı: "Siz Elen ırkının hürriyeti için savaşıyorsunuz. Sizinle iftihar ediyorum. Kralınız sizinle beraberdir. Allah, haklı mücadelenizi kutsayacaktır. İleri! " Yunanlılar çetin bir savaşın hazırlıklarına başladılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Dışişleri Bakanı Curzon'un Paris Büyükelçisi Harding'e bildirdiğine göre, Fransız Büyükelçisi onu ziyaret etti. Curzon, bugünkü gidişin tehlikeli olduğunu söyleyerek Türklere bazı ödünler verilip yeniden müzakerelere girişmesini önereceğini, Kemalistler bunu kabul etmezlerse Yunanistan'a silah, cephane, uçak gibi yardımlar yapılacağını bildirdi, Kemalistlerin Bolşeviklerden yardım almalarını önlemek için Karadeniz limanlarının abluka altına alınacağını söyledi. Fransız Elçisi bunları sempatiyle karşıladı. Curzon, Roma Büyükelçisi'ne çektiği telde de, İtalyan Elçisi'ne İtalya'nın Kemalist yanlısı politikasını ve İtalya'nın Afganistan'la ilişkilerini yerdiğini anlattı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yozgat isyanı elebaşılarından Çapanoğlu Halit Bey idam edildi. Halit Bey (veya 6) Ağustos 1 920'de teslim olmuştu. Yozgat isyanı geçen yıl Mayıs ortalarında başlayıp Haziran sonlarında bastırılmıştı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


The Times: Türkler Yunan disiplininin bozulduğunu biliyorlar. İngiliz politikasında yüz kızartıcı bir teslim beklenebilir.


Hakimiyeti Milliye: Yunanistan'da vaziyet karıştıkça karışıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkdam'da Ahmet Cevdet: Sosyalizm sermayeye harp ilan etmek demektir. Bizde sermaye nerede? Memleketimiz gibi bir ziraat memleketinde sosyalizm olamaz. Günde 10 saat çalışmaya mecburuz.


Açıksöz: Afgan Elçiliği'ne Ankara'da ilk defa bayrak çekilmesi: Kardeşlik tezahüratı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nurettin Gülmez ‘Anadolu’da Yeni Gün’ kitabında Ankara İstanbul ilişkileri başlığı altında Üniversite olayları ve gençliğin bilinci alt başlığıyla Rıza Tevfik’i anlatıyor:


‘Şair, tıp doktoru, Şura-yı Devlet Başkanı, Sevr’i imzalayan heyette bulunan, Yüzellilikler arasında yurt dışına çıkarılan (1922), 20 yıllık sürgün hayatının bir kısmını Ürdün’de, bir kısmına Lübnan’da geçiren ve 1943’deki af kanunundan birkaç yıl sonra Türkiye’ye dönen bir kişidir.


Özellikle Sevr’i imzalaması ve İstanbul Üniversitesi olaylarına sebep olan, mille tdüşmanı tavırları Yeni Gün tarafından çokça eleştirilmiştir. Rıza Tevfik hakkında M.Zekeriye’nın makalesi ilgi çekicidir. M.Zekeriya, Rıza Tevfik’i bir arkadaşının Sevr’i imzalamaması için ikna etmeye çalıştığı bir sırada, Rıza Tevfik’in


-Mecburum

-Neye mecbursun? İmzalamaya mı? Seni kim mecbur ediyor? Namus ve kanaatine sahip bir adamı kimse mecbur edemez.

-Beni İngilizler sıkıştırıyorlar.


Dediğini haber vermektedir. Bunu da Türk milletinin idam sehpasını Türkler’e kurdurmak olarak yorumlamıştır. Bunun için de, Sait Molla ve Refi Cevat gibi milletin gözünde hiçbir yeri olmayan serseri ve ahlaksızlara başvuracak yerde, milleti iğfal için onun sevdiği kimseleri elde etmeğe çalışmıştır. Rıca Tevfik’i Türk milleti için, büyük bir kayıp olarak değerlendirilen M.Zekeriya, Rıza Tevfik’i bir kurban olarak görmektedir.


Yeni Gün, M.Zekeriya kadar kadar ılımlı değildir. Rıza Tevfik, Yeni Gün’e göre ‘bir serseri, bir dolandırıcıdır. Örnek ise, Rıza Tevfik’in Amerikalı bir kadın dostu olduğu bu kadının da Wilson’un eşi ile samimi bulunduğunu, böylece Başkan Wilson’un eşi ile samimi bulunduğunu, böylece Başkan Wilson’u etkileyerek Sevr’i değiştirtebileceğini söylemiş, yeni başkanlık seçimlerinde, Wilson kaybettiği ve Hardinge kazandığı halde Amerika’ya gitmek için Türk hazinesinden 50 bin lira çekmiş, Amerika ise kendisine pasaport vermemiş, o da aldığı paraları İngiliz bankasına yatırarak Londra’da ketfine bakmaya başlamış olmasını göstermektedir.


(Kaynak: Nurettin Gülmez / Anadolu’da Yeni Gün / Syf 374)


Her fırsatta Kemal’i temizleyeceğini ileri süren Yunanistan Kralı Konstantin dün İzmir’e doğru yola çıkmıştır. Bu haberden Anadolu’da yeni savaşların başlayacağı sonucunu çıkartabiliriz. Atina’dan gelen haberlere göre Konstantin’in ilk hedefi Ankara şehrini ele geçirmektir. Kral bu hedefini gerçekleştirdiği taktirde ikinci bir hedef tayinine herhalde ihtiyaç kalmayacaktır.


Bu tarihi serüvene atılmak üzere yola çıkmadan önce Atina’da Yunan milletine seslenen Konstantin özetle şunları söylemiştir.


“Ordularımın başına geçmek üzere yola çıkıyorum. Yüzyıllar boyu Hellenizmin at oynatmış olduğu topraklarda, Ulu Tanrı’nın yardımıyla yeni zaferler kazanmak için gidiyorum. Bu topraklarda kuracağımız hakimiyet, atalarımızın yücelttikleri hürriyet, eşitlik ve adalet ilkelerinin yeniden canlanmasını sağlayacaktır. Ulu Tanrı’nın yardımına sığınarak ve ordumun efsanevi kahramanlığına güvenerek, yüksek milli çıkarlarımızın beni çağırdığı yere gidiyorum”

BAUİLLON İYİ KARŞILANDI


Milliyetçi Türk Hükümeti ile dostluk ilişkileri kurulmasını sağlamak amacıyla Fransa Hükümeti tarafından Ankara’ya gönderilen Henry Franklin-Bauillon, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde büyük bir tören ve sıcak bir ilgiyle karşılandı.


AMERİKAN BASININDA TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI / OSMAN ULAGAY / 135 -136


13 Haziran’da Western Daily, Birmingham Daily, Scotsman ve Yorkshire Post and Leeds gazeteleri; Yeni Savaş Bulutu- İngiliz saygınlığı Tehlikede, Kemal’e bağlı İyi bir Tavsiye, Şehirler Yunan Donanmasınca Bombalandı, Yakın Doğu Gerginliği başlıklarıyla Tevfik Paşa’nın Mustafa Kemal’e ılımlı olmasını ve Bekir Sami Bey’in müttefiklerle yaptığı taahhütlere saygı duyulmasını istediği bir telgraf çektiğini yazıyor. Haberlerde ayrıca Yunan gemilerinin Zonguldak/Karamürsel ve İnebolu’yu bombaladığı yazılırken; Kral Konstantin’in İzmir’e, Yunan ordusuna destek olmak ve komuta etmek için gittiği haberleri de hemen bütün gazetelerde verilmekte. Aynı haberlere göre Başbakan Gounaris de Kral’a eşlik ederken; bütün Yunan bakanla vatansever duyguları ateşleyen bir gösteri düzenleniyor. Kiliselerde Yunan ordusu için dualar ediliyor ve Kral şunları söylüyor.


“Yüzyıllardır Helenizm’in mücadele ettiği topraklara, ordumun başında gidiyorum. Kaderine karşı durdurulamaz şekilde ilerleyen zafer, ırkımızın çabalarını taçlandıracaktır. İlahi adalete inanarak kahraman ordumun atılganlığı ve Helen hayalinin yenilmez manevi desteğiyle bu yüce ulusal özlemlerin beni çağırdığı yere gidiyorum”


Kral için İzmir’de büyük çapta hazırlığın yapıldığı, milliyetçilerin 60 bin süngüsüne karşılık Yunan ordusunun 160 bin süngü olduğu ayrıca belirtilirken; Fransa ve İtalya’nın uzlaştırıcı bir rol oynayabileceği ve Franklin Bouillon’un Kemalistleri uzlaşmaya ikna edeceğinin umulduğu yazılıyor. Bunların yanında Moskova’nın yardım ve sözlerinin Ankara’yı cesaretlendirdiği, Yunanlılar ve Türklerin sonraki mücadelesinin Türklerin lehine gelişmesiyle Türklerin taleplerinin daha kapsamlı olacağı ve bu yüzden İngiliz hükümetinin tehlikeli – bekle ve gör – politikasını terk edip Yunanlılara kesin zafer için uçaklar, havacı ve teknik destek vereceği yada da İngiliz saygınlığı pahasına milliyetçilerle bir mutabakata varacağı öngörülüyor. Daily Herald, Savaşa Sürüklenebilir başlığıyla Anadolu’daki durumun bilfiil bir Yakın Doğu savaşını getirebileceğini yazarken; sorunun kaynağının her zamanki gibi Paris’teki “ barış yapıcıların aptallığında” yattığını vurguluyor. Gazete Yunanistan’a Doğu Trakya’nın ve Anadolu’nun büyük diliminin verildiğini, Türk hükümetinin bir vasallığa dönüştürüldüğünü, sultanın İstanbul’da müttefik garnizonun kontrolü altına alındığını, boğazların uluslararasılaştırıldığını ve Yüksek Konsey’in tüm bunlara Türk halkını önemsemeden hüküm verdiğini, şimdi ise Kemal Paşa liderliğinde Ankara hükümetinin İstanbul’daki kukla hükümeti tanımadığını ve Yunan işgaline karşı savaşın başladığını yazıyor


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 148-149


9 Haziran’da, Yusuf Kemal Bey ile birlikte Ankara’ya ulaşan Fransız heyeti TBMM başkanına mahsus binaya yerleştirilmiştir. Fransa Hükümeti, eski bakanlardan Franklin Bouillon’u, Ankara Hükümetinin görüşünü almak üzere gayri resmi olarak göndermiştir. Franklin Bouillon, TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ile Fevzi Paşa’nın katıldığı görüşmeler 13 Haziran 1921’de başlamıştır. Görüşmeler iki hafta kadar sürecektir. Bu görüşmeler hakkında en geniş bilgi Nutuk’ta verildiği için görüşmenin muhtevası buradan verilecektir.


Bouillon ile Türk heyeti arasında birbirlerini tanımakla geçen hususi bir mülakattan sonra, 13 Haziran 1921 Pazartesi günü , Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal’in Ankara İstasyonundaki özel dairesinde resmi görüşmeler başlamıştır. Yapılan ilk toplantıda, görüşmelere esas olacak bir başlangıç noktası belirlemek gerektiğinden söz açılarak konuşmaya başlanmış ancak bir fikir ayrılığı ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal Türk tarafı için temel noktanın Misak-ı Milli esasları olmasını isterken, Franklin Bouillon, prensipler üzerinde tartışmanın güç olduğunu ileri sürerek, Sevr Muahedesi’nin bir emri vaki olarak mevcut olduğunu söyledikten sonra, Londra’da Bekir Sami Bey’le Mösyö Briand’ın yaptıkları anlaşmayı temel saymanın ve bu anlaşmadaki Misak-ı Milli’ye aykırı olan noktalar üzerinde tartışmanın münasip olacağını söylemiştir. Bu teklifinde haklı olduğunu pekiştirmek için Londra’ya giden delegelerimizin Misak-ı Milli’den söz etmediklerini ve Misak-ı Milli’nin ve Milli Mücadelenin, değil Avrupa’da, henüz İstanbul’da bile taktir edilmemiş olduğunu söylemiştir.

Mustafa Kemal, Franklin Bouillon’un ileri sürdüğü ve kabul edilmesi mümkün olmayan bu sözlere verdiği cevaplarda:


“ Eski Osmanlı İmparatorluğundan yeni bir Türkiye Devleti vücuda gelmiştir. Bunu tanımak lazımdır. Bu yeni Türkiye, her müstakil millet gibi hukukunu tanıtacaktır dedikten sonra: “ Sevr antlaşması, Türk milleti için o kadar uğursuz bir idam kararıdır ki, onun bir dost ağzından çıkmamasını talep ederiz. Bu görüşmelerimiz esasında dahi Sevr Antlaşmasının adını anmak istemem. Sevr antlaşmasını kafasından çıkarmayan milletlerle, güven temeline dayanan ilişkilere girişemeyiz. Bizim nazarımızda böyle bir anlaşma yoktur. Londra’ya giden delegeler kurulu başkanı, bundan söz etmemiş ise verdiğimiz talimat ve yetki dairesinde hareket etmemiş demektir. Yanlış iş görüşmüş. Bu hata yüzünden, Avrupa ve bilhassa Fransa kamuoyunda ters etkiler doğduğu görülüyor. Bekir Sami Bey’in gittiği yoldan hareket edersek, biz de aynı hatayı yapmış oluruz.” Açıklamasını yapmıştır. Mustafa Kemal daha sonra sözlerini şöyle sürdürmüştür: “ Avrupa’nın Misakı Milli’den haberdar olmamasına imkan yoktur. Avrupa Misakı Milli tabirini öğrenmemiş olabilir. Fakat, senelerden beri kan döktüğümüzü gören Avrupa ve bütün dünya, şu kanlı mücadelelerin neden ileri geldiğini elbette düşünmemektedirler. Misakı Milli ve Milli mücadelelerin neden İstanbul’un haberdar olmadığına dair sözler doğru değildir. İstanbul halkı, bütün Türk milleti gibi, Milli Mücadeleyi bilmektedir ve ondan yanadır. Bu mücadeleyi bilmezlikten gelen ve ona karşı görünen şahıslarda bunlara bağlı olanlar, azdır ve milletçe tanınmamaktadır.


Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey’in kendisine verilen talimat ve yetkisi dışında hareket etmiş olduğu yolundaki Mustafa Kemal’in konuşması üzerine “ Bundan bahsedebilir miyim” diye kendisine sormuş, o da söylediklerini istediği yerlere bildirip anlatabileceğini söylemiştir. Daha sonra Franklin Bouillon, Bekir Sami Bey’le yapılan anlaşmadan ayrılmamak için mazeret ileri sürerken, Bekir Sami Bey’in bir Misak-ı Milli olduğundan ve onun sınırları dışına çıkamayacağından söz etmediğini, eğer söz etmiş olsaydı o zaman ona göre görüşülüp gerektiği şekilde hareket edilebileceğini, ancak şimdi durumun güçleştiğini tekrarlamış ve Fransa kamuoyunun “ Bu Türkler, delegeleri vasıtasıyla, bunu niçin dile getirmemişler de şimdi, yeni yeni meseleler çıkarıyorlar” diyeceklerinden çekindiğini söylemiştir.


Nihayet, uzun görüşme ve tartışmalardan sonra, Franklin Bouillon, Misak-ı Milli’yi okuyup anladıktan sonra yeniden görüşmek üzere, toplantıların ertelenmesini teklif etmiştir. Birkaç gün sonra tekrar başlayan görüşmelerde Misak-ı Milli’nin maddeleri birer birer okunarak görüşme ve tartışmaya devam edilmişti. Üzerinde en çok durulan nokta, kapitülasyonların kaldırılması ve tam istiklalin sağlanmasını isteyen maddeler olmuştu. Franklin Bouillon, bu meselelerin incelenmesi ve üzerinde durulması gerektiğini ileri sürmüştür. Bunun üzerine TBMM Başkanı Mustafa Kemal kendisine özetle şu açıklamalarda bulunmuştur.


“ Tam İstiklal, bizim bugün üzerimize aldığımız vazifenin asli ruhudur. Bu vazife bütün millete ve tarihe karşı yüklenilmiştir. Bu vazifeyi yüklenirken, ne ölçüde yapılabileceği üzerinde şüphe yok ki çok düşündük. Fakat sonunda vardığımız kanaat ve inanç, bunda başarılı olabileceğimizdir. Biz böyle işe başlamış kişileriz. Bizden öncekilerin yaptıkları hatalar yüzünden, milletimiz sözde varsayılan istiklaline gerçekte sahip değildi. Şimdiye kadar Türkiye’yi, medeniyet dünyasında kusurlu gösteren neler düşünülebilirse, hep bu hatadan ve hep bu hataya boyun eğmekten ileri gelmektedir. Bu hataya boyun eğmenin sonucu mutlaka, memleket ve milletin bütün haysiyetini ve bütün yaşama kabiliyetini kaybetmesine ve ondan mahrum kalmasına yol açabilir. Biz yaşamak isteyen, haysiyet ve şerefiyle yaşamak isteyen bir milletiz. Bu hataya boyun eğme yüzünden bu vasıflardan mahrum kalmaya tahammül edemeyiz. Alim. Cahil istinasız, milletimizin bütün fertleri, belki işin içindeki güçlükleri tamamen kavramamış olsalar bile, bugün yalnız bir nokta etrafında toplanmış ve fakat sonuna kadar kanını akıtmaya karar vermiştir. O nokta, istiklalimizin tam olarak kazanılması ve devam ettirilmesidir” Ayrıca şunları de eklemiştir:” Tam istiklal demek, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel V.B…. her alanda tam istiklal ve tam hürriyet demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde istiklalden mahrumiyet, millet ve memleketin, gerçek anlamıyla bütün istiklalinden mahrumiyeti demektir. Biz bunu elde etmeden barış ve huzura kavuşacağımız kanaatinde değiliz. Şeklen, usulen barış yapabiliriz, anlaşma yapabiliriz. Fakat tam istiklalimizi sağlamayacak olan bu gibi barışlar ve anlaşmalarla milletimiz hiçbir vakit varlığına ve huzura kavuşmayacaktır. Belki maddi mücadelesini terk ederek yıkıma sürüklenmeye razı olacaktır. Eğer milletimiz, buna razı olsaydı, bunu kabul edecek nitelikte bulunsaydı, iki seneden beri mücadele etmeye hiç lüzum kalmazdı. Daha mütarekenin ertesinde harekete geçmemek mümkün olabilirdi”


Mustafa Kemal’in bu sözleri üzerine, Bouillon ciddi ve samimi olarak bazı görüşler ileri sürmüş ve en sonunda da bunların kabulünün ve gerçekleşmesinin “ zaman meselesi olduğu “ görüşünü belirtmiştir.


Franklin Bouillon – Mustafa Kemal Paşa görüşmelerine katılan Fevzi Paşa, Kilikya’daki erlere ihtiyaç duyan Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya çektiği telgrafta “ …Yapılan ilk mülakatta misak-ı milli mevzubahis olmuş ve Franklin adem-i malumat beyan ederek bunun Fransız efkar-ı umumiyyesine kabul ettirmenin müşkül ve uzun zamana mütevakkıf olduğunu ve fakat gayr-i mümkün olmadığını söylemiştir. Kilikya hakkında esaslı müzakerata 16 Haziran 37 (1921) Perşembe günü devam olunacaktır. Neticesini ayrıca arz ederim efendim” diyerek bilgi vermektedir.


(Kaynak: MİLLİ MÜCADELEDE MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN YABANCILARLA TEMAS VE GÖRÜŞMELERİ / DOÇ. DR. CEMAL GÜVEN / 123-124-125)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG