13 Kasım 1921


Daha önce de değindiğimiz gibi, İngiltere’nin anlaşmadan çok canı sı­kıldı. Basını ve diplomadan Fransa’ya şiddetli eleştiriler yönelttiler; güya, ayn bir banş yapmakla Fransa dostlanna karşı vaatlerini bozmuştu ve An­kara anlaşması,Doğu meselelerinin çözümünde Müttefiklerin etkisini azal­tabilecekti...2

İngilizlerin sızlanmalan tüm Fransız basınında sert ve alaylı tepkilerle karşılandı. Bir taşra gazetesi, “gerçek şu ki, diyordu, hoş müttefiklerimiz, Doğu politikalarının tam bir başansızhğa uğramasından deliye döndükle­rinden kendilerini değil bizi suçlamayı daha kolay görüyorlar (...) Ama bi­ze kızmakta haksızlar. Müttefiklerin bir harekette bulunmadan önce anlaş­maları gerektiği biraz geç akıllarına geliyor. Gerçekten, düşmanımız Fay­sal’ı Bağdat tahtına oturtunca ve askerlerimizin kaatili Konstantin’le anla­şınca bizim rızamızı aldılar mı?”3 Başka bir taşra gazetesi de, “İngiltere o kadar ekşi suratiı ve o kadar bencil ki!.. Britanyalılar bizim hep boyun eğdiğimizi görmeye alıştıktan için kendi girişimlerimizden biri karşısında avaz avaz bağınyorlar” diyordu4.

Fransa hükümetine gelince o, belgenin gerçek bir “antlaşma” (traite) olmadığını, kamuoyunun banş isteğinin kabul ettirdiği önemi sınırlı bir “anlaşma” (accord) niteliğini taşıdığını ileri sürüyordu.

İngiltere’nin alınganlığını körüklememek için Briand Ankara anlaşma­sını Parlâmentonun onayına sunmadı; işte bir de bu şekil noksanlığından

hareketle o ve Poincare İngiltere’ye karşı belgenin gerçek anlamda bir an­tlaşma niteliğini taşımadığını savunabiliyorlardı. Fakat, belge kuşkusuz ka­muoyu ve Parlâmentoca sevinçle karşılandığından şekil kurallarına uyula­rak yapılan, fakat Parlâmentoda az bir çoğunlukça onaylanan bir antlaş­madan çok daha sağlamdı; oysa, Briand, “Kemalist Meclisin bizimle Ki- likya meselesini çözümlemeyi kabul ettiğini bildirmekten sevinç duyuyo­rum” demesini milletvekilleri “şiddetli ve uzun süren alkış tufanı” ile kar­şılamışlardı. Öte yandan, Aralık 1921’de, Ankara anlaşması ve diğer bazı konular nedeniyle hükümet için güvenoyuna gidilince, Briand Mecliste 99’a karşı 450, Senatoda n’e karşı 248 oy gibi ezici bir farkla güvenoyu sağlamıştı ki bu, anlaşmanın Parlâmentoca da kabulü demekti


(Kaynak: Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu 1919-1922 / Yahya Akyüz / Syf 219)


Merkez Ordusu'nun devamlı harekiu sonucunda bugüne kadar Pontosçulann 1 1 7 büyük sığınak yeri tahrip edildi. Resmi makamlara göre, 3.887 Pontosçu öldürüldü. Pontosçulann da 439 Türk köyünü yakukları, halktan kayıplara sebep oldukları açıklandı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal'den Doğu ve Batı Cephesi Kumandanlarına "hasbihal" biçiminde yazılan yazıda, Meclis'te bazı kişilerin kumandanları hedef aldıkları, bu kişilerle mücadele edileceği bildirildi. "Nurettin Paşa, her işinde genel bir şikayete meydan veriyor. Ordu, yalnız cephe ile meşgul olursa, Meclis çoğunluğu da tatmin edilmiş olur" (Karabekir 1 : 978; ATIB: 418. Karabekir'in cevabı: 15)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sovyetler, Türkiye'ye verdikleri nota ile Kars'taki Malakanlara kötü davranılmasını bir kere daha protesto ederek bu hareketten vazgeçilmesi ve sorumluların cezalandırılmasını istedi (Yerasimos: 430)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara Anlaşması 'nın uygulanmasına nezaret etmek, Hıristiyanları yatıştırmak için Franklin Bouillon, Paris'ten Adana'ya hareket etti. Bouillon, 1 9'da Adana'da olacak. (Vakit: 1 3, 1 7)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Akşam: Ayinesi iştir kişinin (Türk milliyetçiliğinin temizliği) .

Tevbidiefkir: İstanbul-Ankara yolu kısalıyor. İstanbul'dan Ankara'ya İzmit yoluyla karadan gitmek, İnebolu yoluyla denizden gitmekten daha seri ve daha rahattır


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ankara İtilâfhâmesi gereği, Fransız askerî birliklerinin iki ay zarfında Adana Vi­layetini (Kilikya) tahliye etmeleri gerekmekteydi508. Ankara İtilâfnâmesi’nin bu hük­münün uygulanmasına nezaret etmek içimL3_Kasımd 92 Ede Jaris ’ten hareket ederek 19 Kasım’da Adana’ya gelen Franklin Bouillon509, hükümetinin bu konudaki talima­tını beklerken, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey kendisinden, Fransız askerî birlik­lerinin çekilirken Ankara Hükümeti’ne bırakılacağı söz verilen askerî malzemenin akıbetini sormuştur. Ayrıca, askerî malzeme almak üzere Paris’e giden Türk heyetine çelişkili cevaplar verilmesinden de şikâyetçi olmuştur. Daha önce vermiş olduğu söz­leri gerçekleştirememenin rahatsızlığını çeken Franklin Bouillon, “Kilikya ’ya ilişkin sorunları ve ilerde yapılacak barış görüşmelerinde ortaya çıkabilecek tartışma konu­larını görüşmek üzere Mustafa Kemal 7 konuyla ilgili bakanlarla birlikte Konya ’ya davet’’ etmiştir510.


(Kaynak: Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa’nın Yabancılarla Temas ve Görüşmeleri / Cemal Güven)


Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal

DOĞU CEPHESİ KUMANDANI KÂZIM KARABEKİR PAŞA'YA* Zata mahsustur.

Doğu Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri'ne

Ankara

Meclis'te epey zamandan beri askeri reisler aleyhinde gizli, açık bazı tezahürat görülmektedir. Bu cereyanı doğurmak ve devam ettirmek isteyenlerden bir kısmının gayesi, genel olarak ve normal şekilde bir mülki hükümetin bütün nüfuzuyla istikra­rını görmek, harp vazifeleri haricindeki hususlara askeri müdahalelerin vukuunu men etmekten ibarettir. Bir kısmını teşkil eden üyeler, fevkalade tedbirleri gerektiren dev­rin geçtiği ve dolayısıyla bütün işlerin ve muamelelerin kanun hükümleri dairesinde yalnız alakadar mülkiye ve adliye dairelerinin faaliyeti ile tahşiti lazım geldiği kana- atindedirler. Diğer bir kısım üyeler vardır ki, görünüşte bu teorinin örtüsü altına giz­lenerek her vesile ile milli davaya öncü olanların nüfuzunu keser, iktidar ve namus erbabından bulunan askeri reisleri vazifelerinden uzaklaştırmak ve neticede memle­ketin maddi ve manevi kuvvetlerini kendileri için sevap sayılan bir istikamete yönelt­mek istiyorlar. Bugünkü muktedir reislerinden uzaklaşacak ordunun herhangi bir va­tani vazifeyi yapmaya yarar bir keyfiyet ve niceliği kaybedeceğinden gafletle ve yal­nız boş bir kastla mesai eden bu ikinci kısmın faaliyetinin semeresi kendilerine talep olunan neticeyi verirse, hasıl olacak vaziyet ordunun tam bozgunu ve neticede vata­nın tamamen yok olması demek olacağından, bütün kuvvet ve kudretimizle bu fikir ile mücadele edilmekledir. Bu mücadelede büyük bir şiddetle devam olunacak. Memleketin harap olması neticesini doğurmak mahiyetinde bulunan bu cereyanı dur­durmak için icap eden her şey yapılacaktır. Bununla beraber, bahsolunan azınlığın Meclis'te tehlikeli bir kuvvet yapması şimdilik muhtemel değildir. Son zamanda Nu­rettin Paşa Hazretleri'nin Merkez Ordusu Kumandanlığımdan ayrılmasını icap ettiren sebepler hakkında malumat arz etmek için belirtilmesini faydalı gördüğüm biraz ön­ceki izahattan1 adı geçen paşanın bu muameleye manız kalmasının en kuvvetli sebe­bi, her türlü muamelelerde genel bir şikâyete meydan vermiş olması... oldugumu- ilave etmek isterim. Bununla beraber, Nurettin Paşa Hazretleri hakkında şikâyet edi­len hususların büyük bir kısmının dikkatli bir incelemeden sonra kendisi için töhmet sebebi olmayacağına şüphe yoktur. Öteden beri keyfi muamelelerinden ve ihtilasa- tından1 bahsedilen Nihad Paşa dahi Meclis'te müzakereye mahal kalmadan vazifesin- den alınmış ve Ankara'ya hareket edilmiştir. Meclis'in büyük çoğunluğu ve iyi niyet­le hareket eden tabakası bir iki zatın vazifelerinden uzaklaştırılmalarıyla tatmin edil­miş olmakla beraber, ordunun başındaki bütün zevata hücum etmek isteyen ve bu arada Doğu Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir ve Batı Cephesi Kumandanı İs­met Paşalar Hazretlerine kadar taarruzlarını genişletmek kararında bulunanlar, beher gün bu maksatları için vesile ve fırsat beklenilmekte, mevcudiyeti anlatılmaktadır. Böyle bir teşebbüs vukuunda ordu arzu ettikleri neticeye ulaşmalarını engellemek için mümkün olan her şeyi yapmak, Meclis çoğunluğunun fikri selimine2 karşı me­selenin kati vehametini anlatmak, Meclis'le hakikati karşı karşıya bırakmak kararın­dayız. Dahiliye Vekili Fethi Beyefendi memleketin teşkilat ve mülki kuvvetlerini em­niyet ve milli asayişin devam ettirilmesini kâfil olacak bir şekilde tamir etmiş ve açıklığa kavuşturmuş bulunuyorlar. Mülki vasıtalar ile memlekette huzurun temini mümkün olduğu takdirde orduların yalnız cepheleriyle meşgul olmalarındaki fayda büyük olduğu gibi, Meclis çoğunluğunun da eğilimlerini tatmine kâfi geleceğinden, bu takdirde söz konusu olumsuz cereyanlara saha kalmayacağı tabiidir.

Hasbihal tarzında olarak Doğu ve Batı cepheleri kumandanlarına arz edilmiştir.

Büyük Millet Meclisi Reisi

Başkumandan Mustafa Kemal


Sadece Sakarya Meydan Muharebesinin değil, 1920’de Doğu Harekâtı nın da, daha sonra İkinci İnönü ve Kütahya-Eskişehir Muharebelerinin de en göze çarpan, başarıya doğrudan etki eden kumandanlardandır Miralay ‘Deli’ Halit Bey. Oysa şimdi Yunan­lara öldürücü darbeyi vuracak kadroda yoktur. Neden?

Bir hatası mı olmuştur? Gözden mi düşmüştür?

Miralay Ali Hikmet (Ayerdem) Bey gibi daha önce tartışma yaşadığı bir subay tümen komutanlığından terfi ettirilip 2nci Ko­lordu komutanı yapılırken ‘Deli’ Halit Bey bu ölüm kalım sava­şına, hem de asıl sonuç bölgesinden yüzlerce kilometre uzakta, bir piyade ve zayıf bir süvari tümeninden oluşan Kocaeli Grubu ile girecektir. Neden?

1883 doğumludur Miralay ‘Deli’ Halit Bey. Yirmi yaşında teğ­men olarak adım attığı askerlik hayatının çok önemli bir kısmını Teşkilat-ı Mahsusa müfrezelerinde, dağlarda, gayr-ı nizami savaş­çılarla geçirmiş, daima namlunun ucunda, mevziin içinde olmuş­tur. İttihat ve Terakki’nin komitacı geleneğinden gelen cesur ama şedit, cevval ama asabi komutan bu nedenle hak ettiği bir nama da kavuşmuştur. 3ncü ve 9ncu Kafkas tümenlerinde komutanlık yap­mış, Milli Mücadeleye de yine Doğu Cephesiyle adım atmıştır. 1921 başında tümen komutanı yetkisiyle başına geçtiği Kocaeli Grubunda yeteneğini, cesaretini ve daha büyük kıtaata komu­ta edebileceğini ispatlayınca, İkinci İnönü Muharebesi sonunda, 12nci Grup Komutanı olmuştur.1 Kütahya-Eskişehir Muharebeleri boyunca orduya umut veren hamleler yapsa da mağlubiyete engel olamamış, buna karşın birliklerini neredeyse hiç döküntü verme­den ateş çemberinden çıkarmayı başarmıştır. Daha sonra ise Sakar- yada cephenin kuzeyinden güneyine yetişerek kuşatma harekâtı­nın durdurulmasında çok önemli görev üstlenmiştir.

Sakarya Meydan Muharebesi’nin hemen sonrasında yeniden teşkil edilen Kocaeli Grubu, Süvari Kolordusuyla birlikte, batıya çekilen düşmanı takip için ilk yola çıkarılan birliklerdendir ve komutam da ‘Deli’ Halit Bey’dir.

Bu kadar güvenilen, ordunun en kıymetli komutanlarından biri, taarruza ve baskın harekâtına belki de en yatkın asker, şimdi neden cephenin daha sakin bir kesiminde görevlendirilmiştir?

Sakarya Meydan Muharebesi’nin takip evresinin sonunda Kocaeli Grubu İznik Gölü ile Porsuk Çayı arasındaki bölgeye yerleşir. Böylece ‘Deli’ Halit Bey’in grubu, kendiliğinden oluşan cephe hattının en kuzeydeki unsuru olur. Ekim 1921 sonunda ise, 17ncı Tümenin gruptan alınmasıyla grubun asker varlığı, Sa­karya Meydan Muharebesi öncesinde İzmit bölgesinde bırakılan, Kuvayı Milliye müfrezeleri ile civar köylerdeki gönüllülerden oluşturulan “müzeheret” tabur ve alaylarından ibaret kalır.

Kasım 1921 başında karargâhını Geyve’ye taşıyan ‘Deli’ Ha­lit Bey dağınık ve disiplinsiz müfrezelerin düzenli ordu sistemine alınması çalışmalarını başlatır. Böylece kâğıt üstünde “kolordu” seviyesindeki Kocaeli Grubunun ilk tümeni, Kocaeli Mürettep Tümeni Miralay Emin Bey komutasında kurulur. 1921 yılı bi­terken tümen 15?° ve 24ncu piyade alaylarıyla 36ncısüvari alayın­dan oluşacak şekilde, 18ncı Tümen adıyla yeniden düzenlenir. Bu dönem aynı zamanda bölgedeki Yunan birliklerinin İznik Gölü­nün batısında Orhangazi-Pazarköy hattına çekildiği ve Kocaeli Grubunun batıda Yunanlar, kuzeyde ise İngilizlerle cephelerinin kesinleştiği dönemdir.


(Kaynak: Büyük Taarruz / Selim Erdoğan / Syf 180)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG