13 Nisan 1921

Refet Paşa, emrindeki kuvvetlere harekata devam etmeleri emrini verdi. Üç gün sürecek olan Dumlupınar Savaşı başladı. Yunanlılar mevzilerini güçlendirdiler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İkinci İnönü Savaşı'nın devamı konusunda Meclis'te bilgi veren Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa "Bu başarının kazanılmasında en büyük sebep, milletin tamamiyle uyanmış olan bağımsızlık azmidir. Bu azim Anadolu'yu baştan başa sarmaktadır. Bundan sonra daha azimli ilerleyeceğiz. Düşmanı tam çökerteceğiz" dedi, sürekli alkışlandı. Saruhan Mebusu Mustafa Necati "Milletimizin geçirdiği şu iki yıllık devrim, dünyanın en büyük devrimidir, yeni hayata doğru devrimler yapan milletimiz, ölüm halinde bulunan milletin ölmeyen azmini, imanını dünyaya göstermiştir. Doğu diriliyor" dedi. Lazistan Mebusu Osman Bey de "Tarihimizde bu kadar yüce bir savaşa atılmamıştık. İnönü'nde parlayan zafer silahı, Bulgaristan'da, Trakya'da, Arnavutluk'ta, Mısır'da, lrak'ta, her yerde eserini gösterecektir. Bu zafer bütün İslam aleminin uyanmasıyla sonuçlanacaktır" diye konuştu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Londra Konferansı'ndan dönen Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, İstanbul'a geldi. Bekir Sami Bey, 24'te Ankara'da olacak, İtilaf Devletleri ile yaptığı anlaşmalar TBMM tarafından reddedilince görevinden ayrılacaktır. İstanbul'da Sevr Anlaşması'nın kabulünden yana çevreler Ankara'nın ikna edilmesi konusunda Bekir Sami Bey'e güveniyorlar. Bugünkü Alemdar'da Mahir Sait'in yazısı: Bekir Sami Bey, siz ılımlı ve tedbirli bir zatsınız. Sizi bu dili kullanmaya sevk eden sebep beni çok korkutuyor. Rica ediyorum, Ankara'da arkadaşlarınızı sakinleştirmeye çalışınız. Ankara'da gördüklerinizi korkmadan anlatınız. Millet artık barış istiyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Halide Edip'in başkanlığında bir toplantı yapan Ankaralı kadınlar, savaşta ölenlerin çocukları için illerden ve bütün dünya Müslüman kadınlarından yardım istemeye karar verdiler. İllere yayımlanan bildiride, her ilin kadınlarının o ildeki çocuklara bakmaları istendi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Savaş aleyhtarı General Meteksas'ın bu görevi iki kez reddetmesi üzerine Kral'ın Genel Yaveri Victor Dusmanis, Yunan Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. Başkanlık yeniden örgütlendi. Ksenefon yaverliğe getirildi. Dusmanis'in verdiği bilgiye göre, Yunanistan'ın Batı Anadolu'da 4.364 subayı, 122.164 eri var. Ayrıca, Trakya-Makedonya'da 55.000, Epir'de 15.000 kişilik Yunan kuvveti bulunuyor. 233.000 kişilik Yunan ordu mevcudunun yaklaşık 50.000 kadarı ise Yunanistan'da. Yunan Parlamentosu'nda milletvekilleri Kemalistlerle ilişki kurmakla suçladıkları Fransa ve İtalya aleyhinde konuştular. Bir milletvekili: "Yunanistan, Büyük İskender ve Bizans imparatorlarının üzerine bastığı ülkelere yeniden Yunan medeniyetini götürüyor" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İsmet Paşa, Fevzi Paşa'ya gönderdiği telgrafta, Mustafa Kemal'e gazi unvanının verilmesini önerdi. Fevzi Paşa, ı 6'da verdiği cevapta, bunun Güney Cephesi'nin durumu belli oluncaya kadar ertelenmesini uygun bulduğunu bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Vakit: Amerika'da Türklerin ilk savunucusu: Hahambaşı Hayim Nahum Efendi.


İleri: Anadolu'da herkes, vatan savunmasına davet edildi. Silah tutmayanlar da cephe gerisinde çalışacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Fransız basınında bu savaşla ilgili kamuoyunu geniş ölçüde aydınlatan çok sayıda yazı ve haber çıkmıştır. Birkaçını daha görelim.


L’Intransigeant, “ Konstantin barıştır!” başlığı altında, Londra’da Fransız diplomatlarının, Yunanlılara karşı yumuşaklık, “ her zaman Fransa’nın dostu olan” Türkiye’ye karşı da düşmanlık politikasından vazgeçtiklerini yazarak, “ şu halde Yunan yenilgisi bizim yenilgimiz değildir ve Türk zaferi bizi bir dostun başarısı sevindirmektedir” diyordu.


La Croix da savaşla ilgili bir görgü tanığının mektubunu okuyucularının “ okumaktan mutluluk duyacakları” düşüncesiyle yayınlamıştı.


Taşra gazetelerinden La Depeche (De Toulouse) “ ders ağır oldu, ama Yunanlılar hak etti” derken Lyon Republicain de “ oyun kaybedildi, Venizelos’un dehasının güçlükle kurduğu büyük Yunanistan fiilen öldü” diye yazıyordu.


Zaferden sonra Mustafa Kemal’in savaşı kazanan Türk ordusunun komutanı İsmet Paşa’ya gönderdiği ve meşhur “ siz orada yalnız düşmanı değil milletin makus talihini de yendiniz” cümlesini ihtiva eden telgrafı hiç umulmadık bir gazetede Journal des Debats’da görüyoruz. Bu gazete, İstanbul’dan aldığı G.G. imzalı uzun bir mektup yayınlamıştı. Mektupta telgrafın tam metni yanında bazı iddialar da vardı: “ Milliyetçiler Anadolu’da kayıtsız ve pasif halk içinde faal ve azınlık teşkil ediyor; vatan kavramından yoksun olan Türk köylüsüne bu duyguyu Yunan saldırısı aşılamıştır; İngiliz politikasına karşı koyduğu için karlı bir yatırım sayılan Türk milliyetçiliğine Bolşeviklerden altın akmaktadır; Kilikya’da savaş devam ediyor, Mustafa Kemal’in imzalamadığı ıı Mart Londra anlaşmasını yeni ve başarılı bir Yunan saldırısı karşısında imzalarsa şaşmamalıdır….” Ancak yazar, “ Mustafa Kemal’in ordusunun ateşle imtihanından başarı ile ve daha güçlü çıktığını” da ekliyordu.


Le Temps, bir başmakalesinde Yunanistan’a çatmaktaydı.


“ Küçük-Asya’daki Yunan ordusunun Mudanya kanalıyla yardım ve malzeme aldığı bildirildi. Oysa bu liman Marmara denizindedir, yani Sevres antlaşmasına göre ancak, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın “ birlikte askeri amaçla kullanabilecekleri” bir bölgedir. Nasıl oluyor da kral Konstantin’in hükümeti Türklerle savaşmak için Sevres antlaşmasını ileri sürüyor, fakat öte yandan kral Konstantin’in genelkurmayı, ordusunun sol kanadını rahatça desteklemek ve Ankara’ya yürüyüşü çabuklaştırmak amacıyla Sevres antlaşmasını çiğneyebiliyor? Ya Yunanistan bu antlaşmanın kendine haklar tanıdığını düşünüyordur öyle ise Boğazlar bölgesini askeri amaçlarla kullanmama görevini de antlaşma ona yüklemektedir. Ya da Yunanistan Sevres antlaşmasını geçersiz görüyor, bu taktirde bizzat kendisi, hiç bir temele dayanmadığından, Küçük-Asya seferinin başkasının malını ele geçirmek için silahlı bir tecavüzden başka bir şey olmadığını kabul ediyor demektir.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / Prof. Dr. Yahya AKYÜZ / 260-261


15 Mayıs 1921 tarihli bir raporda anlatıldığına göre, Aşağı ve Yukarı Karadere’de 70 yaşındaki bir kadının doğranmış parçaları bir küçük yığın haline getirilmiş be kesik baş bu yığın üzerine konulmuştur. Çocuklar, hiçbiri bırakılmaksızın sıra ile süngülenmiştir. Araştırma kurulu tarafından yakalanan bir Yunanlının çantasında bir avuç kınalı kadın parmağı, bilezikler ve altınlar çıkmıştır. Bu köylerde öldürülenlerin da adları sayılmaktadır.


Bunlardan Göçmen Abdullah’ın genç kızı Hasibe, memeleri kesildikten sonra başı koparılarak, Abdullah’ın sekiz yaşındaki diğer kızı Nermin, tecavüze uğradıktan sonra süngülenerek öldürülmüşlerdir. Buradan iki büyük grup halinde İstanbul’a kaçmak isteyen 230 kişi, denizde yakalanarak sahile bırakılıp camiye doldurulmuş, daha sonra dışarı çıkarılarak genç kızlar, kadınlar yaşlılar ayrı ayrı gruplar halinde toplanmış, kadınlar ve erkeklerin gözü önünde kirletildikten sonra öldürülmüştür. Çocuklar, kucaklarında bulundukları annelerinin karınları yarılarak içine gömülmüş veya süngülenmiştir.


13 Nisan 1921’de Yunanlıların yerli Rumlardan kurduğu çeteler, çevre köylerden bütün genç kızları, Çalcı Köy’e toplamışlardır, erkekler de toplu olarak oraya getirilerek ağaçların altına serilmiş yataklarda kurşun tehdidi altında yapılan “alemleri” seyre mecbur tutulmuşlardır.


İzmir’in işgalinden sonraki altı ay içinde 140 bin kişinin iç bölgelere göç etme nedeni bu vahşetlerdir.


KUTULUŞ SAVAŞI KADINLARI / ZEKİ SARIHAN / 49-50

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG