14 Şubat 1920 Cumartesi

Önceki gece Maraş’tan ayrılan Fransız birlikleri eksi 20 derece soğuk altında 35 km’lik yolu 13 saatte alarak İslahiye’ye ulaşabildiler. Askerlerle birlikte şehri terk eden Ermeniler içinde bazı çocuk ve yetişkinler yolda dondu ve terk edildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


Hükumet, Temsil Kurulu’nu tehdit ediyor. İçişleri Bakanı Hazım Bey’in imza­sıyla bugün yayımlanan bildiride, Meclis’ten başka milli istekler adına söz söyleyenlerin, Hükumet’in işine karışanların cezalandırılacağı belirtildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


Temsil Kurulu üyesi ve Hakkari Mebusu Mazhar Müfit Bey, İstanbul’dan Mustafa Kemal’e gönderdiği cevap mektubunda, Felah-ı Vatan Grubu’nda bir fayda görmediğini, herkesin başka bir fikir ve havada olduğunu bildirdi. İstan­bul’daki durumu “bütün çekinme ve korku” diye tanımlayan Mazhar Müfit Bey, yeni bir Müdafaa-i Hukuk Grubu ya da partisi meydana' getirmeyi öner­di. İstanbul’da bulunmaktan bir yarar ummadığını, Ankara’ya gideceğini yaz­dı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


Karabekir, Temsil Kurulu’nun 6 tarihli yazısına verdiği cevapta, Kafkaslarda Bolşeviklerle birleşmek için yapılacak bir askeri hareketin zamansız olduğunu, Türkiye’yi İtilafa ezdirme sonucunu doğuracağını anlattı. Hükümet’in, taraf­sızlığına kefil olacak bir barış istemesi gerektiğini yazdı. Mustafa Kemal, Karabekir’den, görünürde Bolşeviklere karşı kullanmak, gerçekte onları karşılamak için kolordunun şimdiden seferber hale konulması konusunda görüşünü sordu. Karabekir yarın vereceği cevapta, Bolşeviklerle birleşme konusunda bir seferberliğin erken ve zararlı olduğunu yeniden bildirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


İtilaf Devletleri’nin önceki gün açılan Birinci Londra Konferansı’nda Türki­ye’ye verilecek biçim tartışılıyor. Fransız Cambon, Padişah Millî Parti’nin baş­kanı olursa, Anadolu’da karışıklar çıkacağını ileri sürdü. Lloyd George, İz­mir’in Yunanistan’a verilmesini savundu. Venizelos’un ömrü boyunca İtilaf - Devletleri’nin sadık bir dostu olduğunu belirtti. Konferans, İstanbul’un Türklerde bırakılmasını kararlaştırdı. Bu haber İstanbul basınında büyük bir sevinçle karşılanacak, bazı gazeteler o günkü başlığı ve haberi kırmızı mürek­keple basacaklardır. Rum Kilisesi Lideri Patrik Doretheus, İstanbul’un Yu­nanlılara verilmesini istiyor. Doretheus, Lloyd George’a yazdığı mektupta Türklerin İstanbul’dan zorla atılmasını da istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


İngiliz Yüksek Komiseri Robeck’ten Dışişleri Bakanı Curzon’a: Ankara’da mil­liyetçi karargâhı ziyaret eden bir ajanın verdiği bilgiye göre, milliyetçiler bol miktarda silah depo etmişler. Anadolu köylülerine 25.000 silah dağıtmışlar. Afganistan ve Hindistan’a kurullar göndermişler. Suriyeli Yasin Paşa İle Mustafa Kemal temasta imişler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 375)


İfham: Kabinede değişiklik: Gitti Dursun, geldi Dursun, mebuslar ettiğini bulsun!


Tasviri Efkâr: Vaziyet müşkül fakat şerefli. Fransa Başvekili Mösyö Miliran diyor ki: Türklerin sıkı bir kontrol al­tında İstanbul’da kalmalarını tercih ederiz. İngiltere kamuoyu bile Türklerin Anadolu’ya nakledilmelerinden doğan tehlikeleri görmüştür.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 376)


Efendiler, Meclis-i Mebusanca kabul edilen bu programı tahlil ve yorumdan geçirerek burada vakit kaybetmeyi gereksiz sayarım.


Yalnız Efendiler, Sadrazam Ali Rıza Paşa’nın ve kabinesinin içyüzünü ve utanmazlığını gösteren bir belgeyi aynen bilginize sunmama müsaadenizi rica edeceğim:


Çok ivedi İstanbul, 14.2.1920

Valiliklere ve Müstakil Sancaklara


Son olarak Meclis-i Meb’usan’da okunan ve büyük bir çoklukla kabul edilerek hükûmete güvenoyu verilmesini sağlayan programın önemli noktalarından birinde belirtildiği üzere, her türlü milli dâvâların tek tecellî yeri olan Meclis Genel Kurulu, Allah’a şükür artık toplanıp çalışmaya başladığına göre, meşrutiyet ilkelerinin her türlü engel ve etkilerden uzak olarak yürürlük kazanması gereken memleketimizde, bu Meclis’ten başka yerde, millî irade adına konuşmaya ve istekler ileri sürmeye artık sebep ve imkân kalmadığından, hükûmet işlerine müdahale şeklindeki her türlü faaliyet ve hareketlerin cezalandırılacağı duyurulur.


Sadrazam

Ali Rıza


Efendiler, böyle bir genelgeye ne gerek vardı? Hey’et-i Temsiliye’yi millet gözünde küçük düşürmekte, onun cezalandırılabileceğinden bahsetmekte ne yarar vardı? Eğer Hey’et-i Temsiliye zaman zaman hükûmetin dikkatini çekmeyi gerekli görüyor idiyse, bu hareketinin ne kadar temiz ve yüksek düşüncelere dayandığından ve ne derece vatanla ilgili zaruretler yüzünden yapıldığından hâlâ şüphe edilebilir miydi? Hey’et-i Temsiliye’yi, dolayısıyla milletin birlik ve dayanışmasını yok etmeyi asıl hedef olarak kabul eden hükumet, Aydın, Adana, Maraş, Urfa Antep cephelerinde sürüp gitmekte olan çarpışmalardan ise, asla duygulanmış görünmüyordu. Yabancı devletlerin, doğrudan doğruya kendi kabinelerine yapmış olduğu baskıdan üzüntü duymuyordu. Şunu da açık olarak belirtmeliyim ki, her türlü millî davanın belirdiği tek yer olmak gereken Millî Meclis’in, Sadrazam Paşa’nın Tanrı’ya şükrederek söylediği gibi, çalışmalara başladığı da ne yazık ki daha görülmüyordu.


Efendiler, Sadrazam’ın bu genelgesi üzerine biz de şu genelge ile milletin dikkatini çekmeyi gerekli bulduk.


Tel 17.2.1920

Genelge


Milli iradenin kanuni olarak varlığını gösterdiği yer olan Meclis-i Mebusan’ı açarak milli hakimiyeti ispatlayabilen Cemiyetimizin, en önemli ve başlıca görevlerinden biri de, milli dâvâya uygun ilkeler çerçevesinde bir barış yapılıncaya kadar, milli birliği korumaktır.


Cemiyetimizin, her güçlüğe göğüs gererek, vatanı ve millî varlığı koruma yolundaki kurtarıcı çalışmalarına, millî gaye gerçekleştirilinceye kadar, daha büyük bir azim ve iman ile devamı şarttır.


Bu bakımdan, milletin yaşama ve varlığını devam ettirme temeline dayanan millî teşkilâtın, vatanın her köşesinde, geniş çapta ve yaygın bir biçimde kökleşmesine, eskisi gibi devam edilmesini bütün merkez ve idare hey’etlerinden bir kere daha önemle rica ederiz.


Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk

Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal


Bu sıralarda Mustafa Kemal Paşa, kendisinden aldığım bir mektupta, Heyeti Temsiliye hakkında Felahı Vatan Grubunun kararı kat'isinin biran evvel bildirilmesini ve kararın tesrii istihsalinde Rauf Bey'e yardım edilmesini istiyor ve Meclisin emniyet ve tam serbesti ile iş görebilip bilemeyeceğini ve bunu nasıl gördüğümü soruyordu. Kendisine 1 4.2. 1336 tarihli uzun bir mektupla cevap verdim. Bu mektubumu Paşa Nutuk'ta "icap ederse kendileri neşreder" diyerek tekrar etmiyor, yalnız verdiği cevabı yazıyor. Benim yazdığım ve neşrini bana bıraktığı mektup şu idi : MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİNE Muhterem efendim ; "Mektubunuzu hürmetle aldım. Mecliste gördüklerim ve anlattıklarımı mufassalan arz ediyorum: Evvela Heyeti Temsiliye'nin faaliyetten çekilmesi ve Kuvayı Milliye'nin dağıltılması ve işi meclis ve hükümete bırakmak gibi bir karar istihsaline ben vasıta olup da memleketime hıyanet edemem. Hangi meclis, hangi hükümet ve hangi kuvvet, Kuvayı Milliye yerine kaim olacak da memleketi kurtaracak? Hala Padişah'ın ve Düveli İtilafiyenin elinde, baskısı altında oyuncak gibi olan bu hükümet mi? Felahı Vatan dediğimiz Grubun ahvali hakikiyesini biliyor musunuz ? Bunu mütecanis ve birlik bir grup mu tasavvur ediyorsunuz ? Herkes bir fikir, bir havada ; Grupta sağlam bir baş ve Gruba yakışacak bir intizam yok. Vükela Grupta, tabiri amiyanesince, kafa tutarak adeta tehditkar bir vaziyet alıyor; gerçi bunlara haddini bildirecek bazı zevat mukabeleden kaçınmıyorsa da kısmı azamı, emri hükümet, emri padişahi taraftarı gibi görünüyor. Bütün çekinme ve korku, aman bizi dağıtmasınlar, maazallahü taala ya fesholursa... Hulasa, ben gruptan bir fayda görmüyorum. Rauf Bey ne kadar uğraşıyor, ne kadar çalışıyor bilseniz. Bu günlerde hastadır, yatıyor. Meydanda bir Rauf Bey'i görüyorum. Doğrusu, diğer bizim arkadaşlar, ben de dahil olduğum halde birer köşeye çekilmiş, seyirci vaziyetindeyiz. Niçin ? Çünkü, ümidimiz yok. Bendeniz Felahı Vatan Grubunun Meclisi idare edeceğinden ve memlekete nafi hizmetler ibraz edeceğinden pek de ümitli değilim. İnşallah muvaffak olurlar. .. Gelelim mebusanı kirama; aramızda garip ve çocukça fikirler, ayrılıklar var. Eskiden mebus olup da bu defa da mebus olanlar kendilerine hoca sıfatını vermişler, biz biliriz diye tahakküm fikrinde ; yeniler buna karşı tavır almışlar ve sonra biz de bazılarına şüpheli nazarla bakıyoruz. Diğer bazıları da buna tutuluyor. Hulasa, bir keşmekeş ... Ben bir çare düşünüyorum, acaba kendilerine tam itimat ettiğimiz zevattan, Rauf Bey başta olmak üzere yeni bir Müdafaai Hukuk grubu veya partisi teşkili muvafık olmaz mı ? Mebusanın, Heyeti Temsiliye'nin mevkii faaliyetten çekilmesine, tarihe karışmasına, Kuvayı Milliye'nin dağılmasına karar vereceklerini zannetmiyorum. Çünkü bir takım zevat Kuvayı Milliye'nin, Heyeti Temsiliye'nin devam ve faaliyetine şiddetle taraftar, bir kısım da ileriyi vahim ve korkulu görerek devam taraftarı. Şu cihetle Heyeti Temsiliye'nin fesih ve dağıtılması gibi bir karar almak mümkün olamayacak gibi görünüyor. Buna taraftar olanlar, yani koyu Padişah ve hükumet taraftarı olanlar belki böyle bir karara kalkışırlarsa da bunlar da ekalli kalildir. Bu fikirde olanların, menfaat ve ihtirasata esir oldukları aşikardır. Bereket versin, bu kabilden olan mebuslar pek azdır. Hepsi de devri sabık bekayasından olan eskilerdir. Ben burada bulunmaktan bir fayda görmüyorum. Ankara'ya gitmek fikrindeyim. Hürmet ve selamlar." MAZHAR MÜFİT Bu mektubuma Mustafa Kemal Paşa derhal cevap verdi. Bu cevap aynen aşağıya yazılıyor : MEKTUBUN AYNEN SURETİ HAKKARİ MEBUSU MAZHAR MÜFİT BEYEFENDİYE "Efendim hazretleri; 14. 2. 1 336 tarihli mufassal mektubunuzu ancak dün aldım ve yarınki postaya yetiştirmek üzere cevabını şimdi yazıyorum. Meclisi Ali Millinin ve Felahı Vatan nam grubun, ahvali hakikiyesini tasvir eden beyanatı aliyeleri mucibi teessürum oldu. İzahat ve tavsifatınız ile nazarımda tecelli eden manzara elemal Ciddur. Zavallı millet; hayatını, mevcudiyetini, mukadderatını müdafaa, muhafaza ve temin etmekle mükellef bildiği muhterem mebuslarını, vazifei hakikiyei milliye ve vataniyelerini ilk anda ve ilk hatvede feramuş etmiş görüyor. Garp ve bütün düşman dediğimiz milletler, Türkiye'de, Türklerde kabiliyet olmadığından, her şeyi, bizim için menfi her şeyi tatbike cevaz verdikleri malum iken ve her birimiz ayrı ayrı bu zannın butlanını isbata azmetmiş olduğumuzu iddia ederken, hissiyatı menfaatcuya nemiz, ihtirasatı hasisemiz, bize her şeyi unutturabilir. Evvel gelen mebuslar, şöyle yapacakmış, sonra gelen mebuslar böyle tavır almış, Heyeti Temsiliye şuna mahrem nazariyle bakmış, bunu bayağı görmüş. Bunları söyleyenler, koca Türk milletinin muhterem mebusları öyle mi ? Bu haleti ruhiye, bu mahiyeti ahlakiye karşısında mebhut, mütehayyir ve samit kalırım. Yeni grup veya parti teşkilatından bahsolunuyor... Azizim Mazhar Müfit Bey, izah ettiğiniz mantalite ve karakterlerin teşkil edecekleri gruptan da, partiden de, ben, memleketi kurtarıcı bir vaz'ı metinin alınabileceğine hükmedemiyorum. Ben ve 1 le yeti Temsiliye namı altında ifayı vazifei fedakari eden arkadaşlar ve bu vatanın halası, milletin felahı için ölünceye kadar çalışmak isterken mebusanı kiram, vaz'ü tavırlariyle ve amakı gaflete sukutlariyle, anlıyorum ki, buna dahi müsaade etmiyeceklerdir. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin teşkilatına ve bu teşkilatın vücuda getirdiği Kuvayı Milliye'ye istinada ihtiyaç kalmadığını, tıflane ve gafilane muamelat ve harekatiyle ima eden Meclisi Mebusanın ve Felahı Vatan Grubu'nun bu baptaki kararı kat isinin tarafımıza iş'arını Rauf Bey'e yazdık. Bu kararın istihsalini tesri için sizin de yardımınızı rica ederiz. Bu kararı verirken mebusanı kiramın mahalli inikadı olan Darülhitafe'de, kırk bin Fransız ve otuz beş bin İngiliz, iki bin Yunan ve dört bin İtalyan kuvve-i berriyesinin tahaşşüt ettiğini ve İngiliz Bahrısefit donanmasının Fındıklı sarayına karşı lengerendaz bulunmuş olduğunu göz önünde bulundurmak lüzumunu hatırlatırım."


(Kaynak: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber Cilt 2 / Mazhar Müfit Kansu / Syf 542)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG