14 Ağustos 1920 Cumartesi

Moskova'daki Türk kurulu üyeleri Lenin'le görüştü. Dışişleri Bakanı ve delegasyon başkanı Bekir Sami Bey, Lenin'e Anadolu halkının ve TBMM'nin selamlarını bildirerek yardım istedi. Lenin, Anadolu'ya yardım edeceklerini ve Batı'nın saldırısına karşı Türkiye'yi koruyacaklarını söyledi. Aynı kurulda bulunan İktisat Bakanı Yusuf Kemal Bey'in izlenimleri: Lenin sarayda oturmuyor. Kapısında kapıcı ve nöbetçi görünmüyor. İlmi ile Kari Marks'ı geçen, başka milletleri Rus yapmak siyasetinin iki büyük yapıcısı Çarlık'la Ortodoks Kilisesi'ni yıkan Lenin. Pantolonu ütüsüz. Bize iltifatlarda bulundu. Dünyanın en tatlı ve sevimli adamlarından biri...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


Mustafa Kemal, Doğu'da saldırılara niçin karşılık verilmediğini soran bir önerge üzerine TBMM'nde yaptığı konuşmada, Bolşevik ordularının Polonya'da kazandığı başarılan övdü. İslamiyet'in en yüksek kanun ve kurallarını kapsadığını ileri sürdüğü Bolşevikliğin ortak düşmana karşı kazandığı başarıların teşekküre değer olduğunu, Türkiye'ye yardım için Bolşeviklerin iki ordularını Kafkasya'ya ayırdığını söyledi. Mustafa Kemal, hükümetten habersiz olarak Baku Doğu Milletleri Kurultayı'na gidenleri kınadı. "Biz her yere gideriz, yalnız biz gideriz." dedi. "Biz Bolşevik değiliz, halkçıyız. Halkçılık Bolşevizme ters düşmez" diyen Mustafa Kemal, İngilizler hesabına Karabağ'da Bolşevikler aleyhine harekete geçen Nuri Paşa'yı da kınadı. Sorunların görüşmeler yoluyla çözümlenmesi için Ermeniler üzerine düzenlenen hareketi durdurduklarını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


TBMM'nde Trakya ve Düzce olaylan görüşüldü. Mustafa Kemal, "Bu Meclis, koca Anadolu'ya, millete dayanıyor. İstanbul'u olduğu gibi, Trakya'yı da burası kurtaracaktır" dedi. Mebuslar, Bursa ve Alaşehir yenilgisine sebep gösterdikleri kumandanların cezalandırılmasını istediler. Mustafa Kemal ve Genelkurmay Başkanı İsmet Bey, kumandanları savundular. Mustafa Kemal, Bursa'nın boşaltılması için emri kendisinin verdiğini, kumandanlara işten el çektirdiklerini, onları divanıharbe vermek için elde belge olmadığını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


İleri: Matem gecelerini çok kereler, bir kurtuluş sabahı aydınlatmıştır.


Karagöz: Hacivat: Biz bu viran evde oturamayacağız galiba Karagöz, bir gün başımıza çökecek, aklımız başımızdan gidecek. Karagöz: Hele biraz daha dişimizi sıkalım Hacivat, ne olur olmaz, belki bir biçimine getirir de şu babadan kalma harap evi adamakıllı tamir ederiz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 171)


14 Ağustos 1920 günü Genelkurmay Başkanı İsmet Bey tarafından Meclis’te yapılan açıklamalar yeterli bulunmadığından sert eleştiriler, ileri geri konuşmalar, sataşmalar oldu. Bu durum karşısında meclis başkanı Mustafa Kemal Paşa, kesin bir tavır almak zorunda kaldı. Şöyle konuştu:


Mustafa Kemal Paşa: Efendiler Bekir Sami Bey Bursa’yı terk etmemiştir ve ben kendi imzam altında, Bursa işgal edilmeden önce emir verdim. Askeri harekatın gerektirdiği işlemin doğrusu Bursa’yı terk etmek idi.


Nafiz Bey: Şu halde siz de sorumlusunuz!


Mustafa Kemal Paşa: Kumandanlara ‘Bursa’yı terk ediniz’ dedim. Ve ben bu emri verdiğim zaman, yüksek heyetinize sırası geldiği zaman açıklamada bulunmuştum. Askeri harekatta söz konusu olması gereken şey, eldeki güçlerin sonuna kadar bulundukları yeri koruması değildir. Harp harekatında bu esas değildir. Bekir Sami Bey’i, Bursa’yı ne için daha önce terk etmedi diye kınamak gerekir.


Haşim Bey: Şu halde yine yüksek buyruğunuzu tutmamıştır.


MK: Gerçekten benim emrettiğim zaman boşaltılmış olsaydı, bugün ordumuza bir tümen daha eklenmiş olacaktı. Benim anlayışıma göre Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey bu meselede iki noktaya değiniyor. Birisi, şimdiye kadar halk harekatı, gereği gibi yönetilmemiş. Rica ederim, hangi günden söz ediyoruz? Efendiler, Hamdullah Suphi Bey’e sormak istiyorum, hangi geçmişten ve hangi günden söz ediyorlar? Biz bu harekat ile uğraşırken Hamdullah Suphi Bey İstanbul’da oturuyordu. Niçin buraya gelipte bugünkü gibi davranmak istemiyordu?


Hamdullah Suphi Bey: İstanbul’da vazifem vardı.


Mustafa Kemal Paşa: İstanbul’da vazifesi var, filan yerde vazifesi vardı. Bütün vazifelerin üstünde bizim de, vicdani bir vazifemiz vardır. O da herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin sinesine sokarak, onlarla birlikte düşman karşısında uğraşmak olmuştur. Bundan dolayı iki buçuk aydan beri bu milletin içine gelmiş olanlar, gerçeğin derinliğine henüz nüfuz için zaman dahi kazanmamış olan insanlar, geçmişin ve halin harekat ve namus ve vicdanına malik olamazlar. Kolaylıkla eleştirme yetkisine malik olamazlar.’


Mustafa Kemal Paşa’nın bu kararlı ve sert tutumu karşısında Meclis, açıklamaları yeterli bularak bu konudaki müzakerelere son verdi. Fakat Albay Bekir Sami Bey’’e bundan sonra komutanlık görevi verilmedi.


(Kaynak: Ulusal Kurtuluşumuzda Atatürk Yolunda Yöneticiler / Mehmet Aldan / Syf 292)


Çocuk Davamız kitabında Kazım Karabekir anlatıyor:


Erzurum’da sanayi gürbüzleri binasının (Eruzurum Kongresi’nin toplandığı tarihi bina) geniş bahçesinde parlak bir sünnet düğünü yaptırdım. Büyük çadırlardan gölgelikler altında yüzlerce karyola hazırlandı. Bütün sivil ve askeri memurlar ve halk davetli idi. Bugünün dimağlarımızda hakkettiği hatıra da pek canlı ve pek tatlı idi.


Vakit ve hali yerinde olan ailelerin adetleri gibi çocuklara beyaz gömlek ve başlıklar giydirildi ve göğüslerine güller takıldı ve arabalarla, çalgı ile şehir dolaştırıldı. Dönüşte istirahattan sonra çadırlara yakın sünnet yeri binasında doktorlarımız sünnete başladı. Beyaz patiska entarili sünnet çocukları sünnetten sonra kucakta veya sedyelerle yaraklarına getiriliyordu. Sünnet yeri binasından bir düziye işitilen çocuk sesleri:


‘Yaşa Paşa baba! idi fakat bu ilk normal bir tondu. Sünnet olurken canının yanmasına ve maneviyatının derecesine göre bu cümlenin zamanı uzuyor ve tonu değişiyordu:


-Yaşaaaa… Paşa Baba…


Birçok hediye oyuncak, saat ve saire gelmiş ve biz de hazırlatmıştık. Çocuklara lazımı kadar bakıcı kadın şefkatle hizmet ediyordu. Yataklarına yatırılanlara derhal birer hediye veriliyordu. İltifatlar, ikramlar bu yetimlere tatlı bir alem yaşatıyordu. Her iş bittikten sonra ben de ayrı ayrı hatırlarını sordum. Ağızlarına elimle birer lokum verdim ve çil gümüş bir mecidiye dağıttım. Hepsi babasız olan bu yavrular kendi hakiki babalarını bulmuş gibi ellerime, boynuma sarılıyorlar, bana da hakiki evlat sevgisi tattırıyorlardı.


(Kaynak: Çocuk Davamız / Kazım Karabekir / Syf 43)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG