14 Ağustos 1921

Yunanistan'ın Anadolu işgal ordusu, Türk ordusunu yok etmek ve Ankara'yı ele geçirmek için 3 koldan harekete geçti. 3. Kolordu, Porsuk'un kuzey ve güneyinden, ı. Kolordusu Sivrihisar Yaylası ile Sakarya güney kolu arkasından, 2. Kolordusu ile de Sakarya güney kolunun güneyinden saldırıya geçen Yunanlılar, alışık olmadıkları bir arazide, çok sıcak bir havada zorlukla ilerliyorlar. Türk ordusu, 25 Temmuz'da yerleştiği Sakarya'nın doğusundaki sarp mevzilerde savunma için bekliyor. Yunan birlikleri Egret (İhsaniye) ve Altıntaş'ı işgal ettiler. Türk örtme birlikleri çekiliyor. Yunan komutanları, Ankara'yı bir an önce ele geçirmek için yarışıyor. Yunan resmi bildirisinde "Ordularımız pek hafif bir direnişle karşılaşarak Ankara'ya yıldırım hızıyla ilerliyor" denildi. Sakarya Savaşı, iki ordunun 23 Ağustos'ta temasa gelmesi ile başlayacak...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Anadolu Ajansı: Üç günden beri Ankara vatanseverce gösterilere sahne oluyor. Özlediğimiz mutlu geleceği elde etmek için milli istiklal savaşında göreve çağrılanlar, davul zurnayla göreve koşan kahramanlarımız, sokakları dolaşmışlar, her şeylerini fedaya hazır olduklarını göstermişlerdir. Anadolu'nun her yanı böyledir


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Başkomutan Mustafa Kemal, Milli Savunma Bakanı Refet Paşa'ya, düşmanın ileri harekete geçtiğini, üç-dört gün içinde meydan savaşının başlayabileceğini bildirerek ordunun yararına verilebilecek ne varsa hemen verilmesini rica etti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Kral Konstantin'e eşlik eden Yunan Genelkurmay Başkanı Dusmanis, Eskişehir'den Atina'ya Başbakan Gunaris ve Savaş Bakanı Theodokis'e gönderdiği yazıda, Küçük Asya Ordusu kumandanlarının kendisini bir şeye karıştırmadıklarından, tavsiyelerini dikkate almadıklarından şikayet etti. "Düşman yine kaçtı. Küçük Asya Ordusu, kendisinden isteneni verememiştir, ilerde de başarılı olmama tehlikesi vardır" dedi.


Ankara Hükümeti Sovyetler'e verdiği notada, Batı ile uzlaşmanın mümkün olmadığının anlaşıldığı, Doğu milletleriyle gerçek bir işbirliği yapılarak ilkeleri batıya gereğinde zorla kabul ettirmek gerektiği üzerinde durdu. Türkiye'nin Batı'da bir konferansa gitmeden önce Sovyet Cumhuriyetleriyle sıkı bir işbirliği yapmak istediğinin belirtildiği notada, Sovyetler'in evvelce söz verdiği 50 milyon altın rublenin 20 milyonundan nakit, kalanın da istikrazyoluyla ve askeri araç olarak verilmesi istendi, kesin cevap beklendiği bildirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Öğüt: Kara bayram (Kurban Bayramı)! -Anadolu'nun zafere itimadı kuvvetlidir.


Hakimiyeti Milliye: Halkımızın gayret ve hamiyeti. Vali İhsan Beyefendi milli yükümlülük işlerinin pek mükemmel bir surette ilerlediğini beyan ediyor. -Orduya hitabe. -Ruşen Eşref: Birkaç yıl içinde bu mülkün yansı, öbür yansının bağrına muhacir diye çöktü. Çektiğimiz acılan unutmayacağız. Öcümüzü mutlaka alacağız. Bizi coşturan sonsuz kudret, hayat ve istikbaldir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bugün Kurban Bayramının birinci günü

Yunan ileri yürüyüşünü tüm cephe boyunca karşılayan önce birlikler, oyalama çatışmaları sürdürerek, yavaş yavaş ana mevzilere çekiliyorlar. Öncü birliklerde geleneksel bayramlaşma yapılamıyor. Ana mevzilerdeki birlikler, gün ışıdıktan sonra, kırda bir düzlükte toplanıyorlar. Tabur imamlara top arabalarının üstüne çıkarak uzun hutbeler okuyorlar. Hutbelerin konusunu bayramdan daha çok yakında başlayarak çarpışmalar oluşturuyor. Tabur imamlarının sözleri derin bir sessizlik içinde dinleniyor. Çoluk çocuktan ana baba eş dosttan uzak bir bayramın ezikliği açıkça seziliyor. İmam hutbelerini bitirdikten sonra topluca namaza duruluyor. Namazın ardından duaya geçiliyor. Her duadan sonra hep birlikte ‘Amin’ diye bağırıyorlar. Şehit düşenlerin ruhları için dualar ediliyor. Sıra son şehitlere, İnönü, Kütahya ve Eskişehir savaşmalarında yitirilen arkadaşlara geliyor. Artık dualara hıçkırıklar ağlamalı sesler karışıyor, sessiz ağlayanların omuzları aralıksız sarsılıyor. ‘Ruhları şad olsun’, ‘Yerleri cennet olsun’, ‘Nur içinde yatsınlar’ sesleri ortalığı kaplıyor.


Sonra helalleşme başlıyor. Erler birbirleriyle kucaklaşıyor, helalleşiyorlar. Kendi aralarında kucaklaşmayı bitiren erler subaylarının önünde sıralanıyorlar. Subaylarda erlerinin, birkaç gün sonra ölüme koşturacağı yiğitlerinin yanaklarından öpüyorlar.

Bayram sabahı tüm Anadolu’da hüzünlü geçiyor. Çileli Anadolu halkı ellerini açarak Sakarya boylarındaki Türk Ordusunun başarısı için Tanrı’ya yalvarıyorlar.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 60)


Yunan ordusu bugün ileri yürüyüşe başladı. Bu genel Yunan saldırısının son aşamasıydı. Bu aşamada, Yunan Ordusu’nun başına Kral Constantine geçmişti. Ankara’yı alma şerefini başkomutan olarak kimsere bırakmak istememişti. Saldırının ilk aşamasında Sakarya önlerine dek ulaşan Yunan Ordusunun Başkomutanı olan Korgeneral Papulas şimdi 3 kolordulu Yunan Küçük Asya Ordusuna komuta ediyor. 2.Kolordu Komutanı ise Prens Andrew’di. Savaş planı gereği Ankara’ya 2.Kolordu girecekti. Böylece Ankara’yı alma şerefi Başkomutan Kral Constantine ile 2.Kolordu Komutanı Prens Andrew yani kral soyuna ait olacaktı.


Bugünkü Yunan bildirisi: ‘Yeniden ilerlemeye başlayan ordumuz pek hafif bir direnişle karşılaştıktan sonra, düşmanın Mandra-Kaymaz-Akköprü ileri çizgisini ele geçirdiler.’ Diyordu. Bu bildiriyi ele alan Yunan gazeteleri, Yunan Ordusunun bir günde 80 km ilerlediğini yazıyorlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 62)


Başkomutan Mustafa Kemal Paşa göğsü kalın sargılar içinde divanda oturuyordu. Acısını hafifletmek ve kımıldamasını önlemek için sırtı ve yanları yastıklarla desteklenmişti. Doktorların kesin isteklerine karşı dinlenmeyi düşünmüyordu. Yastıklar arasında çalışmasını sürdürüyordu. Cephedeki son düzenlemelere ilişkin raporları, Ulusal Yükümlülük Emirlerinin uygulama sonuçlarını gösterir listeleri, telgrafları, mektupları okuyordu.

Telgraflardan biri yurt dışı kaynaklıydı. 12 Ağustos 1921 günü şifreli olarak Bekir Sami imzasıyla Avrupa’dan gönderilmişti. Mustafa Kemal Paşa’yı uyarıyordu:

‘Henüz fırsat eldeyken akıllı bir politika izlenmesi, ülkeyi içine düştüğü büyük girdaplardan kurtarabilir. Olanlar tümüyle incelenerek, ülkenin esenliği için bir yol izlenmesi zorunludur. Yoksa tarih ve ulus gözünde sorumluluktan hiçbirimiz kurtulamayız. Ulusun mutluluğu ve İslamiyetin esenliği adına uygun bir yolun seçilmesini ve bir an önce tebliğ buyurulmasını rica ederim.’

Mustafa Kemal Paşa telgrafı acı bir gülümsemeyle bir kıyıya itti. Dönüşü olmayan bir yolda ulusunun yazgısını yüklendiğini çok iyi biliyordu. Üzüldüğü şey, ulusal direnişe başladıkları arkadaşların kimilerinden yollarının ayrılmakta olmasıydı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 63)


Yunanistan’ı mevcut durumuna sürükleyen olayları Selim Erdoğan Sakarya kitabında anlatıyor:


Yunanistan’da yıllarca süren karmaşa ardından ihtilalcilerin göreve getirdiği Başbakan Venizelos ve tahttaki Kral Konstantin’in uyumu mükemmeldir. Ancak 1915 yılı başında İngilizlerin Venizelos’a İtilaf Devletleri safında savaşa girmesi karşılığında İzmir’i vadetmesi herşeyi değiştirir. Savaşa bulaşmak istemeyen Kral Konstantin ile savaşa girmek gerektiğine inanan Venizelos karşı karşıya gelir. Venizelos bu tasarrufunun altını da Büyük Yunansitan hedefiyle, yani ‘megali idea’ ile doldurur ve geniş kitleleri peşinden sürüklemeye başlar. Almancı Konstantin yandaşları ‘Kralcı’, İngilizci Başbakan taraftarları ise ‘Venizelosçu’ saflarda hızla kamplaşır. Venizelos inadından dönmez ancak nihai sözü söyleyecek olan Kral Konstantin kabul etmez ve Venizelos Mart 1915’de istifa eder. Yerine gelen Zaimis de tüm İngiliz tekliflerini reddederek savaşın dışında kalmayı tercih eder.

Venizelos tam bir hırs küpüdür, 1915 yılının ekim ayında ‘Sırplara yardım’ bahanesiyle Selanik yakınlarına asker çıkaran İtilaf Devletleri’nin desteğiyle Eylül 1916’da ihtilal yapar. Söz ve can güvenliği kalmayan Kral Haziran 1917’de ülkeyi terk eder. Venizelos artık mutlak güçtür ve vakit geçirmeden istediği gibi yönlendirebileceği genç Alexandır’ı (Kral Konstantin’in oğlunu) tahta çıkarır.

Bundan sonrası çorap söküğü gibi gelecektir. 30 Haziran 1917’de Yunanistan İttifak Devletleri’ne savaş açar. Ordusu Makedonya’da hatta Ukrayna’da bile savaşır. Sonuçta Venizelos İtilaf Güçleri’ne verdiği tüm sözleri tutmuştur artık geri ödeme zamanıdır.

Ancak Büyük Harp bitince başta Churchill, Sir Wilson, Montagu olmak üzere İtilaf Devletleri’nin önde gelen siyasetçileri Yunanistan’ın Anadolu’da işgalinin vahim sonuçlara yol açacağı, savaşçı Türk milletinin bunu kabul etmeyeceği gibi gerekçelerle Yunanistan’a söz verilmiş olan karşılığın ödenmesine karşı çıkmaya başlarlar. Ancak sonuçta Yunan beklentisi Barış Görüşmeleri’nde Yüksek Konsey tarafından kabul görür. 15 Mayıs 1919’da İtilaf Devletleri’nin koruması altında Yunanlar İzmir’e asker çıkararak resmen işgale başlarlar. İzmir’de olup bitenler hem Anadolu’ya hem Avrupa’ya anbean aktarılmaktadır. Kuvayı Milliye adıyla örgütlenen Türk yurtseverler sayesinde Yunanlar tatlı hayallerle geldikleri topraklarda birkaç ay sonra kabuslarla uyanacaklardır.

23 Nisan 1920’de Ankara’da meclisin açılmasıyla Mustafa Kemal Paşa etrafında birleşen Türkler hızla merkezi bir ordu kurma faaliyetine başlarlar. İtilaf Devletleri ve Yunan ordusu çareyi Kuvayi Milliye’yi ayaklanmalarla meşgul etmekte bulur.

Anadolu’da bunlar olurken Atina’da Kral Alexander tüm idareyi Venizelos’a bırakmış durumdadır. Bu esnada beklenmedik bir olay gerçekleşir ve Genç Kral 30 Eylül 1920’de Tatoi Sarayı’nın bahçesinde beslediği maymunun saldırısına uğrar ve enfeksiyon nedeniyle 25 Ekim 1920’de ölür. Yunanistan siyasi çalkantılarla dolu bir döneme girer. 14 Kasım’da yapılan seçimlerde Venizelos ağır bir yenilgi alır. O sırada Venizelos’a eşdeğer bir lideri olmayan kralcı hareket adına, müttefiklerin de sıcak baktığı Rallis yeni hükümeti kurar. (İlerleyen dönemde kanser hastalığı sebebiyle çekilir) 15 Ocak 1921’de sürgünde eski kral geri dönerek taç takar. Kralın isteğiyle yeni hükümetin ilk icraatlarından biri de 1917 yılında kralcı olması gerekçesiyle ordudan ihraç edilen ve düzmece bir mahkemeyle tutuklanan Korgeneral Anastasios Papoulas’ı görevine iade etmek olur. Daha sonra Papoulas Anadolu’daki işgali yönetmek üzere ‘Küçük Asya Ordusu’ komutanı olarak tayin edilir. Yeni komutan İzmir’e ayak bastığında ‘Kralcılar’ ve ‘Venizelosçular’ olarak ikiye bölünmüş bir ordu bulacaktır. Papulas her ne kadar emrindeki ordu üzerinde otoritesini kurduğunu düşünse de askerin iliklerine kadar işlemiş bu siyasi ayrışma felaketleri olacaktır. Fransa ve İngiltere’de ise kamuoyunun ‘Bu kadar savaş yeter’ baskısı had safhadadır. İngiltere ve Yunanistan arasında cicim aylarının devam ettiğini sanmakta olan yalnızca iki kişi vardır: Yunan muhalefet lideri Venizelos, İngiltere’de ise Başbakan Lloyd George. Anadolu harekatının 2 müsebbibi 1920 sonundaki bu uyarıların ne anlama geldiğini ancak bir sene sonra anlayacaktır.


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 24)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG