14 Eylül 1921


Türk askerleri ve subayları gece (13/14) toprak üzerinde biraz uyuyabildiler. Sakarya'yı geçmek için planlar yapıldı. Ancak, Yunanlılar, Türkleri geçirmemek için direndiler. Yunanlılar gündüz Sakarya'nın batısındaki mevzilerine yerleştiler. Burada 4 gün kalacak olan Yunanlılar, 30 km'lik bir demiryolunu ve köyleri tahrip edeceklerdir. Yunan kolorduları, birbirleriyle bağlantı kurabildiler. Yunan askerlerinin morali düşük. Türk ordusunun bazı birlikleri Sakarya'yı geçmeyi başardı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal, millete yayımladığı bildiride, Sakarya Savaşı'nın ülke topraklarını çiğneyerek Ankara'ya gitmek ve ülke topraklarının fedakar koruyucusu olan orduyu yok etmek isteyen düşmanın yenilgisiyle sonuçlandığını duyurdu. Bildiride şöyle denildi: "Ordumuzun, Avrupa'nın en mükemmel araçlarıyla donatılmış Konstantin ordusundan geri kalmaması gibi inanılmaz bir mucizeyi Anadolu halkının fedakarlığına borçluyuz. Hür yaşamaktan başka bir amacımız yoktur"


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunanlılar, Demirci ve Koçaş köylerinde götürülebilecek ne varsa götürdüler. Götüremediklerini kullanılamaz hale getirdiler. Diğer bir çok köy gibi Hortu köyünü de talan ettiler. Kadınların ırzlarına saldırdılar. Yunanların tahriplerini incelemek üzere gönderilen kurula köylülerin anlattıkları: tık gelişlerinde korkmayın bizden demişlerdi, biz Halife Padişah tarafından sizi Kemal çetelerinden kurtarmağa geliyoruz, demişlerdi. Yirmi gün sonra bambaşka adamlar oldular. Davarımızı alıp kestiler, hayvanlarımızı süngülediler. Tarladaki sararmış ekinden tut da kuyudaki kışlık tohumluklarımıza kadar, bütün ürünlerimizi söktüler, kazıdılar, yükleyip götürdüler. Derken sıra, karıya kızana geldi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sakarya Savaşı'nda iki tarafın kayıpları: Ölü: Türk 3.713, Yunan 3.958, yaralı: Türk 18.480, Yunan 18.955; esir ve kayıp: Türk 805, Yunan 14.450. Toplam: Türk 23.000, Yunan 37.363


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Bursa'da bulunan Yunan Genelkurmay Başkanı Dusmanis ve Savaş Bakanı Teotakis, Başbakan'a çektikleri telgrafta, ordunun Sakarya'nın batısına çekilmesine engel olunmasını isteyerek bu çekilişin felaket olacağını bildirdiler. Bir yüksek rütbeli Yunan generali, İkinci Kolordu Komutanı Prens Andre'ye, başlarına gelen bu felaketin Başkumandan Papulas'ın savaş sanatını bilmeyişinden ileri geldiğini söyleyerek onu devirmeyi ve Prens Nikola'yı, o kabul etmezse Andre'yi başkomutan yapmak istediklerini söyledi. Andre, öneriyi kabul etmedi. "Onu derhal susturdum!"


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Sakarya zaferi bütün yurtta büyük bir sevinçle karşılandı. 22 gün 22 gece süren savaşı heyecanla izleyen ve savaşın sürdüğü günlerde mitingler yaparak orduya desteğini, Başkumandana bağlılığını bildiren Türkiyeliler, zafer haberleri üzerine sevinç gösterileri yapıyor. Bartın bayraklarla donatıldı. Halk, davul zurna eşliğinde kasabayı dolaştı. Yaralıların ihtiyaçları için yarım saat içinde yüz bin kuruş toplandı. Maçka'da, dua edildi ve şenlikler yapıldı. Bolu'da da, fener alayları ve şenlikler yapıldı. Hastanelerdeki yaralılar ziyaret edildi. İlin kendi imkanlarıyla on bin kişilik yeni bir gönüllü alayı çıkarılarak cepheye gönderilmesi kararlaştırıldı. İnebolu'da miting yapılarak orduya destek kararı alındı. Çatalzeytin'de bütün evler kandillerle aydınlatıldı. Camide, savaşta ölenler için mevlit okundu. Sakarya Savaşı'nın Türkler tarafından kazanılması, İslam ve Doğu dünyasında da memnunlukla karşılanıyor. Bugün Tiflis'te gösteriler yapıldı. Kırmızı bayraklar ve mızıka takımı ile yürüyen Müslümanlar, Rus temsilciliği önünde durdular. Temsilci Ligran, balkona çıkarak "Türklerin zaferinden emin bulunuyorduk. Yaşasın Türk ordusu! Yaşasın Büyük Millet Meclisi!" dedi ve şiddetle alkışlandı. Afgan Elçisi Sultan Ahmet Han, Sakarya zaferi dolayısıyla Başkomutanın şahsında Türk ordusunu kutladı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İsmet ve Fevzi Paşalar, mebus sıfatıyla Meclis'e telgrafla verdikleri önergede, Mustafa Kemal'e gazilik unvanının ve mareşallik rütbesinin verilmesini istediler. Öneri, 19'da görüşülerek kabul edilecektir. Albay Fahrettin Bey, generalliğe terli etti


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


ABD Yüksek Komiseri Bristol'a verilen talimat: Savaştan önceki rejimin iadesinde ısrar ediniz


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Times: Kral Konstantin'in ordusu, 18.000 kayıp verdikten sonra geri çekildi. Mustafa Kemal'in ordusu, kayıp vermekle birlikte boyun eğmedi. Türk milliyetçi önderinin Doğu'daki saygınlığı artmıştır. Müttefikler şimdi, acıklı bir çıkmazla karşı karşıyadırlar. Herhalde yeni bir politika tespit etmeleri zamanı gelmiştir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İstanbul Merkez Telgrafhanesi Baş memuru İhsan Bey, sabahın alacasında Sirkeci’deki Büyük Postaneye gidiyordu. Dün Rum gazeteler Başkomutan Atatürk’ün Sakarya’da tutsak düştüğünü yazmıştı. İhsan Bey odasına girdi. O sabah kahve de içmedi. Kendisini tutuklamaya gelecek İngilizleri beklemeye başladı. Ne de olsa her şey bitmişti. Birden kapı çaldı. Telgraf memurlarından Edip Bey odaya girip elindeki süslü telgraf kağıdını İhsan Bey’e uzattı. Kağıdın üzerinde şöyle yazıyordu;

“ Ordularımız Sakarya’da kesin zafer kazanmıştır. Yunanlılar bozulmuş geri çekilmektedirler… Gözlerinizden öperiz.”

İhsan Bey şaşkınlıktan donakalmıştı. Kendisine gelir gelmez fesini başına geçirip odadan fırladı. Çıkarken “ Ben Tasvir-i Efkar Gazetesine gidiyorum. Bayram sırası bizde” diye bağırıyordu.

O sırada İstanbul’da Akşam Gazetesi çıkaran Falih Rıfkı ( Atay ) da şöyle diyordu:

“ Ben şimdi İstanbul’un bir köşesinde bu satırları Sakarya Savaşı’nı kazandığımız için yazabiliyorum. Bu sırada siz İstanbul denizini hala o zafer şerefine seyrediyorsunuz.

Nihayet müjde erişti. Sayfalarımızı, Mustafa Kemal’in üniformalı resimleriyle kapladık. Bu resim o günlerde sancak gibi bir şeydi.” (Falih Rıfkı Atay, Çankaya. S. 340)

Sakarya Savaşı’ndaki “ Atatürk Etkisi “ çok belirgindir. 22 gün 22 gecelik Sakarya Savaşı’nın başından sonuna kadar bu etkinin derin izlerini görmek mümkündür.

Sakarya’daki “ Atatürk Etkisi” ni şöyle özetleyebilirim:

1- Sakarya öncesinde çok zor koşullarda olağanüstü yetkili başkumandanlığı kabul ederek milletin tüm sorumluluğunu üzerine alması,

2- Olağanüstü başkumandanlık yetkilerinin 3 ayla sınırlandırılmasını istemesi, her koşulda “ milli iradeye “ saygı duyması,

3- Tekalif-i Milliye Emirleriyle tüm milleti seferber etmesi,

4- Uzun savaş sırasında İsmet Paşa, Fevzi Paşa gibi komutanların görüş, öneri ve stratejilerinden ustalıkla yararlanması,

5- “ Hattı Müdafaa Stratejisi” ile güçlü düşmanı Anadolu’nun “ harim-i ismetine “ çekip orada yenmesi.


ATATÜK ETKİSİ İflas, İşgal, Direniş, Kurtuluş / SİNAN MEYDAN / 177 -178


14 Eylül’de Northern Whig, İstanbul’da Komplo-Türk Levazım başlığı atıyor ve Halas-ı Vatan adında bir cemiyetin kurulduğu haberini veriyor. Cemiyetin Mustafa Kemal ile bağlantılı olup olmadığının bilinmediği ifade edilirken; İstanbul Hükümetinin ise cemiyetin varlığından haberdar olduğu ancak niyetlerini bilmediklerini açıkladığı aktarılmakta. Ayrıca bilhassa Ankara’ya bağlı casusların boğazlardaki Hint askerlerini General Harington’a İngiliz karargah ve yetkililerine ve sultanın en tanınmış bakanlarına karşı isyan etmeleri ve suikast için kışkırttıkları da belirtilmekte. Buna karşılık komplocuların İngiliz gücünü hissetmeleri/etkilenmeleri için gemilere boğazda buhar çıkarmalarının emredildiği belirtiliyor.

Scotsman gazetesi; yine Scotsman başlığı altında özetle İstanbul’un düşüşünden (fethinden) bu yana Türklerle Yunanlılar arasındaki en büyük savaşın yaşandığını, Mustafa Kemal’in yenildiğini fakat vazgeçmiyor olduğunu, Ankara’yı işgal etmenin ağır Yunan kayıplarına neden olduğunu ve her gün durumun şüpheli hale geldiğini yazıyor. Konstantin ve kurmaylarının kısa süre içinde Ankara’da olacaklarına emin olmuş olmalarına rağmen iletişim üstünden fazlasıyla uzaklaştırıldıklarını ve çorak zorlu dağlık bir bölge bulunduğunu böylece yemek ve levazım takviyesinin zorluğunun arttığını ifade eden gazete; Galatya’da kışın yaklaşmasıyla sıkıntıyı savunma yapanların değil, istilacıların çekeceğini belirtiyor. Gazete Mustafa Kemal’in de aynı sıkıntı ve kaygıları yaşadığını, büyük kayıpları olduğunu fakat ev sahibi olmanın avantajıyla zamanın da kendisinden yana olduğunu hatırlatıyor. Yunan tarafında bir geri çekilmenin belirtileri olduğu ve bunun Arnavutluk’un Epirus’a saldırdığı haberlerine bağlamakla beraber bu haberlerin, Türklerin menfaatine bir şaşırtmaca olabileceği de vurgulanıyor. Bu noktada açıkça anlaşılmaktadır ki Kemal Paşa’nın Arnavutluk ile ilişkileri, artık meyvesini vermektedir ve vermeye devam edecektir. Bu önemli detayın mutlaka not edilmesi ve mücadele boyunca zaferi getiren etkenlerden birinin, Kemal Paşa’nın emriyle Arnavutluk’taki faaliyetler olduğu unutulmamalıdır.


İNGİLİZ BASININDA MİLLİ MÜCADELE VE MUSTAFA KEMAL PAŞA / ERTÜRK ÖZEL / 173-174


Bütün birliğimiz toplu halde istirahate geçmiş ve ricata hazır bir halde idik. Sabah namazı olmak üzere iken ordugahımızın etrafında patlayan düşman topçusunun güllelerinin infilakları arasında uyandım. Çünkü düşman tahminimizden çok erken gelmiş ve topçusuyla bir baskın yapmıştı. Bir anda silah başı ederek top menzilinin haricine çıkmak için kaçmaya başladık. Bütün gayemiz köprülerden geçerek Sakarya Nehri’nin öbür tarafına atlamak ve nehrin muhasarasından kurtulmaktı. Çünkü her noktasından nehri geçmek imkanı yoktu. Bu sebeple köprüye erişmek için hepimiz can atıyorduk. Ricat eden birliklerimiz iki istikamette çekiliyorlardı. Mühim bir kısmı Fettahoğlu Köprüsü’ne, diğer kısmı da yeni kurduğumuz köprü istikametine doğru yürüyorlardı. Köprüye yaklaştıkça seviniyor artık köprüye varırsak selamete çıktık diyorduk. Bir de ne görelim ki, öğle üzeri köprüye vardığımızda bizim süvari kolordusu köprüye gelmiş, istirahat halinde atlarını dinlendiriyordu ve başlarında da Fahrettin Paşa vardı.

Yarabbim bu ne mutlu bir gündü’ Türk ordusundan iki kıtanın bu suretle karşılaşması ve kavuşması ne hazin ve heyecanlı bir manzara idi. Bu akıncı yolcular birbirimizi tanımadığımız halde hepimiz tebrikleşiyor, el sıkışıyor ve kucaklaşıyorduk ve bize haber veriyorlardı. “ Düşman Sakarya cephelerinde bozuldu. Durmadan kaçıyor. Süvarilerimiz düşmanın yanına düşerek çevirme hareketiyle vazifelidir” diyorlardı. Ulu tanrım artık bu günleri de bize göstermişti. Hepimiz sevinçten deliler gibi ve birbirimize baktıkça gayriihtiyari gözlerimiz nemleniyordu. Çünkü İzmir’den Sakarya boylarına kadar hep ilerlemiş ve böyle düşmanın umumi bir ricatını Türk ordusu ilk defa görüyor ve Türk milleti de ilk defa duyacaktı. Kara talihli vatanın bağrında kopan kıyametin artık sonu gelmiş gibi idi.

Süvariler silah başı yaparak atlarına bindi. Bir sel gibi garba doğru akıp gidiyorlardı. Biz de geriye dönerek bunları takip ediyorduk. Bu seri hareket neticesi düşman Sivrihisar’ı yakamamış ve bu suretle Sivrihisar da düşmandan kurtulmuştu. (15 Eylül 1921) Ertesi günü düşman kendisini toparlamış intizamla ricata çalışıyordu.


PAŞAM NEREYE KADAR ÇEKİLECEĞİZ / MEHMET DURSUN KARASAN / 167-168-169


Ulusa seslendiği 14 Eylül bildirisinde, “ çok yakın “ olan tam kurtuluşu sağlayana dek, “ bütün milletin azami gayret ve fedakarlık göstermesini beklerim” demişti. Zaman yitirmeden çalışmalara başladı. Her zaman olduğu gibi; dikkatli, soğukkanlı, sonuç alıcı ve gerçekçiydi. Önemli bir yengi elde edilmişti, düşmana büyük zarar verilmişti; ancak, “ Sakarya kesin zafer değildi”. Ordu yorgundu ve güç yitirmişti, eksikleri çoktu. Silah, donanım ve yeni asker bulmak, askeri giydirip beslemek gerekiyordu. Ordunun gereksinimlerini karşılamaktan başka, belki de aylar sürecek uzun hazırlık döneminde; halkın direnme ve dayanma gücünü canlı tutmalı, ulusal birliği pekiştirmeliydi.


Deneyimli komutanlar İsmet (İnönü) ve Fevzi (Çakmak) Paşaların yardımıyla, “ bir an bile yitirmeden” ikinci bir milli ordu çıkarmaya girişti. “ Bu ezici bir çalışmaydı” ve “ her şey yeniden kuruluyordu”. Silah ve askeri donanım sağlamak için çok uğraştı. Sovyetler Birliği’nden para ve silah sağlandı. Aldığı parayla “ Fransa’dan, İtalya’dan, Bulgaristan’dan Amerika’dan silah satın aldı”. Fransızlarla yaptığı Ankara Antlaşması’yla Güney Cephesi’nde serbest kalan 80 bin asker kullanılabilir duruma geldi; bunların 40 binini, “Fransa’dan satın aldığı silahlarla donattı”. Fransızlarla kurduğu ilişkiler, paylaşım çelişkisi yaşayan İtilaf Devletleri arasında gerilimler yarattı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon “ adeta dehşetle karışık bir şaşkınlık” içindeydi. Büyükelçilik görevlisi Rumbold, İstanbul’dan Curzon’a gönderdiği yazıda, “Fransızlar şerefsizce davrandılar, Müttefiklerin ilişkisi kökünden sarsıldı” diyordu.


Som vuruş için, iyi donanmış 200 bin kişilik bir ordunun gerekli olduğuna inanıyordu. Bunan için, savaşabilecek durumdaki herkese gereksinim vardı. Askerlik yaşını alttan küçülten, üstten büyüten, yeni askere çağrı dönemleri açtırdı. Aralarında güçlü hatiplerin bulunduğu ve çoğunluğunun milletvekillerinin oluşturduğu gezici hatip Kolları kurdurdu. Bunlar, çatışma dönemleri dahil; cephede askerlere, cephe gerisinde halka, milli duyguları yükselten, coşkulu konuşmalar yaptılar. Yusuf Akçura, Samih Rifat, Mehmet Akif /Ersoy), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Mehmet Emin (Yurdakul), Tunalı Hilmi, Halide Edip (Adıvar) Hatip Kolları’nda görev yapan ünlü konuşmacılardı. Cephedeki askerlerin gönül gücünü yüksek tutmak için, dinlenme anlarında izleyecekleri Tiyatro kolları ( Seyyar Cephe Temsil Kolu) oluşturuldu. Tiyatro Kolları, dekorlarını, katırlar ya da kağnılarla, cepheye taşıyor, orada kahramanlık konularını işleyen dramlar, eğlenceli komediler sahneliyordu. Selçuklu Türklerine dek giden ve Bizanslılarla yapılan savaşlarda uygulanan bu gelenek, Kurtuluş Savaşı’nda etkili bir biçimde kullanıldı. Küçük Hüseyin Kumpanyası, Otello Kazım Grubu o günlerin ünlü cephe tiyatrolarıydı.


İmalatı Harbiye Mektebi’nin asker-sivil çalışanları Anadolu’ya çağrıldı. Çok sayıda usta ve işçi çağrıya uyarak önce Eskişehir’e orası elden çıkınca Ankara’ya geldiler. Eskişehir demiryolu atölyesinde, uygun alet ve makine olmamasına karşın, top kamaları yapıldı. Ankara’da bir süvari alayı ahırı temizlenip atölye haline getirildi. Burada, kamadan başka; top parçaları, tüfekler ve kılıçlar üretildi. Mühendis ve ustalar ölümü göze alarak “ zamandan kazanmak için” patlayıcısını boşaltmadan, tornalarda, “ 7,7’lik top mermilerini 7,5’lik mermi haline getirdiler.”


Ankara’nın Saman pazarı semtinde demirciler, bahçe korkuluklar, sabanlar ve ele geçirdikleri her çeşit hurda demirden süngü yapan imalatçılar haline geldiler. Kadın ve çocuklar, bulunabilen “ soğuk ve bakımsız barakalarda”; fişek doldurmakta, sargı bezi hazırlamakta, iç çamaşırı ya da çarık dikmektedir. Üretilen mallar, yiyecekler ve değişik biçimde elde edilen silahlar, yine kadın, çocuk, hatta yaşlılarla ve deve kervanlarıyla cepheye ulaştırıldı. Ulusun tümü, görülmemiş bir imeceyle, yokluklar içinde bir ordu yaratıp onu savaşa hazırlıyordu. Şevket Süreyya Aydemir bu büyük çaba için şunları söyler: “ Kurtuluş Savaşı’nda insan unsuruna gelince, eşekle, kağnıyla ya da sırtlarında cephelere cephane taşıyan kadınlardan, dağdaki asker kaçaklarını vatan savaşçıları haline getiren teşkilatçı ve sabırlı adsız kahramanlara kadar binlerce insan; büyük sıkıntılar, sonu gelmez alın terleri ve gözyaşlarıyla, beş on bin savaş artığı askerden, 200 bin kişilik silahlı, muzaffer bir ordu yarattılar. Zafere giden çetin ve kanlı yolun kaldırım taşlarını onlar döşediler. Şimdi biz, geriye baktığımız zaman, bu yolun izleri belki pek göze batmaz. Ancak bizim bugün bulunduğumuz noktaya, Mustafa Kemal’in nesli, işte o taşların her birine kendi kanlarından, kendi gözyaşlarından ve alın terlerinden bir şeyler bıraktılar, bir şeyler kattılar.”


MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI / METİN AYDOĞAN / 346-347-348


İstanbul Merkez Telgrafhanesi Baş memuru İhsan Bey (Pere), sabahın alaca karanlığında evinden çıktı. Sirkeci'de, Büyük Postahane'deki işine gidiyordu. Bütün gece uyuyamamış, türlü kuşku ve kaygılar içinde sabahı zor etmişti. Mustafa Kemal Paşa'nın Yunanlılara tutsak oluşunu uzun uzun anlatan Rumca gazetelerin dünkü yaygaraları hiç aklından çıkmıyordu. Yenilgi bir bıçak gibi bağrına saplan­mış, tüm benliğini kanatıp duruyordu. Dün, güpe gündüz gizli telgraf hattıyla An­kara'ya şifreli bir telgraf çekmişti. İngilizlerin bu telgrafı İzmit'e dek uzanan işgal alanları boyunca yakalayamamış olmaları düşünülemezdi. Gece evine gelip tutuk­lamalarını beklemişti saatlerce. Gelen giden olmamıştı..

Cağaloğlu yokuşundan Sirkeci'ye inerken, İhsan Beyin karamsarlığı daha da arttı. Mustafa Kemal Paşa tutsak olduktan, Ankara Yunanlıların eline geçtikten sonra, gizli bir telgraf hattının ortaya çıkarılması İngilizler için ne anlam taşırdı ki? Belki denetimleri altında bulunan Büyük Postahanenin bodrumundaki gizli tel­graf merkezinin yıllardır Ankara'yla haberleşmesini birden açığa vurmayı onurla­rına yedirememişlerdi. Burunları dibinde olup bitenlerden habersiz budala duru­muna düşmek istememişler, olayı sessizce geçiştirmeyi düşünmüşlerdi belki de. Gururlarına düşkün İngilizlerden bu beklenirdi. Şimdi odasına girince kendisini tutuklayacaklardı.

Ihsan Bey odasına girince, rahat bir nefes aldı. Yiğit olan bir kez ölürdü. Anadolu'daki savaş yitirildikten sonra ha yaşamış, ha ölmüş ne değişirdi ki? Gö­revini yapmış kişilerin mutluluğuyla İngilizleri beklemeye koyuldu.

Biraz sonra, telgraf memurlarından Edip Bey odaya girdi. Elindeki kağıdı Ihsan Beye uzattı. Bu bir telgraf kağıdıydı, ama kağıtta bir gariplik vardı. Üzeri renkli kalemlerle yapılmış çeşitli çiçeklerle süslüydü. Kağıdın ortasına zafer takına ben­zer bir resim yapılmış, takın altına da telgrafın yazı bölümü yerleştirilmişti. İhsan Bey bir solukta okudu :

“Ordumuz Sakarya’da kesin zafer kazanmıştır. Yunanlılar bozulmuş geri çekil­mektedirler. Gözlerinizden öperiz.

Ankara Telgrafçıları»

Ihsan Bey şaşırmaktan donakalıp, Edip Bey sevinçten ağlamaklı sesiyle konuştu :

«Telgrafı sabaha karşı aldık. Sizin gelmenizi bekledik.»

İhsan Bey fesini başına geçirdi, koşar adım odadan çıkarken seslendi:

«Ben Tasviri Efkar Gazetesine gidiyorum. Bayram sırası şimdi bizde..»


(Kaynak: Alptekin Müderrisoğlu / Sakarya)


İngiltere’nin ünlü «Times» gazetesi aynı zamanda dünya basınının en önde gelen gazetelerinden biriydi. Günlük baskı sayısı bakımından ilk sıralarda olması­nın yanı sıra, «Times konuşunca dünya dinler» havası yaratmıştı. Bu ünlü gazete, dünya kamu oyuna Sakarya Meydan Savaşının bittiğini bugün şöyle bildiriyordu:


«Eski Frigya Krallarının ülkesi Sakarya bölgesinde on sekiz bin yitik verdik­ten sonra Kral Constantine’in ordusu geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bu ters yüz dönüşün Kral Constantine’in durumunu nasıl etkileyeceğini kestirmek güçtür. Ama Yunan Yarımadasında ve Ege Adalarında birçok kimse şimdi şöyle düşünüyor ol­malıdır: Yüzyıllardan beri Türk yurdu olan Ana Tanrıça’nın bilinmeyen ülkesi (Ana­dolu) topraklarında büyük serüvene atılmak yerine, Yunanistan’a yakın yerlerde küçük başarılarıyla yetinmek daha uygun olurdu. Mustafa Kemal’in ordusu yitik vermekle birlikte boyun eğmemiştir ve kışın gücünü yeniden toparlayabilecektir. Yunan başarısızlığı sonucu Türk Milliyetçi Önderi’nin Doğu’daki saygınlığı artmıştır...»


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 316)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG