14 Haziran 1920 Pazartesi

Yozgat, Çapanoğullarının eline geçti. Şehir içindeki isyancılar, Çapanoğullarının kuvvetlerini tekbirler getirerek karşıladılar. İsyancılar, hapishaneyi boşaltarak, kendilerine katılmaları şartıyla mahkumları serbest bıraktılar ve silahlandırdılar. Yozgat eşrafından bir kısmı isyana katılmayı reddetti; bu arada Yozgat Müftüsü Kayseri'ye çekilmiş bulunuyor. Çapanoğulları, hükümet binası önünde toplayabildikleri halka, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın Padişah'ın ve Damat Ferit Hükümeti'nin fetva, ferman ve bildirilerini okudular, kendilerine karşı olan bazı kişileri astılar. Yozgat" İsyanı, Çerkez Ethem'in kumanda ettiği seyyar birliklerce 23 Haziran'da bastınlabilecektir. Hükümet, Çorum ve bağlı ilçelerdeki mal sandıklarıyla Ziraat Bankası şubelerindeki paraların Ankara'ya gönderilmesini emretti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


Mevcudu 2.000'i bulan Kuvayı İnzibatiye, İzmit'te, 900 silahlıdan ibaret milli müfrezelere karşı saldırıya geçti. Erlerinin nöbet tutmaya bile yanaşmadığı Kuvayı İnzibatiye yenildi, bazı birlikleri Kuvayı Milliye'nin safına geçti. İngiliz Hint birliği de İzmit'te milli kuvvetlere saldırdı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


İstanbul Hükümet çevrelerinin Ankara Hükümeti ve Meclisi'ni dağıtma çabası sonuç vermiyor. Ankara, İstanbul'a, kendisiyle hiç bir ilişkiye geçmeyeceğini, tek başına ve bağımsız davranmaya devam edeceğini bildirdi. Sevr Anlaşması'nın 10 gün içinde imzalanması şart koşulunca, Ferit Paşa'nın yakınlan Ankara'ya ordunun Padişah'a bağlanması, Hükümet ve Meclis'in dağıtılması şartıyla uzlaşma önermişlerdi. Ankara da uzlaşma şartı olarak Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'ın ı ı Nisan tarihli fetvasının geri alınmasını, İstanbul Hükümeti'nin 3 Kemalist bakanın katılmasıyla yeniden örgütlendirilmesini, barış şartlarına karşı çıkılarak İstanbul Hükümeti'yle Büyük Millet Meclisi temsilcilerinin ortaklaşa tespit edecekleri önerilerin ileri sürülmesini istemiş, İstanbul da bunları kabul etmemişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


ABD Yüksek Komiseri Bristol'un, hükümetine telgrafı: Milliyetçiler Ankara'da çok iyi örgütlenmişlerdir. Düzgün işleyen bir meclisleri vardır. Uzun bir savaşa kararlıdırlar. Ankara'da ABD'ye karşı beslenen duygularda değişme vardır. Amerika'nın, İtilaf Devletleri'nin Türkiye'yi yok etme girişimine katıldığı kanısı vardır. Milne, Savaş Bakanlığı'na gönderdiği raporda, İngilizler Derince'nin batısına çekilmediği takdirde Ali Fuat Paşa'nın saldırıya geçeceğini, kendi elindeki kuvvetlerin İstanbul'da düzeni sağlayacak çapta olmadığını bildirerek ya ek kuvvet gönderilmesini, ya da milliyetçilerle siyasi bir anlaşmaya gidilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


Ziya Gökalp'ten, kızı Hürriyet'e: Bir zaman gelecek ki, bütün insanlar, bütün milletler hür olacak, kalpler hür olacak, vicdanlar hür olacak. insaniyet, bu kara günlerin sonuna yaklaşmıştır. Hak kuvvete galebe çalacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


Albayrak: İstanbul Hükümeti'nin Halide Hanım'ı idama mahkum etmesi bir cinayet karandır.

Hakimiyeti Milliye: Hilafet ve Türkiye hakkında Londra'da toplantı İdam hükmü (San Remo kararları) bize tebliğ edilmiştir. Düşmanların bu kararına karşı bizim de bir şeye karar vermemiz lazım: Yaşamak! Evet ölmemek için uğraşıyoruz ve onun için mücadele edeceğiz.

Açıksöz: İtilaf Devletleri'nin doğurduğu gayrimeşru veled Ermenistan, İslam kanı içinde boğuldu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 83)


İstanbul 1 Numaralı Divan-ı Harb-i Ôrfi'de İçişleri eski Bakanı Ebubekir Hazım Bey'in yargılanması başladı. 1909 Yıldız Sarayı Yağması'na katılmak ve Kuvayı Milliye'ye yardım etmekle suçlanan Hazım Bey, 7 Ağustos'ta idam cezasına çarptırılacak, cezası Padişah tarafından müebbet hapse çevrilecek, ancak, Tevfik Paşa'nın son hükümeti zamanında yeniden yargılanarak beraat edecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 84)


Ebubekir Hazım Tepeyran anlatıyor:


Tutuklanmamdan 23 gün sonra yargılama için her defaki gibi polis gözetiminde harp divanına götürüldüm. İnsan suçsuz olunca hakaret ve aşağılamalar ters etki yapar. Bana eşlik ettirilen subaylar ve silahlı askerler, benim kaçışımı önlemek için değil, saygılarından dolayı yanıma veriliyorlar gibi geliyordu.


Kurul huzurunda Başkan Mustafa Paşa tarafından sorguya çekildim. Sorulara tabii ayakta yanıt veriyordum. İki saatten çok süren bu yargılamada, yanıtlarımın hemen her birinin birkaç sözcükle tutanağa geçirildiğine dikkat ederek, yargılamanın sonunda yazılı olarak yeniden yanıtlayacağımı söyledim. Bu önlemde pek çok isabet olduğu, yani divanın sahtekarlığının böylelikle bir derece kadar önlendiği sonra ortaya çıktı.


Bu savunmadan bölümler:


S: Bursa’da Kuvayı Milliye’yi ne durumda buldunuz? Bunlar halka saldırıda bulunuyor muydu?

Y: Bursa Valiliğine 2. Görevlendirilişimde Rumeli ve Anadolu MHC adında bir derneğin Bursa’da da şubesini kurulmuş buldum. Bunların Bursa’da kötü bir davranışları ve kimseye bir zararları olmadığından aleyhlerinde halk tarafından hiçbir yakınma gerçekleşmemiştir.


S: Kuvayı Milliye halktan para alıyor muydu? Bunlara karşı yakınma olmadı mı?


Y: Para alındığından dolayı hiçbir yakınma olmadı.


S: Kuvayı Mlliye komutanı ‘Eşkıya reisi’ değil midir?


Y: Vilayet içinde bilinen eşkıya kalmadı. Yalnız, Çerkez Davut adında bir eşkıya reisi varsa da, onun Kuvayı Milliye komutanı olamayacağı doğaldır.


S: İstanbul’un işgali günü herkesin önünde İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerini küçümsemişsiniz. Sararayburnu önünden geçerken pencereden bir İngiliz zırhlısının toplarını göstererek: ‘Bu toplar İstanbul’a ne yapabilirler?’ demişsiniz. Bunu İstanbul Valiliği Yaveri Mülazım İsmail Efendi işitmiş.


Y: Bir bir Osmanlı harp divanında yargılanmakta olduğumu sanıyordum. Bu sorudan pek çok hayrete düştüm. Bir düşmanın gücü küçümsenmiş olsa bile, Osmanlı harp divanı bunu nasıl suç sayabilir? Bununla birlikte ben böyle bir söz söylemedim.


S: İkdam gazetesinin muhabirine ‘Kuvayı Milliye’yi ben dağıtamam. Sadrazam da, hatta Mustafa Kemal Paşa da dağıtamaz.’ demişsiniz. Amacınız bu gücü halka büyük göstermek midir?


(26 şubat trhli gönderi de bu demeci görebilirsiniz.)


Y: O günlerde yanıma gelen İngiltere ve Fransa elçilikleri çevirmenlerine de aşağı yukarı böyle söylemiş ve şu sözleri de eklemiştim: ‘Kuvayı Milliye’yi ancak Yunanlıları İzmir’den çıkarmak ve ülkemizin her türlü saldırıya karşı dokunulmazlığı sağlanmak koşuluyla büyük devletlerin gösterecekleri adalet dağıtabilir.’


(Kaynak: Belgelerle Kurtuluş Savaşı / Ebubekir Hazım Tepeyran / Syf 48)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG