14 Mayıs 1920 Cuma

Geyve Boğazı'na doğru saldırıya geçen Anzavur, İstanbul'dan 3.000 kişiyi doyuracak ödenek istedi. Anzavur yarın Doğançay'ı alacak fakat Sakarya'nın batısına geçmeyi başaramayacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 42)


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu İlk Meclis’in Amir ve Memurlarından Recep Peker’i anlatıyor:


Büyük Millet Meclisi "heyeti tahririyesi"nin (yazı kurulunun) amiri olan başkâtibimiz Recep (Peker) Bey, yüzü hemen hiç gülmeyen, ama asık suratlı ve ters bir adam da olmayan, görev konusunda çok dikkatli ve titiz, gözünden virgül ve nokta kaçmayan, hepimize örnek olacak kertede çalışkan, dürüst bir insandı.


Bir gün beni odasına çağırmış: "Bugün gizli bir yazıyı temize çekeceksin. Şunu bil ki Meclis'in mahrem işlerinin dışarıya ifşası çok büyük cezayı muciptir. Zaten sen aklı başında vatanperver bir gençsin, yapmazsın. Fakat usulen yemin etmen de lazım" dedi ettim. Aradan yetmiş yıl geçtiği ve sonra ki olaylarla gizliliği kalmadığı için şimdi söyleyebilirim: Bu yazı Çerkez Etem'le ilgiliydi. O güne değin; bir kahraman olarak bildiğim ve Reis Paşamın otomobilinde ve onun yanında gördüğüm, Büyük Millet Meclisi dinleme locasına gelince bütün mebuslar tarafından ayakta alkışlandığına tanık olduğum Çerkez Etem'in, Yunanlılarla ve İstanbul hükümetiyle ilişki kurmak istemesinden kuşkulanıldığını öğrenmekliğim, genç ruhumda adeta şok etkisi yapmıştı. Bunun yanında, böyle bir devlet sırrının bana güvenle açıklanmış olmasından ötürü içimde büyük bir büyüklerime duygusu doğmuştu. O tarihte gerçekten bir sır olan bu olayî, hiçbir gizlilik yanı kalmadığı halde, bugüne değin kendimde saklamış ve hiç kimseye anlatmamışımdır.


Recep Bey'in odasına birçok milletvekili gelir giderdi. Herhalde Mustafa Kemal Paşa'nın güvenini kazanmış bir insan olduğu için olacak bunlardan çoğu onun yanında çekingen dururdu. Arkadaşça ve senli benli konuştuğuna tanık olduğum milletvekillerinden yalnız, her zaman şık giyinen ve kalpağmı da yanlamasına değil, köşeleri öne ve arkaya gelmek üzere diklemesine taşıyan Trabzon Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey'i anımsıyorum.


Recep Peker'e bu kitapta genişçe yer ayırmanın bir nedeni de, onunla aramızda 22 Nisan 1920 Perşembe günü ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında başlayan "en büyük kalem âmiri - en küçük kalem memuru" ilişkisinin, somadan da hiç kopmadan, türlü ilişkiler halinde sürüp girmesidir. Zaman geçti. 1934 yılı başında İstanbul Hukuk Fakültesi'nde doçent olmuştum. 1935'te bütün fakülte ve yüksek okulların son sınıflarına Türk Devrim Tarihi dersleri konuldu. Bu dersler o zamanki Edebiyat Fakültesi'nin "sirk" denilen yuvarlak amfisinde yapılırdı. Milletvekillerinden Yusuf Kemal Tengirşenk, Hikmet Bayur, Mahmut Esat Bozkurt, Recep Peker bu derslere profesör olarak atanmışlardı. Bu profesörlere yardımcı olarak sırasıyla Doçent Rüçhan Naci, Enver Ziya Karal, Yavuz Abadan ve ben atanmıştık. Ben, "partiler ve ideoloji" bahsini anlatan Recep Bey'in doçenti olmuştum. îlk Türkiye Büyük Millet Meclisimden on beş yıl soma -fakat bu defa üniversitede- Recep Bey'le yeniden bir çeşit âmir-memur durumuna gelmiştik. Fakat bu kez o bana karşı, kimi zaman beni mahcup edecek derecede alçak gönüllü davranır, her defa derse gelirken yanında bulunan milletvekillerinin karşısında, beni onlara üstün tatardı. Ders vermek için bu konulardaki formasyonunun eksikliğine rağmen, çok çalışır, "vatan, millet, bayrak" edebiyatı yapmaz, hazırladığı notlarına göre ders verirdi. Somadan bu notlarım yayımladı. Milliyetçi, fakat şoven değildi. Irkçılıktan ise nefret ederdi.


Recep Bey'in gözden düştüğü zamanlar da oldu. Milletvekili profesörler 1940'ta profesörlükten ayrıldılar. O da ayrıldı. 4 Mayıs 1942'den soma ben Cumhuriyet gazetesinde hemen her hafta "Hukuki Düşünceler" genel başlığı altında, yazılar yazmaya başladım. Ankara'ya gittiğimde Recep Bey'i her zaman ziyaret ederdim. Bu ziyaretlerimden birinde bana "Yazılarını dikkatle okuyorum. Bazı düşüncelerinle beraber değilim. Fakat tebrik ederim, yaz yaz; inkılaba inanmış, samimi insanların yazması memleket için her zaman faydalıdır" demişti. Bence Recep Peker, düşüncelerini açıkça ve dobra dobra söylediği için bir Doğu ülkesi olan Türkiye'de, bütün ülkücülüğüne rağmen, başarılı bir devlet adamı olarak görev yapamamış, ama namuslu bir devlet adamı olarak ölmüştür.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 49)


Nutuk’tan/


Efendiler, memleketin kuzeybatı bölgesinde âsîlerle uğraşırken, memleketin ortasında Yenihan, Yozgat ve Boğazlıyan dolaylarında da isyan başlıyor. Bu isyan hareketleri de hatırlanmaya değer.


14 Mayıs 1920 tarihinde Postacı Nazım ve Çerkez Kara Mustafa adında birtakım adamlar, otuz kırk kişi ile Yenihan’a bağlı Kaman köyünde isyan ettiler. Bu hareket gittikçe artan bir şiddetle genişledi. Âsîler, 27/28 Mayıs 1920 gecesi Çamlıbel’de bulunan bir müfrezemizi basarak esir ettiler.


28 Mayıs 1920’de diğer bir kısım âsîler de Tokat yakınında yürüyüş halinde bulunan bir taburumuza hücum ederek dağıttılar ve bir kısmını esir ettiler. Cür’etlerini artıran âsîler, 6/7 Haziran 1920 gecesi Zile’yi işgal ettiler.


Oralardaki askerlerimiz Zile kalesine çekilerek kendilerini savundular. Askerin erzak ve cephanesi tükendikten üç gün sonra âsîlere teslim oldular. Âsîler 23/24 Haziran 1920’de de Boğazlıyan’a baskın yaptılar. Orada bulunan bir müfrezemizi dağıttılar. Amasya’da bulunan Cemil Cahit Bey’in komutasındaki 5’inci Kafkas Tümeni, âsîler aleyhine harekete geçirildi.


Antep bölgesinde bulunan Kılıç Ali Bey de, bir millî müfreze ile bu bölgeye gönderildi. Erzurum’dan Ankara’ya gelmekte olan bir Erzurum Millî Müfrezesi de, o bölgede bırakıldı. 1920 yılı Temmuzunun ortalarına kadar, bu âsîlerin takip ve tepelenmeleriyle uğraşıldı. Yenihan isyanı, Orta Anadolu’nun öteki bölgelerindeki fesatçıları da harekete geçirdi.


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG