15 Haziran 1921

Fevzi Paşa'dan Kazım Karabekir'e: "Enver Paşa'yı izlemeye Moskova Elçiliği Askeri Ateşesi Saffet Bey memur edilmiştir. Elde edeceği bilgiyi size ve bize bildirecektir." Mustafa Kemal de Karabekir'e "Enver'in çağrıyı kabul edip Anadolu'ya gelmesi şüphelidir" cevabını verdi. Karabekir, 12 Haziran'da, Enver Paşa'nın bir an önce ele geçirilmesi için güvendiği bir adam gönderilerek yurda çağrılmasını önermiş, Hükümet de Ali Fuat Paşa'dan Enver Paşa'nın izlenmesini istemişti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Avam Kamarası'nda Yunanlıların Trakya, Uşak, Bursa ve İzmir'de şiddet ve yağmacılık hareketlerine giriştiği belirtilerek, Ermeni katliamı hakkında gösterilen titizliğin bu konuda da gösterilmesi istendi. Sör J. D. Rees'e cevap veren Harmsworth, konunun araştırıldığını, İzmir'deki durum için Yunan Hükümeti'nin protesto edildiğini, Avam Kamarası Başkanı Chamberlain de İngiltere'nin Türkiye'de askeri serüvenlere girişmeye niyeti olmadığını söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İbrahim Tali Bey, Karabekir'e yazdığı mektupta, Ankara'da hakim olduğunu belirttiği Rus düşmanlığından ve yolsuzluklardan şikayet etti. (fali Bey, bir süre önce Moskova'dan Ankara'ya dönmüştü.)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz Yüksek Komiser Vekili Frank Rattigan, Curzon'a yazısında Dışişleri Bakanı Ahmet İzzet Paşa ile görüşmesini anlattı. Buna göre İzzet Paşa, iyi niyetlerini kanıtlamak için Kemalistlere vakit verilmesini, İngiltere'nin Yunanlılara yardım kararının ertelenmesini istedi. Kemalistleri "doğru yola getirmek için" onlan etkilemek yönünde elinden geleni yaptığını söyledi.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Temiz Sulh: Fransızlar Bah'nın en centilmen milletidir. Bize elini uzatıyor ve bizimle dost olmak istiyor. İki centilmen milletin silahı temiz ve asil bir sulh olmak gerekir. Fransa Misak-ı Milli'yi kabul edip Kilikya'dan vazgeçerse bütün Türkiye'nin dostluğunu kazanır.

(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Tevhidiefkir: Bedbaht İzmir siyahlara bürünsün. -Ne kadar muazzez vatan evladı gömdük.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Karagöz'de Kral "İşte cepheye geldim, hani ya askerlerim?" Papulas: "Geliyor deyince düşman geliyor sanıp hepsi kaçtı ..."


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Nitekim yolculuğumuzun üçüncü menzili Çankırı’da konakladığım otelde uğradığım tahtakurusu hücumu ve bir takım boğuk zikir sesleri beni sabaha kadar uyutmamış olmakla beraber, Milli Hükümet merkezinin Ankara’ya yaklaşmış bulunma sevinci içinde kendimi hiçbir vakit duymadığım kadar dinç hissediyorum.


Bu hadise, bir tesadüf beni büsbütün coşturmuştu. Arabamıza binmek için kasabanın dışındaki bir meydanlığa çıktığımız vakit karşıki yoldan bir mızraklı alayının atlar üstünde bizden yana ilerlediğini gördük. Bu ilk gördüğümüz Anadolu askeri kuvvetlerinden bir birlikti ve uzun, ince kargıları ucunda çırpınan kırmızı bayrakları bize cepheden müjde getirir gibiydi. Çankırı’da tanıştığımız bir genç subay bize hayran hayran bakıp dururken:


_ Bu dedi, Refet Paşa’nın süvari bölüğüdür.

Ben yüreğim ağzıma gelerek:

_ Paşa da başlarında mı? diye sordum

Subay:

_ Hayır dedi, o dün gece otomobille Kastamonu üzerinden İnebolu’ya hareket etti.

_ İnebolu’ya mı? Niçin?

_ sanırım biraz deniz havası alıp dinlenecek”


Biz böyle konuşurken mızraklılar bulunduğumuz meydana varmışlardı. Burası çayırlık ve ağaçlık bir yerdi. Biraz sonra hepsi atlarından inip küçük bir derenin kenarına yayılacaktı. Er ve subay o kadar güzel giyinmiş, o kadar tendürüst idi ki parmağımız ağzımızda kaldı. Bunların kılık kıyafetçe, üst baş temizliğince İstanbul’da gördüğümüz İngiliz ve Fransız askerlerinden hiç farkı yoktu. Üstelik her biri göze ve gönüle ferahlık saçan bir gençlik şevki, şetareti içindeydi. Kendimizi tutamayıp alkışlamaya başladık. Bunun üzerine -rütbesini pek iyi hatırlamıyorum- 27-28 yaşlarında bir subay gülümseyerek bize yaklaştı. Selam verip ayrı ayrı ellerimizi sıktı:


_ İstanbul’dan ne haberler getiriyorsunuz?” diye sordu.

İstanbul mu? Biz orayı çoktan unutmuştuk. İçimizden biri:

_ İstanbul sizleri bekliyor” dedi.

Bu sırada genç subay dik dik bana bakıyordu. Beni tanıyacak gibi bir hali vardı. Adını öğrenince eski bir dost muhabbetiyle bir kere daha elimi sıktı:

_ İyi ettiniz Anadolu’ya geldiğinize. Umarız ki, güzel yazılarınıza burada da devam edeceksiniz. Biz onlardan çok feyz aldık” dedi.

Sonra Yahya Kemal’e Fatih Rıfkı’yı sordu:

_ Onlar ne zaman gelecekler?”

Belli ki edebiyat meraklısıydı.

_ Sanırım pek yakında “ dedim.


Bu sözüm boşuna değildi. Zira her iki arkadaşım da benimle aynı zamanda buraya davet edilmiş bulunuyordu. Genç subay bu habere son derece sevinmişti. Kırk elli adım ötede, çayırın üzerinde oturan arkadaşlarına seslendi. Kalktılar, yanımıza geldiler. Hepimiz sanki muhtelif cephelerden veya esaret kamplarından yurtlarına dönüp buluşmuş bir kasaba veya köy hemşerileri gibiydik. Birbirimize anlatacak birçok şeyimiz vardı. Ama nereden başlayıp nerede bitireceğimizi bilmiyorduk. Diğer taraftan istediğimiz gibi uzun bir hasbihale girişmeye de vaktimiz müsait değildi. Hiç değilse gün kararmadan Çankırı’yla Ankara arasındaki son menzile varabilmemiz için bir an evvel yola çıkmamız lazım geliyordu.


Fakat ben bu kısacık konuşmamızdan öğrenmiştim ki Demirci Efe'yi teslim alan, Konya isyanını bastıran Refet Paşanın dayandığı kuvvetler, işte şu çayırda silah çatmış bir avuç askerle şu birkaç genç subaydan ibarettir.


VATAN YOLUNDA / YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU / 117-118-119-120

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG