15 Mayıs 1920 Cumartesi

Geyve Boğazı yakınlannda Anzavur kuvvetleriyle Kuvayı Milliye arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Anzavur, önce bazı başarılar kazandıysa da sonra geri çekilmek zorunda kaldı. Yarın da sonuçsuz kalacak bir saldırıda bulunacak.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 43)


Mustafa Kemal, Karabekir'e yazdığı acele telgrafta, Mudurnu ve Yenihan isyanlarını anlatarak kolordunun gericiliği imha edecek biçimde Batı'ya doğru hareket ve tertibini düşünmek zorunda olduklarını, Erzurum halkının da her yana mektuplar yazarak halkı aydınlatabileceğini belirtti. Karabekir yarınki cevabında, kolordudan asker göndermeyi reddedecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 43)


Hakimiyeti Milliye'nin 29. sayısında, besmele ile başlayan halk dilinde bildiri: Ey ahali... elinizle kendi memleketlerinizi vermeyiniz, bu mübarek toprakları nasıl gavurlara vereceksiniz, karılarınızı, kızlarınızı nasıl gavur kucaklarına teslim edeceksiniz? Padişah'ına sadık olan, Padişah'ını esaretten kurtarmaya çalışan Millet Meclisi'dir. Biz Padişah ve millet için çalışmıyor muyuz?


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 43)


Alemdar'da Refi Cevat: Eğer anlaşmada değişiklik ve hafifletme yapılmayacaksa, bunu kolay kolay her el imzalayamaz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 43)


Mustafa Kemal’in Ankara günlerini Şevket Süreyya Aydemir Tek Adam’da şöyle anlatır:


‘Ankara dışında bir tepenin üzerinde iki katlı, soğuk ve çıplak mektep binasına kapanarak, gece gündüz didinen bu Tek Adam, o günlerde denilebilir ki kaderiyle tek başına boğuşuyordu. Dünyanın en büyük devletlerine karşı çıkmıştır. Yerli yabancı casuslar ortalıkta kol gezmekte, her taşın altında bir yılan kaynamaktadır. 1909’da ‘mektepli keseceğiz’ diyen 31 Mart kaçkını Kör İmam, ‘millici keseceğiz.’ Diyerek yine sahnededir. Ankara Ziraat Mektebi’ne dört yandan azgın bir kin ve düşmanlık dalgası gelmektedir.


Umutsuz gibi görünen koşullara karşın, belirlediği yolda yürüdü. Ölüme mahkum edilerek başına ödül konmuş bir ‘asi’ydi. Kurtuluş’tan sonra söylediği; ‘Ben Erzurum’dan İzmir’e bir elimde silah, bir elimde sehpa öyle geldim’ sözlerinde çok haklıydı, bu söz, o günlerin koşullarıyla tam olarak örtüşüyordu.


En güç koşulda bile ertesi gün zafere ulaşacakmış gibi çalışıyordu. Ziraat Mektebi’nin koridorlarında her zaman hareket, odalarında sabaha dek ışık vardı. Ondaki canlılık, sanki görünmez aktarımlarla, ülkenin her yanında direnen millicilere yayılıyor, onlara güç veriyordu. O günün koşullarını Halide Edip Adıvar şöyle anlatır: ‘Genellikle birkaç saat uyuyabilmek için sabahın erken saatlerinde odalara çekilirdik. Fakat uyumak mümkün olmazdı. Hilafet Ordusu mensuplarının ne zaman bizim yerimizi de basıp, yatağımızda bizi boğazlayacağını tahmin edemiyorduk. Hepimiz yorgunluktan bitkin haldeydik. Mustafa Kemal Paşa’yı o günlerdeki kadar yorgun, üzgün ve bazen de ümitsiz görmüş değildim.’


Yunus Nadi anılarında Ankara’nın bunalımlı günlerinden söz ederken, yaşadıklarını kimi zaman karşılıklı konuşmalar biçiminde aktarır. Yunus Nadi, Ziraat Mektebi’nin Padişahçı ayaklanmayla sarılı olduğu sıradan bir günü şöyle anlatır: ‘Mustafa Kemal sabah ilk iş olarak Emir Subayı Hayati’yi çağırırdı. ‘Gel oğlum, ne varmış şu dosyada? Oku bakalım.’


-Antep’ten bir rapor komutanım.

-Yeni bir şey var mı?

-Amerikan mektebindeki Fransızları püskürtmüşler, fakat düşman karşı hücuma geçerek kente ateş açmış, zarar varmış.

-Not al. Bu durumda tek çözüm yolu Antep’le Urga arasında doğrudan bağlantı kurmaktır.

-Urfa hala sarılmış durumda.

-Garnizona yardım göndermeli. Söyle yapsınlar. Sonucu bana bildir.

-Adana’da Milli Kuvvetler kıyıya yakın bir Fransız savaş gemisini ateşe tutmuşlar.

-En iyi savaş yolu budur. Düşmanı durmadan hırpalamak. İyi etmişler.

-Demirci Mehmet Efe Aydın’dan size selam yollamış.

-Bana hala Mustafa Kemal Paşa Kardeşim diyor mu?

-Evet

-Aferin ona


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 251)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG