15 Mayıs 1921

Bazı köylerin yanmakta olduğunu haber alan İtilaf Devletleri Soruşturma Kurulu, Gemlik'ten Karacaali köyü kıyısına gitti. İngiliz gemisi, sabaha kadar projektörle kıyıyı aydınlattı. Köylüler kıyıya doluşarak Yunan zulümlerinden korunmalarını, İstanbul'a taşınmalarını istediler. Yunan askerleri ile Rum çetelerinin köyü basarak çok miktarda para istediği, 15-20 kişiyi mezarlığa götürerek kurşuna dizdiği öğrenildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İtalyan Dışişleri Bakanlığı görevlilerinden M. Lago, İtalya'nın Antalya Konsolosu'na gönderdiği telgrafta, İtalyan işgal bölgesinde halkın İtalyanlara karşı silaha sarılması üzerine, İtalya Hükümeti'nin Türkiye'ye yollanacak silah ve cephane yüklü geminin gönderilmesini durdurduğunu bildirerek, İtalya aleyhindeki harekatın durdurulmasını istedi; aksi halde Türklerin ödediği 30 milyon Frank'ın ziyan olacağını anlattı. Belçika'nın İstanbul Orta Elçisi Welle'in raporunda Yunan zulümleri. Babıali'nin protestosu, İtilaf komisyonu. Safa Bey'in yakınması, Yunanların da zulüm konusunda Türkleri suçlayışı…


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Akşam: Bekir Sami Bey istifa etti. Royter Ajansı, İstanbul ve Ankara çevrelerinin ortak bir kabine fikrinde olduklarını yazıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Refet Paşa Hazretleri'yle mülakat: Dahili ahval çok iyidir. -Arnavut-Yunan anlaşmazlığı artıyor.


Açıksöz: Arnavutluk'ta bayraklarımız dalgalanıyor. Seferberlik ifan olundu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İlk günden beridir Ankara’da bulunan Refet Paşa Hazretlerini dün, ikamet ettikleri vagon salonunda ziyaret ettim. Harekat-ı milliye başlangıcından bu ana kadar, vatanın dört bucağında en sıkıntılı demlerde bir şimşek sür’atiyle yetişip kargaşalıklar bastıran, asiler tenkil ve düşmanlar def eden muhterem kumandan, birkaç senelik zihni ve bedeni yorgunluğuna rağmen yine şen ve çalak bir faaliyet muhafaza etmekte… Sürat ve şetaret ruhu, bebeğine kadar gülümseyerek ışıldayan iri zeki gözlerinde inikas ediyor. Kendisiyle bundan on sekiz ay evvel bir defa da Konya’da şerefyab oldumdu: O vakitten bu vakite kadar Anadolu ahvalinde tecelli eden safhalar mevzubahis olduğu sırada:


-Şimdi ahval-i dahilliyemizi nasıl buluyorsunuz Paşa hazretleri? Diye sordum.


-Ahval-i dahiliyeyi çok iyi ve memleketi, hükümeti her zamandan daha kuvvetli görüyorum, ahval-i dahiliyesi itibariyle bu memleket hiçbir zaman bu kadar kuvvetli olmamıştı.


- Paşa Hazretleri, Yunanlılar – bazı ecnebi matbuatta okuduğumuza göre – yeni bir taarruza geçmek üzere olduklarından bahsediyorlar. Bu teşebbüslerinde muvaffak olabilecekler midir?


- Her insan, her istediği zaman taarruz edebilir. Fakat taarruz etmek istemek, muvaffakiyetli bir taarruz yapmak demektir. Halbuki ben son kavgalardan sonra Yunanlıların böyle bir taarruzda muvaffak olmalarına imkan görmüyorum. Evet Yunanlıların muvaffakiyetli bir taarruz ihtimali her halde daha pek çok zaman için mevzubahis olamaz. Fakat daha yakın zamanlarda daha başka şekilde askeri vaziyetlerin hudusu ihtimalini, kuvvetle nazarı dikkate almak lazım. Her halde bugün karşı karşıya iki ordu var. Bu iki ordunun yapmak istediği ve yapacağı muhtelif vazifeler olabilir. Bunları yakın bir ati bize gösterecek. Bu yakın atide de Yunan ordusuna düşen hisse, son kavgaların mucip olduğu maddi ve manevi büyük boşlukları doldurmaya çalışmak olacaktır. Bir ordu için manevi boşlukları doldurmak, her halde en güç şeydir. Sokaktan toplanan insanlar elbise giymekle asker olmaz, harp edecek bir hale gelmez, bilhassa taarruz edemez. Yunan ordusunun doldurmak mecburiyetinde bulunduğu maddi boşluklardan en mühimini teşkil eden zabit noksanını da kolaylıkla ikmal edemeyeceğini düşünmek lazım. Onun için Yunanlılar daha hayli müddet bu işlerle ciddi surette uğraşmak ihtiyacındadırlar.


-Memleketimiz etrafında efkar-ı cihanın şu son zamanlardaki vaziyetini ne merkezde görüyorsun Paşa Hazretleri ?


-Ben en buhranlı günlerde bile memleketin mes’ut bir atiye mutlaka kavuşacağı hakkındaki ümidimden hiçbir şey kaybetmedim. Bugün ise her zamandan daha fazla ümit ve iman ile yaşıyorum. Uzun zamanlar fena insanların Anadolu’da hazırladığı karışıklıklar artık unutuldu. Memleket baştan başa aynı ümit, aynı emelle mutlak ve tam bir istiklale kavuşmak imanıyla el ele vermiş halde… Ne uzaktaki düşmanlarımızı ne de yakındaki fena düşünen kimseler, artık bizim fena insanlar olduğumuzdan bahsetmiyor. Anadolu’da her emri meta-ı meşru bir hükümet mevcut. Hiçbir zaman Anadolu’da bu kadar kuvvetli bir hükümet eli, kendini hissettirmemişti. Bila-istisna hemen herkes halinden memnun. İstanbul’dan ümitli. Tekmil bu sebepler ve harici diğer birçok esbap daha, yakında belki de ümit edilemeyecek derecede bir kolaylıkla milli ve vatani gayelerimize mutlak ve tam bir istiklalle kavuşacağımız hissini bana veriyor!...İstikbal hakkında kat-i bir şey söylemek elbette mümkün değil, fakat o istikbal ne şekilde tecelli ederse etsin, millet ve yetiştirdiği ordusu, emellerini elde edebilmek için her şeyi yapmaya karar vermiştir. Ona da hazırdır.


Gayet kanaatbahş ifadeleri ruhu takviye ediyordu. Kendisine teşekkür ederek yerimi diğer ziyaretçilerine terk ettim.


İSTİKLAL YOLUNDA (7. CİLT) / NECAT BİRİNCİ- NURİ SAĞLAM / 244-245-246


Nurettin Gülmez Anadolu’da Yeni Gün kitabında gazetenin ‘Halkçılık ve Köycülük’ hakkında görüşlerini anlatıyor:


Kurtuluş Savaşı öncesinde İstanbul’da hazine 4 milyon maaş vermek durumundaydı. Bu, İstanbul’da Müslüman halkın çoğunluğu hazinenin, yani köylünün vereceğiyle geçinecek demekti. Köylü büyük bir yolsuzluk olduğunun farkındaydı. Bir tarafta ‘köylünün verdiğiyle geçinen memur sınıfı, diğer tarafta geleceği ile ilgilenen kimse olmayan koca bir halk. Köylü, devlet teşkilatını kendinden görmemekteydi. Çünkü o teşkilat, köylüden para alan bir heyetten başka bir anlam taşımamaktaydı. Köylüye göre hükümet teşkilatı geniş bir darüllaecezedir.’ Onun için köylüleri iş başına getirmek bir zorunluluktur.


Burjuvalar için devletin anlamı, şahsın hürriyet ve mülkiyet hakkını korumaktır. Herkes aynı derecede kuvvetli, zeki, zengin ve gelişmiş olsaydı, bu değerlendirme doğru olurdu. Böyle olmayınca fakir ve güçsüzler, zengin ve kuvvetlilerin isteğine bırakılmış olur. İnsanlık tarihi ise, her türlü baskıdan, sefaletten, cehalettin ve fakirlikten kurtulmak isteyen insanların mücadelesi ile doludur.


Türkiye sosyal bir idareye muhtaçtır. TBMM’nin bir görevi de, her hangi bir sistemin esiri olmayan hür ve mesut bir Türkiye’yi yaratmaktadır. TBMM’nin şu köhne idareye bir son vermesi gerekir. Seçimlerle köylüyü iş başına getirecek düzenlemeler yapılmalı, bütçenin önemli bir kısmı yerel yönetimlere bırakılmalı, sendikacılık teşvik edilmeli gibi teklifleri Mahmut Esat Bey sıralamaktadır.


(Kaynak: Anadolu’da Yeni Gün / Nurettin Gülmez / Syf 276)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG