15 Nisan 1921

Koçkiri Aşireti üzerine 11'de başlayan hareket devam ediyor. Bazı köyler isyancılarla birlikte doğuya çekiliyor. Merkez Ordusu birlikleri 400 koyun, bol miktarda zahire ve erzağa el koydu. Koçkiri zaptedildi


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Balıkesir ve Adapazarı bölgesinde üç defa ayaklanarak Ankara Hükümeti'ni oldukça uğraştırmış olan Anzavur Ahmet, Rahman adında bir Arnavut tarafından Biga'da öldürüldü. Anzavur'un adamlarından birinin Rahman'ın karısının ırzına geçtiği, cinayetin bu nedenle işlendiği bildirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Ayasofya Camii'nde İnönü şehitleri için mevlit okutturuldu. Abdülmecit, Şeyhülislam Nuri Efendi ve diğer devlet ileri gelenleri de mevlitte hazır bulundu.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


2,5 ay önce Yunanistan'ın Atina'daki askeri genel karargahına atanmış olan Guvelis, kızgınlıkla istifa etti. Bugün subayları toplayarak veda eden Guvelis, Anadolu'da Türk ordusunun yok edilmesi için 6 doğum erin seferber edilmesini istemiş, fakat bu kabul edilmemişti. İkinci İnönü yenilgisi de Guvelis'in moralini bozmuş bulunuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Gece, şerefine verilen bir ziyafetten sonra Afgan Elçisi Sultan Ahmet Han ve elçilik kurulu, Samsun'dan Ankara'ya hareket etti. Bekir Sami Bey başkanlığındaki Türk kurulu, Samsun'da törenle karşılandı. Bekir Sami Bey, belediye alanında toplanan halka bir konuşma yaptı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Belçika Orta Elçisi De Welle'in raporunda Oşida'nın İstanbul'a gelişi yorumlandı: Osmanlı İmparatorluğu Japonya için verimli bir pazar olabilir. Japonya böylece Sovyetler'i kontrol imkanını bulabilir. Japonların Avrupa siyasetine karışmaları endişe vericidir. Oşida Turan ırkından gelen Türklerle Japonlar arasında bir bağ kurdu. İstanbul'da sempatiyle karşılanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Hani Yunan ordusu için Anadolu milli hareketi bir içim su idi? Konstantin'in saltanatı çamura düştü. İşte şimdi kuşa döndün Tino (Konstantin)


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)



Zafer coşkularına rağmen gerçeği kabul etmelidir; İkinci İnönü Savaşı, Anadolu’daki Yunan iddialarına son vermemiştir. Yunan Ordusu, esasen harekatı sürdürmek suretiyle, kimsede şüphe bırakmamaktadır. Ertuğrul’un Söğüt’teki mezarına saygısızlık edilmiştir, yakılmış olan Yenişehir’i halk terk etmiştir, Bilecik de “ kelimenin tam anlamı ile toz duman” edilmiştir. Eskişehir’deki, İsmet’in karargahı, simgesel olarak, Batı’dan gelen ve geldikleri köy veya şehirlerine göre ayrılarak büyük çadırlara yerleştirilmiş mültecileri barındıran merkeze yakındır. Fransız kadın gazeteci Berthe Georges-Gaullis’e göre, “ bu devirde Anadolu’ya yapılan bu yeni saldırı, Anadolu’nun orta sınıf halkı, şehirlisi ve köylüsü için acı bir derstir” Ölmek gerekiyorsa, bunu kendi halkı için yapmalıdır.


Silah başına, her türlü silah başına


Bununla beraber, şehirli halkın böyle geç katılmış olması, kuzeyde Yunanlıları aşmak ve onları İstanbul’dan ayırmak için karşı saldırıya geçmiş olan Türk birliklerinin başarılarının önde gelen sebebi değildir.


“ Dünya sadece ışık ve böceklerin hışırtısıdır. Sakarya’yı üç noktadan sallarla aşıyoruz, baskınla Adapazarı’nı alıyor ve Sapanca gölünün kamışlıklarında geçerek İzmit’in doğusundaki kumaş fabrikasına yaklaşıyoruz. Düşman denizden ve karadan çekilerek gece vakti İzmit şehrini boşaltıyor ve Bursa’ya çekiliyor”


Ankara’da mali durumun düzelmesi de, askeri bakımdan kalkınmayı izaha yetmez. Tabiatiyle, Berlin’de bazı borsa kayıplarından dolayı azalmış olan ilk bütçenin yapılması, iç rahatlığı verir ve kendine gelmelerini sağlar. Ermenilerden elde edilmiş olan silah ve mühimmat, Moskova’nın vermeye başladıkları veya Eskişehir’de, eski demiryolu atölyesinde hummalı bir şekilde yapılmakta olanlar, başarı iddialarını desteklemektedir. Ama gerisi maalesef yavaş yavaş gelmektedir; üniforma yoktur, pabuçlar kötüdür, nakliye imkanı ve topçu azdır.


İtici güç, şüphesiz maneviyatın yüksekliğidir. Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra her şey değişmiştir. Artık kimse, düğün bir ordu kurulmasının imkansız olduğunu söylemeye cesaret edememektedir.


İkinci İnönü Zaferi’nin ertesinde, yeni bir merhale aşılmıştır. Güveni yerine gelmiş olan halk: “ gerekli her türlü görevi ve fedakarlığı yapmaya hazırız diye bağırmaktadır.


1921 Nisan’ının son günlerinin birinde, Prenses Sabiha babasını uyandırır “ Gitti “ de ve ona Faruk’un Sultan’a hitaben yazdığı mektubu uzatır: “ Osmanlı kanından gelen bir prens olmam bana Anadolu’ya gidip Osmanlı askeri olarak hizmet etmemi emreder” Vahdettin “ Neden bunu yaptı? Yerin kulağı var” diye haykırır. Bir süvari kıyafeti için doğmuş izlenimi veren genç Prens Faruk, hem fazla gözü peklik ve hem de ciddiyetsizlik teşkil etmeyen bir koyun tüccarı kıyafetine bürünmüş olarak bir gemiye biner ve temizlik malzemesi odasına saklanarak polis kontrolünden kaçar.


İnebolu’da halk, genç adamı taşkınlıklarla karşılar; pek çok kimse yolcunun Abdülmecit veya Sultan olduğunu düşünür. Faruk’un hiç tanınmışlığı yoktur, ama ince, zarif ve yumuşak bakışları ile bir Osmanlı Prensine yakışan cazibesi vardır. Kemal’in “ Vatansever göreviniz İstanbul’a geri dönmektir” mesajını aldığında, seyahatten, korku ve alkışlardan hala şaşkın haldedir.


Kemal’in artık, Hanedanın güven tanıklığına ihtiyacı yoktur; aksine ona güvenmemektedir. Ordudaki saltanat yanlılarını harekete geçirecek ve Vahdettin gibi hain muamelesini hak etmeyecek kadar yeterince cesur ve milliyetçi olan bir Hanedan üyesinin varlığını reddetmekten başka türlü davranabilir mi idi?


Sanki tesadüfenmiş gibi Veliaht ile sürdürdüğü bu sıkı ve esrarlı ilişkiye Sakarya’nın ertesinde kesin olarak son verir.


24 Aralık 1921 de gizli oturumda, Meclis Prens Abdülmecit’ten gelen bir mektubu ele alır. “ Efendiler, diye başlar Kemal, Prens Abdülmecit, daha önce şahsen bana birçok mektup göndermiştir, hepsi de çelişkilerle dolu idi. Ona, benim şahsımın önemli olmadığı, benimle ilişki kurmasının bir işe yaramayacağı cevabını verdim. Milletimizin temsilcilerinden teşekkül eden Meclis’i tanımalısınız ve sadece onunla ilişkide olmalısınız (…) Bugün gelen mektup, doğrudan Büyük Millet Meclisi Başkanı’na hitap etmektedir (…) Evet, doğru işittiniz, Büyük Millet Meclisi”


Veliaht hayranları ile onun hala İstanbul’da olmasını kınayanları tartışmalarıyla başbaşa bıraktıktan sonra, Kemal tekrar söz alır; “ Yüce Meclisiniz bu mektubun tehlikelerini avantaja çevirebilir, bütün millete bu mektubun, kendisinin yegane temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’ne hitap ettiğini bildirmek gerektir”


Abdülmecit artık sadece bir yansıtan, Büyük Millet Meclisi’nin meşruiyetini yansıtandan başka bir şey olmamalıdır. Bu simge halen hizmet verebilir, Kemal bunu bilmekte, kullanmakta ama saltanatın varisini Anadolu’ya gelmeyip hatta tam aksine 1920 yılından farklı olarak, İstanbul’da kalması kaydıyla kullanmakta da tereddüt göstermemektedir. Büyük bir siyasetçi olmayan Abdülmecit, Ankara’nın Efendisi’nin kendisi için biçmiş olduğu rolü anlamış mıdır acaba? Herhal ve karda, Meclis 1922 sonuna kadar bir daha konuşulduğunu duymayacağı Veliaht’ın mektubuna cevap vermez


KEMAL ATATÜRK BATININ YOLU / ALEXANDRE JEVAKHOFF ( Çeviri Zeki ÇELİKKOL)


Populas ava giderken avlandığı İnönü Harekatı sonrası duyduğu kaygıyı 15 Nisan 1921 günü Atina’ya gönderdiği bir raporda da belirtilmektedir:


‘Mustafa Kemal’in kuvvetleri bugün 88.000 insan, 250 top ve 316 makineli tüfeğe yükselmiş olup, yapılan tahminlere göre 23-28 Mayıs’a kadar bu kuvvetten 70.000 insan, 200 top, 280 makineli tüfek cephelerimize sevk edilebilir ki, bunun ancak 47.000’i muhariptir. Bu tarihe kadar yapılacak bir harekatta kullanılacak üç kolordu (yedi tümen ve her tümenin mevcudu 13.000), toplam olarak 100.000 insan (55.000’i muharip) ve 283 makineli tüfek yeterli olacaktır. Bu hesap 15 Mayıs’a kadar yapılacak taarruz için geçerlidir. Türklerin asker toplamaya devam ettikleri, silahlarını bütünlemeye ve teşkilatını takviyeye çalıştıkları öğrenilmiştir. Bu sebeple, teklif edilen müddet geçirtilecek olursa daha fazla kuvvete ihtiyaç duyulacaktır.’


Yunanların temel istihbarat gereksinimini karşılayan İngiltere’nin İstanbul’daki işgal komiserliği gerçekten de iyi çalışmıştır. Ordu Kurmay Başkanı Albay Pallis muharebe sırasında İzmir’de olduğundan 3.Kolordunun zayiat raporlarını ancak inceleme fırsatı bulmuştur: ‘İnanılmaz! Üniforması bile olmayan bir ordu bunu nasıl yapabildi?’


Pallis de birkaç ay içinde savaşları üniformaların değil, içindekilerin kazandığını anlayacaktır.


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 60)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG