16 Ağustos 1920 Pazartesi

Genelkurmay Başkanı İsmet Bey, gönüllü teşkilatının Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmasını önerdi. Verdiği raporda gönüllülerin eğitim ve disiplin yönünden düzensizlik gösterdiklerini belirten İsmet Bey, bunlar düzenli teşkilata bağlanmadan yeni gönüllülerin silah altına alınmamasını da istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 177)


Açıksöz: San Remo (Sevr) Anlaşması barış değil, gaddarca bir idam hükmüdür. Avrupa hükümetlerinin elinde emperyalizm ve kapitalizm gibi iki zalim ve gaddar bomba vardır. Hakan esir, kabine bir kukla, oyuncak. Hayır bu idam hükmünü hiç bir zaman kabul etmeyeceğiz. Sizin tahakküm ve istibdadınızın son bulacağı zaman pek yakındır. İkdam'da Joumal d'Orent'ın Ankara muhabirinden aldığını belirttiği yazı: Kuvayı Milliye'nin serseribaşısı, Ankara'da Tüccar Hüseyin Bey'den zorla aldığı 1 2 odalı, İstanbul'daki köşklere benzeyen bir evde oturuyor. Mustafa Kemal, Trablusgarp harbinde bir gözünü kaybetmiş olduğundan her sabah cam gözü sakat gözüne yerleştirir, önce Peyamı Sabah'la Alemdar'ı okur, Avrupa barlarında ün salmış İvon Veusan adındaki kadını yanına getirtmiştir. Kadının parmaklan, halka yükletilmiş olan vergilerle sağlanmış kıymetli yüzüklerle süslüdür. Bu kadın belki de Anadolu'nun kaderini elleri arasında tutmaktadır ...


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 177)


Ulusal Direniş’ten yana iki taşra gazetesi ise, Sevres Antlaşması’nı sert biçimde eleştiriyolardı. Örneğin 16 Ağustos 1920 trhli Açıksöz gazetesi bütün bir sayfayı kapsayan başyazısında, ‘bu muahede sulh değil gaddarane bir hükm-i idamdır.’ Başlığını kullanarak, Batılı devletlerin Doğu’da izledikleri politika hakkında şunlara değiniyordu: Avrupa hükumetlerinin elinde empeyalizm ve kapitalizm gibi iki zalim ve gaddar bomba vardır, bunları kendileri dışındaki bütün ulusların alt üst olmaları için kullanıyorlar, Türkiye’ye karşı da bunun uygulanma hazırlığı yapılıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın ruhu, esas amacı Türkiye’nin parçalanmasıdır. Yapılmakta olan kavganın esas nedeni Mısır, Irak, Elcezire, Suriye, Trakya ve son olarak da Anadolu’nun sömürülmesidir. Başyazıda bundan ayrı olarak Sevres Antlaşması’nın bir ’vesikai dagr’ olduğu, bununla imparatorluktan bir takım ülkelerin, özellikle Arap dünyasının ayrılmasının sağlandığı ileri sürülüyor, bu kadarla yetinilmeyerek, barış antlaşamasıyla Türkiye’nin can damarlarının kesilmek istendiği, özgürlük ve bağımsızlığının çiğnendiği üzerinde durularak, işgaller ve emperyalist diğer düzenlemeler için şu görüşler ileri sürülüyordu:


‘Hakan bir esir, kabine ve hükumet bir kukla… Yalnız bu kadar mı? Anadolu’ya sıkıştırdıkları Türkleri Şark’tan diğer Asya’daki Türklerle, Cenup’tan, Yunanlılar teslih ediliyorlar. Garp’tan Yunanlıları teslih ediyorlar, denizleri kapıyorlar, mahreçlerini tıkıyorlar… Bu şerait altında yaşayacak ve yükseleceksiniz diyorlar. Hayır… Bu sarih idam hükmünü biz hiçbir zaman kabul edemeyeceğiz… Sizin tahakküm ve istibdadınızın nihayet bulacağı zaman pek yakındır.’


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı’nda Türk Basını / İzzet Öztoprak / Syf 211)


Paul Demont Mustafa Kemal kitabında anlatıyor:


Dış işleri Halk Komiseri Çiçerin’in 3 Haziran tarihli mektubu görseldedir.


Çiçerin’in bu mektubu Ankara’da gerçek bir soğuk duş etkisi yapmıştır. Moskova öyle şartlar ileri sürmüştür ki, buna verilecek uygun cevap görüşmelerin kesilmesi olabilir. Bununla beraber, uzun uzadıya düşündükten sonra Mustafa Kemal esnek bir siyaset sergilemeyi seçmiştir. Zira Anadolu, içinde bulunduğu durum dolayısıyla Rus yardımından vazgeçemez. Mustafa Kemal Haziran sonunda Çiçerin’e Ankara hükumetinin geçici olarak Ermenistan’a askeri müdahaleden vazgeçtiğini ve hudut sorunlarını çözümlemek için Sovyetler Cumhuriyeti’nin işbirliğine güvendiğini yazmaktadır.


Bu çok nazik mektuplaşmanın arkasında belli belirtisiz ortaya çıkan esas sorun Kars, Ardahan, Batum vilayetlerinin kime gideceğini ve Türk Ermeni hududunun nereden geçeceğini bilmektir. Her ne kadar hudutlar sorunu henüz çözümlenmekten uzaksa da, Sovyetler Cumhuriyeti, bir iyi niyet gösterisi yapmakta gecikmeyecektir: Temmuz başlarına doğru Rus altınının Bolşevik Hükumeti temsilcisi Upmal Angarski’nin nezaretinde yola çıktığı öğreniliyordu. Müttefik istihbarat servislerini korkutan Sovyet Rusya’ya karşı sevgi gösterileri ülkede hızla artmaktadır.


Müttefikler, Sevr’in çeşitli maddelerini düzeltme gayreti içinde iken, Kemalist Türkiye Bolşeviklerle sanki aynı doğrultuda imiş havasını veriyordu. Bu Türk-Sovyet balayı, ilk Bolşevik kafilesinin Ağustos ayında Türk hududuna gelmesiyle doruk noktasına varacaktır. İstenmiş bulunana nisbetle pek düşük olan 400 kilo altındır sadece gelen, ama Kemalistler için adeta ümit edilmeyen bir yardımdır bu. Zaten Ruslar, tüfek, makineli tüfek, top, mali yardım, tıbbi malzeme gibi geriye kalanların şartlar elverdiğinde gönderileceğini vaad etmiştir.

Kemal nereye kadar gidecektir? Sevres Antlaşması’nın imzasından bir müddet sonra, Milli Hareketin Başı, Fransa’nın büyük günlük gazetelerinden biri olan Le Journal’ın muhabirine şöyle söylemiştir: ‘Bütün İslam dünyası arkamdadır ve daha da büyük bir müttefik yanımdadır.’


(Kaynak: Mustafa Kemal / Paul Demont / Syf 63)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG