16 Ağustos 1921


Ciddi bir karşıkoyma ile karşılaşmayan Yunanlılar ilerlemeye devam ediyor. Bugün iki tarafın atlı kuvvetleri karşılaştı ve Türk atlıları, bazı köyleri işgal etmesinden sonra yunanları durdurdu. Mihalıççık ve Emirdağ Yunanların eline geçti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Batı Cephesi komutanı İsmet Paşagrup ve tümen komutanlarına verdiği emirde geri çekilmeye mecbur kalan her birliğin en yakın örtü gerisinde tanzim olunmasını ve yeniden cephe yapılmasını istedi. Komşu kıtanın çekilmesinin diğer kıta için çekilme sebebi sayılmayacağını bildiren İsmet Paşa emir almadan geri gitmenin her kıta ve kumandan için felaket olacağının bilinmesini de istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Mustafa Kemal Ankara’ya döndü. Başbakanlıktan Genelkurmay’a gönderilen yazıda, kaburga kemiklerinden birinin kırık olduğu ve yarın akşama doğru karargahta olacağı bildirildi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiliz milletvekili Guinees avam Kamarası’nda hükumetinin Anadolu için uyguladığı siyaseti eleştirdi. Bu siyasete büyük armatör ve dört beş ülkede silah sanayiini denetim altın almış veya almakta olan Sir Basil Zaharof’un yön verdiğini söyledi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Başbakan’ın konuşması: Türk ayaklanmasını bastırmak için Anadolu’nun dağlık bölgelerine kadar İngiliz askerleri gönderilemeyeceğine göre tek çıkar yol, Yunanlara Türkleri sonuna kadar vuruşturmaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Halide Edip (Adıvar), Mustafa Kemal'e telgrafla başvurarak cephede gönüllü olarak savaşmak istediğini bildirdi. Yarından sonra kendisine verilecek cevapta, Batı Cephesi'nde görevlendirildiği bildirilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yenigün: Büyük muharebelerin başlangıcındayız. Zafer bizimdir. -Muzaffer olmak için her şeyi feda edeceğiz


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


İngiltere Başbakanı Lloyd George, bütün Parlamento kürsüsünden şunları söyledi:


‘Kemalist ayaklanmayı bastırmak için Anadolu içlerine dek İngiliz askerleri gönderilemediğine göre, bir tek yol kalmıştı: Bu tek yol iki tarafı sonuna dek vuruşturmaktır.’


İngiltere Başbakanı baklayı ağzından çıkarıyordu. İki taraf sonuna dek vuruşacaktı. İngiliz Genelkurmayının hazırladığı raporlar, Atina’dan ve İstanbul’dan gelen bilgiler Yunanların kolayca Ankara’ya ulaşacaklarını gösteriyordu. Üstelik Yunan ordusu iki gündür Ankara’ya doğru yürüyordu. Artık Türklerin dışarıdan askeri yardım almalarına ne zaman kalmıştı ne de olanak. İki aya dek Ankara çoktan alınmış, Mustafa Kemal ve ordusu çoktan yok edilmiş olacaktı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 69)


Albay Selahattin Adil komutasındaki 2.Grup döküntüler vererek Sakarya mevzilerinin sol kanadına doğru yürürken, Yunan Küçük Asya Ordusu da Sakarya mevzilerine doğru yürüyüşünü sürdürüyordu. Korgeneral Papoulas gece verdiği emirde, Kolorduların sabah saat 5’de ileri karakol çizgisini aşacak biçimde yürüyüşe başlamalarını istemişti. Yürüyüş belirtilen saatte başladı. Zaman zaman Türk örtme birliklerinin ateşiyle karşılaşılıyor, zayıf örtme birlikleri geriye itildikten sonra yeniden yürüyüşe başlanıyordu. Türk süvarilerinin sataşmalarını savuşturmak kolay olmuyordu.


Ankara yürüyen Yunan savaşçıları belki bugün ilk kez değişik doğa koşulları içine girmekte olduklarını seziyorlardı. Toprağın yapısı değişmiş kumlu bir gözünüm olmuştu. Yunanlı savaşçılar tepelerindeki Ağustos sıcağının yakıcılığını susuzluktan kuruyan dudaklarıyla tattılar. Yanlarında getirdikleri su bitince kızgın çöl ortamına girdiklerini anladılar. Su yoktu. Dinlenme verildiğinde gölgesine sığınılacak bir tek ağaç bulunamıyordu.


Ağustos güneşi Yunan savaşçılarının enselerini kavuruyordu. Ankara’ya doğru atılan adımlar giderek ağırlaşıyor, güneş çarpmasının belirtileri yaygınlaşıyordu. Genel bir yorgunluk baş dönmesi solunum güçlüğü ve yürek darlığı ile kendini belli ediyordu güneş çarpması. Kimi savaşçıların güneş çarpması tehlikeli sayılan cinstendi. Çarpıntı hızlı solunum ve ter kesilmesiyle başlıyordu. Ateş 40 dereceyi buluyor ardından savaşçı komaya giriyordu. Yunan savaşçıları alışık olmadıkları bir iklime giriyorlardı. Gündüzleri güneşten kavrulacak geceleri soğuktan titreyeceklerdi.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 69)


Halide Edip ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ kitabında anlatıyor:


Durum çok korkunç bir hal alıyordu. Yüz bin kişilik Yunan Ordusu bütün mühimmatı ve levazımı ile Ankara'ya gelmek istiyordu. Hatta, Ankara'da bazı İngiliz zabitlerine ziyafet vereceklerini söyleyerek onları davet etmişlerdi. Türk ordusu yirmi beş bin kişilikti. Henüz bir mağlubiyet geçirmişti. Ateş kuvveti Yunanlıların yarısından azdı, nakil vasıtaları çokm kıttı, silahları değerce düşüktü. Bu son teşebbüstü. Ya son bir taarruza geçmek ya da mahvolup gitmek gerçeği ile karşı karşıyaydı. Fakat bizler o günü görmeyecektik. İşte garip bir surette " ben" denilen şeyin tamamen milletin içine karışmış olduğunu en fazla o zaman hissettim. Millet göçerse ben de onlarla beraber gitmek istiyordum. Bence kendimin, bir küçük parça olmamın hiçbir önemi yoktu.


Onaltı Ağustos'ta Mustafa Kemal Paşa'ya Telgraf çekerek gönüllü olmak istediğimi yazdım. Beni Garp Cephesine tayin eden bir cevap aldım. Sureti Aşağıdadır.

Halide Edip Hanımefendi Hazretlerine

Aceledir.

Garp Cephesi


Ordu safları arasında vatanımızın müdafaasına fiilen iştirak için şiddetli arzu ile vuku bulan müracaat-ı vatanperveraneleri orduca memnuniyetle telakki olundu. Hizmet-i fiilliye-yi askeriyeye kabul ve Garp cephesine memur edildiğinizi tebliğ ederim. Keyfiyet cephe komutanlığına da şi'ar kılındı. İlk vasıta ile cephe karargahına müracaat ve oradan vazifenizin telakki buyurulması rica olunur.


BAŞKUMANDAN MUSTAFA KEMAL


(Kaynak: TÜRKÜN ATEŞLE İMTİHANI / Halide Edip Adıvar / Syf 231)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG