16 Mart 1921

Türk-Sovyet Dostluk ve Yardım Anlaşması: Türkiye adına Ali Fuat Paşa, Yusuf Kemal Bey ve Rıza Nur; Sovyetler adına Çiçerin ve Rusya Merkez Yürütme Komitesi üyesi Celal Korkmazof tarafından imzalanan, bir önsöz, 16 madde ve 3 ekten oluşan anlaşmaya göre, Sovyetler Misak-ı Milli'yi tanıyor. Çarlık ile Osmanlı Devleti arasında yapılmış anlaşmalar kaldırılıyor, iki ülkenin birbirine yardım edeceği, birinin tanımadığı anlaşmayı diğerinin de tanımayacağı, genel savaştan kalmış tutsakların karşılıklı geri verileceği hükümleri getiriliyor. Alıp verilen mektuplara göre de Sovyetler Türkiye'ye her yıl 10 milyon altın Ruble yardımda bulunacak, taraflardan biri, diğeri hakkındaki politikasında değişiklik yapacağı zaman bunu haber verecek. Anlaşma Ankara Meclisi'nce 21 Temmuz'da onaylanacaktır. Sovyetler'le ilişki kurma girişimi 26 Nisan 192o'de Mustafa Kemal'in Lenin'e gönderdiği mektupla başlamış, 5 Mayıs'ta yapılan ilk Bakanlar Kurulu toplantısında Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey'le İktisat Bakanı Yusuf Kemal Bey, Sovyetlerle görüşmeye memur edilmişlerdi. Dostluk ve Yardım Anlaşması 24 Ağustos 1920' de parafe edilmiş ise de imzası gecikmiş, ı Aralık 1920' de Büyükelçi olarak Moskova'ya hareket eden Ali Fuat Paşa'nın ardından Yusuf Kemal Bey ile Rıza Nur anlaşmayı imzalamakla görevlendirilerek Moskova'ya gönderilmişlerdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Dışişleri Bakanı Bekir Sami Bey, Londra'da İngilizlerle tutuklu değişimi konusunda bir anlaşma imzaladı. Anlaşmaya göre, Ankara Hükümeti'nin rehin tuttuğu İngilizlerin serbest bırakılmasına karşılık, İngilizlerin Malta'da tuttukları 118 Türk'ten 64'ü bırakılacak. Ankara Hükümeti, anlaşmayı onaylamayacak, daha sonra bütün Malta tutuklularının serbest bırakılması İngilizlere kabul ettirilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Bekir Sami Bey, İngiliz Başbakanı L. George ile görüştü. L. George, Türklerin Musul bölgesinde karışıklık çıkarmak isteyişinden yakındı, bundan vazgeçilmezse Yunanlılara yardım etmek zorunda kalacaklarını söyledi. Sevr Anlaşması konusunda Ankara ile şimdilik bir anlaşmaya varamadıkları için Yunan saldırısının her an başlayabileceğini haber verdi. Bekir Sami Bey, Türk delegelerine karşı gösterdikleri tutumdan ötürü teşekkür etti. L. George, kendisine veda ziyaretine gelen ve gösterilen konukseverliğe teşekkür eden Tevfik Paşa'dan da Müttefiklerin önerilerine bir an önce cevap verilmesini istedi. Müttefiklerin Yunan saldırısını önleme olanağı bulunmadığını ileri sürdü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Yaklaşık bir yıldır süren görüşme ve yazışmalardan sonra Sovyet Rusya, İngiltere ile bir ticaret anlaşması imzaladı. Buna göre taraflar birbirlerine düşmanlıktan da kaçınacaklar. Anlaşma, Sovyet Rusya'nın İngiltere tarafından tanınması anlamına da geliyor. İngiliz-Sovyet Ticaret Anlaşması Ankara' da, Sovyetlerin Türk-Fransız anlaşması karşısında duydukları kuşkulara benzer kuşkularla karşılanacaktır. Sovyetler, bunda Türkiye'nin zararına bir husus olmadığını bildireceklerdir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Düşmanın deniz faaliyetlerini gözetlemek ve vurmak, deniz ulaştırmasını kolaylaştırmak amacıyla Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı Bahriye İzci (BİZCİ) Grubu kuruldu


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Hakimiyeti Milliye: Acı bir yıldönümü. İstanbul bugün işgal edildi. 16 Mart, dini ve milli mücahedemizi takviye eden bir matem günüdür. -Macaristan' da ihtilal tertibatı. -Atina'da yeni bir ihtilal hazırlığı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Gayei Milliye: Bazı aşiret ileri gelenlerinin Sivas Valiliği'ne yazdıkları bağlılık yazısı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan)


Londra Konferansı’nın sona erdiği 12 Mart’tan yalnızca dört gün sonra imzalanan Moskova Antlaşması, İtilaf Devletlerine verilen en etkili yanıttı. Prof. Jöchke’nin deyimiyle “Ruslarla 200 yıl süren savaşlardan sonra Türkler için ihtilalci bir girişim” olan bu anlaşma,, Sovyetler Birliği’yle karşılıklı çıkar ve güvene dayalı, sınır sorunlarını çözen kalıcı bir yakınlaşma sağlıyordu. Birinci İnönü Savaşı, Ankara’nın gelişen gücünü göstermiş, Türkiye’nin geleceğine artık İstanbul’un değil, Büyük Millet Meclisi Hükümetlerinin egemen olacağını herkese göstermişti.


Ulusal kurtuluş hareketlerine yardımı, dış politikasının temeline yerleştirmiş olan Sovyetler Birliği, Anadolu direnişine başından beri yardım yapıyordu. Ancak, İnönü Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği, ilişkileri daha çok geliştirmeye yöneldi. Moskova Antlaşması’yla, Sovyetler Birliği güney sınırını güvenliğe kavuştururken; Türkiye, ilişkileri devletler arası ilişkiler düzeyine çıkarıp, gereksinim duyduğu silah ve para yardımını arttırmış oluyordu. Moskova Antlaşması, aynı zamanda Ankara’nın kuzey komşusu tarafından Anadolu’nun kalıcı ve tek temsilcisi olarak kabul edildiğinin göstergesiydi. 1920’de silahın yanı sıra 200.6 kg. külçe altın olan Sovyet yardımı, 1921 yılında 33 bin 275 tüfek, 58 milyon fişek, 327 makineli tüfek, 54 top,130 bin top mermisi, 1500 kılıç ve 2 hücumbot (muhrip) çıkarıldı. Ayrıca Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti; 30tank petrol, 2 tank benzin ve 8 tank gazyağı bedelsiz olarak Kars’a gönderildi.


16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşmasında “ emperyalizme karşı mücadelede” dayanışma içinde olunacağı söyleniyor ve “ birbirinin karşılaşacağı her zorluğun diğerini dolaysız ilgilendirdiği” belirtilerek; “ her iki milletin karşılıklı çıkarlarına dayalı ve sürekli” olmak üzere, bir “dostluk ve kardeşlik antlaşması” imzalandığı açıklanıyordu. “ Taraflardan biri diğerinin tanımadığı hiçbir uluslararası anlaşmayı tanımayacaktı” Sovyet Hükümeti, Ankara’nın Misakı Milli olarak belirlediği sınırları” Türkiye olarak kabul ediyor”, Gümrü Antlaşması’yla belirlenen kuzey sınırını, “küçük değişikliklerle” onaylıyordu. Sovyet Hükümeti, Sevr Antlaşmasını kabul etmiyordu. Osmanlı Sultanlığı ve Rus Çarlığı arasında yapılan anlaşmalar, “tarafların çıkarlarına uygun düşmediği” için tümüyle hükümsüz sayılıyordu. Sovyet Hükümeti, “Ankara’nın kapitülasyonları kaldırılmasını kabul ediyordu.” Her iki hükümet, “kendi toprakları içinde diğerinin zararına çalışacak” herhangi bir örgütün kurulmasını yasaklıyordu.


MUSTAFA KEMAL VE KURTULUŞ SAVAŞI (ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM 1) / METİN AYDOĞAN / 331-332


Hakimiyet-i Milliye’nin Ulusal Direnişin amaçlarını açıklayan yukarıdaki yazısına karşın Vakit gazetesi 16 Mart 1921 tarihli sayısında yayınladığı başyazıda, Londra görüşmelerinin, Trakya ve İzmir konularında anlaşmazlık çıkması dışında bütünüyle sonuçsuz kalmadığına değinilerek, Fransa ve İtalya ile ayrı ayrı anlaşmaların imzalanmış olmasına dikkati çekiyordu. Bu arada İngiltere’nin, İstanbul ve Boğazlar sorunuyla Kürdistan ve Ermenistan konularındaki görüşlerin Anadolu’nun ulusal istekleriyle bağdaştığı ileri sürülüyordu. Ayrıca, Doğu’da barış ve huzurun getirilmesine sadece Türkler ve Yunanlılar arasında tartışma konusu olan İzmir ve Trakya sorununun güçlük oluşturduğu belirtiliyordu. Böylece, Türkler ile İtilaf Devletleri arasında anlaşmazlık konusu bulunmadığını da Vakit gazetesi şu biçimde açıklıyordu “… Şimdi ikinci merhalede Türkler ve Yunanlılar arasında ihtilafatın halli lazım gelecektir”. Oysa, Anadolu basını yukarıda açıkladığımız üzere Londra Konferansında ortaya çıkan anlaşmazlık konusunda sadece Yunanistan ile Türkiye arasındaki uyuşmazlığın söz konusu olamayacağını belirtirken, çözümü sorunla ilgili olan İtilaf Devletleri’nin de Ulusal And ilkelerini benimsemeleri koşulunda buluyordu. Aynı gazete yayınladığı başka bir başyazıda, İzmir ve Trakya konularının çözüme kavuşturulmasında ortaya çıkan bir güçlüğün, adı geçen bölgelerden Yunan kuvvetlerini konferans kararıyla çıkartabilmenin zorluğundan kaynaklandığını ileri sürüyordu. Bunun yanında Yunanistan’ın yayılma hırsının da barışın gerçekleşmesini güçleştiren nedenler arasında sayılabileceği ekleniyordu.


KURTULUŞ SAVAŞINDA TÜRK BASINI / Dr. İZZET ÖZTOPRAK / 291


Londra Antlaşmasının imzalanmasından beş gün sonra, 16 Mart 1921’de Moskova’da bir Türk-Sovyet antlaşması imzalanıyordu. Milli hareketin liderleri Bolşeviklerle ilk kez Ekim 1919’da temasa geçtiler. TBMM açılır açılmaz Mustafa Kemal politik, moral ve askeri amaçlarla Moskova ile diplomatik ilişkiler kurmaya çalıştı. Nitekim Lenin’e bir mektupla beraber Bekir Sami Bey’in başkanlığında bir heyeti Moskova’ya gönderdi. (Mayıs-Temmuz 1921) Ancak Sovyetlerin olumlu karşıladığı bu girişimler, Ermeni meselesi ile ilgili sınır anlaşmazlıkları nedeniyle, hemen sonuca ulaşmadı. Aralık 1921’de Bekir Sami Bey Ankara’ya dönerken Yusuf Kemal Bey ve Ali Fuat Paşa başkanlığındaki başka bir heyet Moskova’ya gitti. Ali Fuat Paşa Moskova’ya Türkiye elçisi sıfatıyla gidiyordu. 16 Mart 1921 tarihli antlaşmayı bu ikinci heyet imzaladı.


Ana çizgileriyle Moskova Antlaşmasına göre: Taraflar kendilerine zorla kabul ettirilmek istenecek antlaşmaları reddedeceklerdir. Sovyetler, Misak-ı Milli‘yi tanımakta, Çar hükümetleriyle Osmanlı İmparatorluğu arasındaki bütün antlaşmaların geçersizliğini kabul etmekte ve Çar hükümetinin Osmanlı İmparatorluğundaki alacakları ile Kapitülasyon imtiyazlarından vazgeçmektedirler. Taraflar ulusların kendi geleceklerini kendilerinin belirleyeceği ilkesinin her yerde uygulanmasını istemekte ve Doğu uluslarının milli mücadeleleri ile Rus işçi sınıfının mücadelesi arasında yakınlık bulunduğunu gözlemektedirler.


Türkiye, Batum’u Gürcistan’a vermekte, fakat Iğdır’ı geri almaktadır. Boğazlar ve Karadeniz’in hukuki statüsü burada kıyısı bulunan Devletler arasında sonradan belirlenecektir.


Görüldüğü gibi, Londra anlaşmasının reddi ve Ankara’nın Moskova ile anlaşması aynı günlere rastlamış, Fransız kamuoyu bu iki olay arasında ilişki kuruvermişti.


İstifasından az sonra Bekir Sami Bey, diplomatik bir gezinti için tekrar Avrupa’ya gönderildi Haziran (1921) sonlarında Paris’e geldiğinde kendisi ile görüşen Le Figaro muhabirine, Ankara hükümetine “aşırılık” ve “Bolşevik” isnadının “çok yanlış” olduğunu söyleyerek Yusuf Kemal Bey’in kendi yerini almasının nedenini açıkladı: “ Müttefiklerle imzaladığım anlaşmalar esasta kabul edilmekle beraber, Misak-ı Milli’ye aykırı görüldü ve hükümetimiz karşı tekliflerde bulunmayı kararlaştırdı. Tabii artık ben işe karışamazdım; yerime Yusuf Kemal Bey seçildi. Fakat o “ aşırı “ görüşlere değil, bilakis, derin bir anlaşma ruhuna sahiptir; Fransa ve İngiltere ile anlaşmayı arzulamaktadır.


TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI VE FRANSIZ KAMUOYU 1919-1922 / PROF. DR. YAHYA AKYÜZ / 206-207


16 Mart 1921 de Rusya Sosyalist Federasyonu ile Türkiye Büyük Millet Meclisi dostluklarını ve abadi kardeşliklerini ilan ederler. Bu anlaşmada öncelikli olan nedir? Misak-ı Milli’nin Moskova tarafından tanınması mı? Türk pamuğu karşılığında Moskova’nın para, silah, cephane ve eğitimci temini hususundaki vaadimi? Veya Türk Rus ilişkilerine önemli değişiklik getirebilecek her türlü müzakereye ilişkin karşılıklı bilgi değişimi taahhüdü mü?


Bir anlaşma hiçbir zaman mükemmel değildir ve Moskova Antlaşması da bu kaideye istisna teşkil etmez. Arada bir, mümkün olduğunca mevcut olguya işaret eden ifadelerle konuyu hatırlatan Kemal, esasen bu hususta son derece ağzı sıkı davranacaktır. Nutuk’taki kısa bir cümle, sessizliğin anahtarını vermektedir. “ Moskova antlaşması ile Batum tekrar terk edildi.” XV. Asırdan beri Osmanlı olan petrol bölgesi Batum, Kars, Artvin ve Ardahan ile birlikte 1876 da Ruslara terk edilmişti. Elli üç yıl sonra Ruslar üç kız kardeşi iade etmeyi kabul ediyorlar, ama Batum için kesin bir “ niet “ ( Rusça hayır ) diyorlardı. O zaman Ankara son bir manevraya girmişti; 23 Şubat’ta Ankara’nın müzakerecileri, Kafkaslardaki son burjuva hükümeti, Gürcü Menşeviklerle bir anlaşma imzalıyordu.


Lenin’in tepkisi tahrike varacak derecededir; Kızılordu derhal müdahale ederek Menşevikleri bir haftada temizler. Batum ve petrolü, artık asla Türklerin olmayacaktır. Moskova’dan dönüşte, Ankara’nın müzakerecileri üç Kafkas Cumhuriyeti ile ayrı ayrı, boş yere görüşmeyi deneyecekler, başarı elde edemeyeceklerdir. Moskova koruması altındaki bu ülkelere itina ile göz kulak olmaktadır ve Lenin, Moskova Antlaşması’ndan söz ederek, memnuniyetini gizlemeyecektir; “ Türkiye ile barış antlaşması, sadece onu ebediyen, Kafkaslarda bir savaş tehlikesinden uzak tutar.” Türkiye ile Kafkas Cumhuriyetleri arasında çizilmiş olan sınırlar, böylece mermer üzerine kazınmıştır. Lenin ihtilalciliğin verdiği hava ile Kafkas ülkeleri arasındaki devamlı anlaşmazlıkları çözmek için Moskova’nın üstlenmek zorunda kalacağı güçlükleri ihmal edecektir. 1921 Haziran’ından itibaren, çoğunluğu Ermenilerle meskun iki bölgenin, Akhalkalak (Ahilkelek) ve Yukarı Karabağ’ın geleceği, Ermenileri, Azerileri ve Gürcüleri karşı karşıya getirecektir.


Bu hususta talihsizlik iyidir. Moskova Antlaşması ile Türkler Batum’u kaybetmiştir, ama istesin veya istemesin, ilk adımı Kafkasları kontrol altına almak olan Pantürkizm virüsünü de birlikte kaybetmiştir. Kemal’in karar alması kolay olmamıştır, ayrıca Karabekir ve Ermeni topraklarını boşaltmakta o denli ağır davranmıştır ki, Moskova bunu “ kepazelik” olarak belirtmeye kadar varacaktır.


İşte bunun için Nadi’nin Yeni Gün’ü hem haklı, hem de haksız olarak “ Londra Konferansı, Doğu sorununu çözmek şöyle dursun, bu sorunu dilediğince karışık hale sokmuştur” diye yazacaktır. Evet Konferans ve Moskova Antlaşması Doğu sorununu “ karmakarışık “ etmiştir, ama sisin Kemal’e yararı dokunmaktadır. Her zamankinden daha fazla, Moskova’ya olduğu gibi Müttefiklere “ ben serbestim, siz benim hoşuma gitmek zorundasınız diyebilir.


KEMAL ATATÜRK BATININ YOLU / ALEXANDRE JEVAKHOFF (Türkçesi Zeki Çelikkol) / 164-165

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG