16 Nisan 1920 Cuma

Şeyhülislam Dürrizade Abdullah’ın imzasını taşıyan 10 Nisan tarihli fetvaya karşı Ankara’nın hazırladığı fetva, müftülere gönderildi. Başta Ankara Müftüsü Rıfat Efendi (Börekçi) olmak üzere 153 müftü ve din adamının imzasını taşıya­cak olan karşı-fetva, düşmana karşı elden gelen bütün gayretin gösterilmesini farz, ölenlerin şehit, kalanların gazi olduklarını, direnen halka karşı fitne çıka­ran ve silah kullananların en büyük günahı işlemiş olacaklarını emrediyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 484)


Anadolu’da il ve ilçe müftüleri bir araya gelerek, Şeyhülislam fetvalarını yadsıyan karşı fetvalar yayınladılar. Ankara Müftüsü Rıfat Efendi başta olmak üzere 153 Anadolu müftüsü çıkardıkları beş ayrı fetvada, Milli Mücadele’ye katılmanın din ve vatan görevi olduğunu, ‘bu uğurda ölenlerin şehit, kalanların gazi’ sayılacağını belirtti. Ve İstanbul fetvalarının geçerli olmadığını hükme bağladı. Milli Mücadeleden yana davranan din adamlarından Karaisalı (Adana) Müftüsü Hoca Mehmet Efendi ise fetvasında şöyle söylüyordu: ‘Padişah, İngilizlere kötülük ve fecayi aracı olmaktadır. Ona bağlılık, şeriat hükümlerine karşı çıkmaktadır. Bu nedenle, dini ve ülkeyi kurtarmak için savaş meydanına atılan önderlere ve komutanlara katılmak, onların sözünü dinlemek farz olunmuştur.’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 251)


Mustafa Kemal, Karakol İhtilal Cemiyeti ile bir Sovyet temsilci arasında imza­lanmış olan 11 Ocak tarihli yardım anlaşmasını tanımadıklarını bildirdi. Karabekir’e gönderdiği yazıda, onun haberi olmaksızın bu konuda bir şey yapma­yacaklarını belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 484)


Mustafa Kemal, bazı Bulgar gazetelerinin Türkiye ile ilgili kötü haberler ya­yımladığına dikkat çekerek Birinci Kolordu’dan, bunların Türkiye lehine yayın yapmaları için çaba gösterilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 484)


İsmet İnönü anlatıyor:


Asiler tazyik edilmesi ve imhası aylarca sürmüştür. Biz, isyan bölgesini sarmaya ve asilere hakim olmaya çalışırken, Bandırma taraflarından Anzavur Ahmet, İstanbul’dan Kuvayi İnzibatiye gelerek asileri takviye etmişler, isyanı genişleterek daha vahim bir hale sokmuşlardır.


Anzavur, İstanbul Hükümetinin başlıca vasıtası, jandarmadan yetişmiş bir insandı. İstanbul Hükumetinden aldığı vazifeyle nerede Yunanlılara karşı bir müdafaa kurulmuşsa ve bir Kuvayi Milliye teşkilatı meydana gelmişse bunlara taarruz etmek için harekete geçer, sonra bir şaki gibi muntazam kuvvetler tarafından takip edilmeye çalışılırdı.


Anzavur meselesi daha geçen senenin, 1919’un Eylülünde Bandırma’nın güneyinde başlamıştır. İlk isyan budur. O zaman, Balıkesir kuzeyinde ve Bursa’da bulunan kıtalarla ve Kuvayi Milliye ile ancak iki ayda bertaraf edilebilmiştir. Sonra ikinci defa, yine aynı bölgede 1920 Şubatının ortalarında meydana çıkmış ve bu sefer de iki aylık bir mücadeleden sonra kuvvetleri dağıtılarak İstanbul’a kaçmaya mecbur bırakılmıştı. Anzavur kuvvetleri ile Ethem Bey kumandasındaki milli kuvvetler, son olarak Susurluk’un kuzeyinde 16 Nisan 1920 günü sabahtan akşama kadar şiddetli bir muharebe yapmışlardı. Anzavur bundan sonra mayıs ayı başında Adapazarı havalisinde göründü, önce Adapazarı’nı ve Kandıra’yı işgal etti, sonra Gevye Boğazı’nı zorlamaya başladı. Üç dört gün süren muharebelerden sonra çarpışmada kuvvetleri dağılmış kendisi attan düşerek ayağı sakatlanmış olduğu halde sahneden çekildi.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 193)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG