16 Temmuz 1921

Kütahya bölgesinde bütün cephede düşmanla temasa gelindi. Şiddetli bir savaş başladı. Birinci ve İkinci Yunan Kolorduları saldırılarını yenilediler. Bir Yunan tümeni 3. Fırka'ya saldırdı. Yunanlılar Altıntaş-Seyitgazi arasında bulunan Nasuhçal tepesini kuşattılar. Batı Cephesi Komutanı, birliklere asıl mevzileri olan Eskişehir'in doğusuna çekilmeleri emrini verdi. Çekilme, artçı kuvvetlerle oyalama savaşları yapılarak gerçekleştiriliyor. Papulas, yayımladığı günlük raporda, gerileyen Türk birliklerinin merhametsizce takip edildiğini, Kütahya'yı saran çemberin başarıyla kapanacağının umulduğunu bildirdi. Dördüncü Fırka Kumandanı Yarbay Nazım Bey şehit oldu. * Nazım Bey'in rütbesi Meclis'te albaylığa yükseltildi. Naşı Hacıbayram avlusuna gömüldü. (Daha sonra Ankara Şehitliği'nde 1 numaralı mezara nakledilecektir.) Çevresinde çok sevilen ve beğenilen bir subay olan Nazım Bey'in Kurtuluş Savaşı başlangıcından beri, özellikle Bolu İsyanı'nın bastırılmasında ve İnönü Savaşları'nda büyük yararlığı görülmüştü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Albay Fahrettin Bey (Altay) Süvari Kolordu Komutanlığı'na atandı


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Yunan eski Başbakanı Venizelos, Paris'ten Atina'da General Deglis'e yazdığı mektupta, Yunan Hükümeti'nin Müttefiklerin arabuluculuk önerisini reddetmekle suç işlediğini bildirdi. "Müttefiklerimizin yardımı olmadan ben nasıl Türkiye'ye karşı savaş ilan edebilirdim? Şimdiki hükümetin, düşmanlığı sona erdirecek bir anlaşma yapmaktan başka çaresi yoktur" dedi. Böylece mümkün olanların kurtarılacağını belirtti.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Moskova Elçisi Ali Fuat Paşa, Hopa'dan Ankara'ya gönderdiği şifrede, Enver Paşa ve arkadaşlarının Moskova'ya gelmeden önce Berlin ve Roma'da topladıkları kongrede aldıkları kararlan bildirdi. Buna göre İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı, her biçimde emperyalizmle mücadele edecek, bunu kabul eden Müslüman ve Müslüman olmayan bütün milletler ve sınıflarla işbirliği yapılacak. İslam ülkelerindeki bütün teşkilatla Anadolu'nun mücadelesine yardım edilecek. Buna izin verilmeyen ülkelerde de çalışılacak. Enver Paşa da Moskova'dan Mustafa Kemal'e yazdığı mektupta, Türkiye'ye yardım sağlamak için yaptığı çalışmaları anlattı. İttihatçıların sınır dışı edilmelerinden duyduğu üzüntüyü belirtti. İktidarda gözlerinin olmadığını, kapitalist emperyalizme karşı İslam'ın kurtuluşu için çalıştıklarını, gerekli gördükleri anda Türkiye'ye gireceklerini bildirdi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Başbakan L. George, Avam Kamarası'nda yaptığı konuşmada, içten bir Yunan dostu olduğunu tekrarladı. İngiltere'nin Türk ayaklanmasını bastırmak için Anadolu'nun dağlık yerlerine kadar ordu gönderemeyeceğini belirtti. "Tek bir ışık vardır, o da her iki tarafı sonuna kadar vuruşturmaktır" dedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Meclis, 138 sayılı yasa ile Batı cephesinde askeri harekat alanında aşarın toplanması biçimini değiştirdi. Buna göre, köy veya mahalle ihtiyar meclislerince seçilecek iki kişi, tarla veya harmanlarda bulunan ürünlerin miktarını tahmin edecek, aşarın vergiyi karşılayacak kısmı ürün olarak, mükellefin kabulü halinde para olarak ödenecek. 31 Temmuz 1922'de bu usul 1922 yılı için de geçerli sayılacak, ancak Yunan işgali nedeniyle hükümet buralardan ne ürün ne de para alamayacaktır. * Meclis, bedelli askerlik yasa tasarısını görüşmeye devam ediyor


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü / Zeki Sarıhan)


Selim Erdoğan Sakarya kitabında anlatıyor:

16 Temmuz sabahı bir gün önce başlayan Nasuhçal Muharebesi bütün şiddetiyle devam etmektedir. Yunan 1.Kolordusu iki tümenini sabah erken saatte hücuma geçirir. Yunan 1.tümeni öğle olmadan Akoluk ve Damlalı’ya, 2.Tümeni ise Sandıközü’ne ulaşır. 4.Grup Komutanı Miralay Kemalettin Sami Bey’in elinde artık cepheye sürebileceği hiçbir ihtiyat gücü kalmamıştır. Batı Cephesi Komutanlığına yaptığı ihtiyat göndermesi yönündeki çağrıya verilen cevap ise durumun çaresizliğini göstermektedir; ‘Elinizdeki 5.Kafkas Tümeninden yararlanınız. Cephe emrine gönderebileceğimiz bir takviye kuvveti kalmamıştır.’


Bu esnada Nasuhçal kesiminde kendisinden katbekat güçlü düşman tümenleriyle bütün gece boğuşan 7. ve 3.Kafkas tümenleri ise en zor durumda olanlardır. Nasuçaltepe’yi düşmanın iki obüs bataryasıyla ağır ateş altına alması bu direneği durulamaz hale getirir. Zaten düzgün tahkim edilmemiş ve fundalık bir birki örtüsüyle kaplı tepe, yoğun topçu ateşi sonucunda alev alev yanmaktadır.


Nasuhçal’ın da düşmesiyle Yumruçal’a kadar yaklaşık 4 km’lik bir gedik Yunan ilerleyişine açılmış olur. Yunan 1. ve 2.tümenleri açılan boşluktan Kemallettin Sami ve Halit Beylerin grupları arasına girmeye başlar. En tehlikeli senaryo gerçekleşmekte, yarılan cepheden Türk Ordusu’nun çekilme yolunu kapatmaya çalışmaktadır.


Akşama doğru Batı Cephesi Komutanlığı gruplara gönderdiği emirle Sabuncupınar hattına çekilme yönünde hazırlık yapmalarını, ağırlıklarını önden yola çıkarmaya başlamalarını söyler. İsmet Paşa son ana kadar taburlardan ihtiyat kıtaları oluşturup gediği kapatma yolları arar. Ancak düşmanın yardığı kesim taburla, alayla kapatılabilecek bir saha değildir. Batı Cephesi Komutanlığının artık kaybedecek vakti kalmamıştır. Aslında İsmet Paşa güç dengesi açısından adil olmayan bir kavgayı, son derece hassas şartlara bağlı olarak vermiştir. Yokluklar, dış etkenler yanında, bazı kıta komutanlarının önem vermeyip ihmal ettiği küçük ayrıntılar muharebelerin bu sonuca ulaşmasında etkili olmuştur. 200 km’yi bulan cephe hattının 13 yarım tümenle tutulması, bu kıtaların ihtiyatlarının olmaması gibi pek çok olumsuzluğa rağmen günlerdir inatla direnin Batı Cephesi Komutanı Genelkurmay Başkanı’nın da onayıyla kaçınılmaz hale geleni yaparak çekilmeye ve bir adım geride dövüşmeye karar verir.


Ama kesinlikle hayatının en zor gecelerinden birisidir.


Ve işte o anda, zor zamanların savaşçısı ortaya çıkar, İsmet Paşa’nın yüzüne renk gelir:


‘Şimdi hareket etmek üzere olan bir trenden faydalanarak zat-ı devletleriyle gelip görüşmek istiyorum. Sıkıntı verir miyim? Cevabınızı makine başında bekliyorum. Salih Bey’i de beraber alacağım.’


(Kaynak: Sakarya / Selim Erdoğan / Syf 92)


Yunanlar Yarbay Mehmet Nazım’ı çok iyi tanıyorlardı. Onun ölüm haberi kısa sürede Yunanlara ulaşmıştı. Yunanların çarpışmalarda ateşlerini üst rütbeli subaylar üstünde topladıkları onları öldürerek komutansız kalan erlerin bozulacaklarını umdukları biliniyordu. Bu nedenle Türk subayları savaşmalarda rütbelerini gösteren yıldızları yakalarından çıkarıyorlardı. Yunanlar Yumruçal sırtları yakınında ölü olarak ellerine geçen Türk subaylarının rütbelerini bilememişlerdi. Önceki çarpışmalarda tutsak düşen 3.Kafkas tümeni subaylarından Yedek Teğmen Rize’li Cemal’i Yumruçal’a götürdüler. Orada yan yana dizdikleri Türk şehitlerini göstererek, hangisinin Mehmet Nazım olduğunu sordular. Teğmen Cemal, Nazım Bey’in yiğitliği konusunda çok şey duyduğunu faka kendisini tanımadığını söyledi. Ünlü bir tümen komutanı bir teğmeni nasıl tanımazdı? Cemal’i tartaklamaya başladılar. Tartaklama giderek dozunu artırdı. Hırpalanmaya daha fazla dayanamayan Teğmen Cemal subay üniformalı şehidi göstermek zorunda kaldı:


İşte Yarbay Mehmet Nazım


Teğmen Cemal o esnada genç bir Yunan subayının birkaç erle şehidin yanına geldiğini gördü. Onu dikkatlice sedyeye koyup yeni kazılmış mezarlığın yanına götürdüler. Davranışlarındaki saygılı havaya bir anlam veremedi Teğmen Cemal. Mezarın başında birçok subayın toplanmasına da bir anlam veremiyordu. Genç bir subayın düzgün adımlarla yürüttüğü bir manga askerin mezara yaklaştığını gördü. Mangadaki erler tüfekleri omuzlarına ters asmışlardı. Bu tür silah taşımanın cenaze törenlerine has olduğunu anımsayınca şaşkınlığı iyice arttı.


Biraz sonra adı sanı belirsiz bir Türk subayı toprağa verildi. Yunanlar bir komutan olarak beğenilerini kazanan Yarbay Mehmet Nazım için uygar ordular gibi gösterişsiz fakat anlamlı bir gömme töreni yapmışlardı.


(Kaynak: Sakarya / Alptekin Müderrisoğlu / Syf 172)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG