17 Şubat 1920 Salı

Mebuslar Meclisi’nde Şeref Bey’in önerisi üzerine, Misak-ı Millî’nin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanması kararlaştırıldı. Felah-ı Vatı Grubu tarafından hazırlanan Misak-ı Millî metni, 28 Ocak’ta yapılan gizli bir toplantıda kararlaştırılmıştı. Bugünkü toplantıda metin okundu “umumen ve müttefikan” sesleriyle karşılandı. Cami Bey, “Bu ahd-ı millî, Meclis-i Mebusan’ın meydana getirdiği en mühim vesikadır” dedi. 6 maddelik Millî And, bugünkü topraklar üzerinde tam bağımsız bir Türkiye öngörüyor ve Türk Kurtuluş Savaşı’nın asgari programım oluşturuyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 379)


(Tarih tam bilinmiyor)


Bir sabah meclise geldiğim zaman mabeyini hümayundan serkarin Yaver Paşadan bir haber geldi. Padişah benimle görüşmek istiyormuş. Yarın saat onbirde mabeyine gelmemi rica ediyordu. Ben derhal kanalımız vasıtasiyle bir şifre ile, gidip gidilmemesını Paşa’dan sordum. Akşama doğru: ' Gıdınız ve netıceyı mülakatı bildiriniz." cevabını aldım.

Saray kapısına gelince, kim olduğumu sordular. Yanıma bir hademe katarak doğruca başyaver odasına geldik, orada biraz oturduk. Yaver Paşaya telefonla haber verdiler, yine önüme bir hademe düşerek Yaver Paşanın odasına çıktık. Seneler geçmiş olduğundan Yaver Paşa ile maziden bahsederek tanışmıştık. Nihayet bana şerbet ve kahve ikram edildi. Arz olundu, Yaver Paşa:"Buyurun, efendimiz sizi bekliyor" dedi. Acaba, sebebi davet ne olduğunu sordum. Yaver Paşa : "Bilmiyorum, Heyeti Temsiliye'densiniz diye görüşmek arzu buyurdular." cevabını verdi. Ve huzura kabulun ne suretle, ne merasim ile olacağını öğrenmek istedim. Etek öpemeyeceğimi söyledim, yerden birkaç temenna kafi olduğunu söyledi. Sarayın denize nazır, mükellef bir odasında Padişah pencere önünde ayakta duruyordu. Yaver Paşa önde içeri girdi: "Mazhar Müfit Bey kulunuz" dedi. Kendi kendilerine beni Padişah'ın kulu yapıyorlardı. Vahidettin pencere önünde, sağ tarafı denize doğru olarak bir küçük masanın kenarına oturdu ve bu masanın karşısında bir iskemleye oturmamı işaret etti. İlk söze başlayarak müraice: "Heyeti Temsiliye benim tacı saltanatımın pırlantalarıdır. Allah sizden razı olsun, vatan ve milleti ve saltanatı ve hilafeti kurtardınız. Mustafa Kemal Paşa hazretleri inşallah afiyettedirler, İstanbul'u teşrif etmeyecekler mi ? Kendisiyle mülakata hasretim." dedi. Şaşırdım. Heyeti Temsiliye tacının pırlantası mı imiş ? Paşa ile mülakata hasretmiş! Onun için mi asi diye idamımıza fetvalar çıkartmış ve Kuvayı Milliyenin imhası için elinden gelen bütün mel'aneti icra etmişti ! Şöyle böyle bir cevap ile mukabelede bulundum. Fakat bu derece mürai ve yalancı bir padişahın karşısında bulunmak doğrusu nefret bir kat daha arttırmıştı. Nihayet: "Beyefendi, düşmandan memleketimizi kurtarmak için ne gibi çare düşünüyorsunuz ?" dedi. O zaman Bursa henüz Yunanlılar tarafından işgal edilmemişti. Ben de : "Efendimizin Anadolu'ya ve hatta Bursa'ya kadar teşrifleriyle mesele hallolunur." dedim. Buna cevaben : "Ne suretle ?" dedi. "Çünkü halk padişahlarını başlarında görürse bir kıyamı umumi olur ki, düşman buna mukavemet edemez." dedim. Fakat bu sözüm Vahidettin'in hiddetini mucip oldu, sert bir tavırla ayağa kalktı : "Beyefendi, ecdadı izamımın payitahtından bana firar mı teklif ediyorsunuz ?" demesi üzerine : "Hayır, milletin ve vatanın bu sıkışık ve zor zamanında ecdadı izamınız gibi milletin başına geçmenizi teklif ediyorum." dedim. Ben de bunu galiba biraz sert söylemiş olacağım ki Vahidettin cevap vermeyerek başını sağa doğru çevirdi ve denize bakmaya başladı, ben de kapı hizasında duran Yaver Paşaya baktım; bir işaretle mülakatın hitam bulduğunu, odadan çıkmak lazım geldiğini anlattı. Bir temenna ederek kapı dışarı çıktım. Yaver Paşanın odasına geldik. Paşa : "Canım, böyle şeyler padişaha teklif olunur mu, hem de Rumeli il.yanı gibi sert bir tavır olur mu ?" dedi ise de, ben: "Sordu, fikrimi söyledim; hem bakalım gitmek istemiş olsa bile, Anadolu kabul edecek mi ?" dedim. Gitmek istedim, Yaver Paşa: "Dur bakalım kardeşim, arz edeyim." dedi. Gitti, on dakika kadar bekledim. Nihayet elinde küçük bir mahfaza ile geldi: "Efendimiz hediye buyurdular, Mustafa Kemal Paşa'ya selamı şahanelerinin iblağını ferman buyurdular" dedi. Kutuyu açtım; küçük bir taşlı yüzük, kıymetsiz bir şey .. Her ne olursa olsun Yaver Paşa'ya: "Heyeti Temsiliye hediye kabul etmez; hem benden memnun kalmadı ; hediye sevişen iki dost arasında olur. Kabulde mazurum." dedim. Yaver Paşa: "Pek acayip olur." diye almaklığımda ısrar etti. Ben hemen veda ederek ve kutuyu masa üzerinde bırakarak geldiğim gibi saraydan aynı merasimle çıktım. Doğru Meclise geldim. Rauf Bey hasta yatıyordu. Meclise gelmemişti. Paşa'ya vakayı aynen yazdım ve mektubu Meclis postahanesine teslim ettim.


(Kaynak: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber Cilt 2 / Mazhar Müfit Kansu / Syf 538)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG