17 Mart 1920 Çarşamba

İstanbul işgalinin ikinci günü. İtilaf Devletleri’nin İstanbul’a tamamen hakim olmasıyla durumu, güçlenen Damat Ferit Paşa, Padişah’a çıkarak bilgi verdi. Mebuslar Meclisinin üç üyesi daha İngilizler tarafından alı­narak götürüldü. Mebusların ve İngilizlerin tehdidi altındaki kişilerin çoğu saklanmaya ve Anadolu’ya geçmeye başladılar. Meclis Başkanı Celalettin Arif, Albay İsmet ve Saffet (Arıkan) Beyler Üsküdar Özbekiye Tekkesinde. Yunus Nadi ve İbrahim Süreyya Beyler de Anadolu’ya geçmek için yol araştırmaya başladılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Mustafa Kemal, kolordulara ve illere gönderdiği genelgede, İstanbul’la haber­leşmenin kesildiğini bildirdi. Düşmanların duyurularını Anadolu’ya yayanla­rın, Anadolu’daki haberleşmeyi İstanbul’a verenlerin casus sayılıp cezalandırı­lacağını bildirdi; telgraf merkezlerinin denetim altına alınmasını, şüpheli mek­tupların açılmasını, kıyılardan iç kısımlara ve iç kısımlardan kıyılara gelen kişi­lerin incelenmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Mustafa Kemal, illere ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin şubelerine çektiği telgrafta, gereken tedbirlerin alınması için yöneticilerin ve as­kerlerin Temsil Kurulu ile bağlarını korumasını istedi. Kanunlara her zaman­kinden daha çok uyulmasını emreden Mustafa Kemal, içinde bulunulan duru­mun birliği gerektirdiğini hatırlattı. “Millî kavgamızda başarının en önemli şar­tı, bütün milletin birleşmesidir” dedi. Türkiye’nin yönetim Merkezi Ankara, yönetim makamı da Temsil Kurulu ol­maya başladı. Balıkesir’de 61. Tümen Kumandanı Kâzım Bey, yayımladığı bildiride, İstanbul’da meşru ve bağımsız bir hükümetin varlığı belli oluncaya kadar, bölgesinde mercisiz kalan memurların kendisinden emir alacağını bil­dirdi. Dün, Cafer Tayyar Bey’in aldığı tedbirler üzerine Trakya’nın da İstan­bul’la ilişiği kalmadı. İstanbul’un işgali üzerine Erzurum’da büyük bir miting yapıldı. Cevat Dursunoğlu ve Emekli Binbaşı Kâzım Bey birer konuşma yaptı­lar. Kastamonu Valisi Cemal Bey, hükümet olarak Temsil Kurulu’nu tanıdığı­nı bildirdi. Yayımladığı bildiride her türlü ayrılığı bırakarak kucaklaşmalarını, Hristiyanlara dostluk göstermelerini, vakar ve ciddiyetin korunmasını halktan istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Mustafa Kemal, İslam dünyasına yayımladığı bildiride, Türkiye kurtuluş hare­ketinin ezilen milletler mücadelesinin bir parçası olduğunu anlatarak onlardan destek istedi. “İstanbul’un işgali, Mısır’ın, Suriye ve Irak’m, Azerbaycan’ın, Kuzey Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hint’in, Çin’in, kısa­cası bütün Afrika’nın ve bütün Doğu’nun büyük bir birlik, coşku ve derin bir kurtuluş isteği ile titreyen ortak kamuoyuna indirilmiş bir darbedir. Bu-hare­ket, maneviyatı bozamayacak, kuvvetlendirecektir...” Karabekir, bildiriyi binlerce bastırarak Kars, Ardahan ve Batum’a, Kafkasya’ya, İran’a gönderiyor, 15. Kolordu bölge­sine de dağıttırıyor. Harbiye Bakanı Fevzi Paşa, kolordulara gönderdiği genelgede, İstanbul’un iş­gal edildiğini ve bakanlığının kontrol altına alındığını bildirerek bakanlığı ile haberleşmenin açık telgrafla yapılmasını istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Mustafa Kemal, Türkiye Büyük Millet Meclisi konusunda ilk genelgesini ya­yımladı. Genelgedeki görüşleri uygun bulup bulmadıklarını sordu. Buna göre, idare tarzını saptamak için bu gibi zamanlarda her milletin başvurabileceği gi­bi bir kurucu meclis (meclis-i müessesan) toplamak zorunlu. Bu meclise 25 ya­şından küçük olmayanlar, medenî cesareti, fikrî yeteneği; dine ve millete bağlı­lığı olanlar seçilecek. Her ilden seçilecek beşer kişi 15 gün içinde Ankara’ya gönderilecek. Acele toplanma zorunluluğundan ötürü genel oya başvurulmayacak, gizli seçim ve açık sayımın uygulanacağı seçimlerde ilin idare ve beledi­ye meclisleriyle Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Merkez Kurulu üyeleri oy kulla­nabilecek, her parti, zümre, demek aday gösterebilecek, bağımsız aday da olu­nabilecek. Hristiyanlara oy kullandırılmayacak, seçimler 5 gün içinde tamam­lanacak. Karabekir buna verdiği cevapta, mevcut seçim kanununun dışına çı­kılmamasını istedi. Üçüncü Kolordu Komutanı Selahattin Bey’le Sivas Valisi Reşit Paşa da verdikleri cevaplarda, alışılmış yönetim biçiminin dışına çıkılma­masını isteyerek kurucu meclisi halkın anlamayacağını ileri sürdüler. Bu konu­daki yazışmalardan sonra seçim yönergesinde bazı değişiklikler yapılacak, ku­rucu meclis adından da vazgeçilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Peyamı Sabah’ta Ali Kemal: Ne olduysa bize oldu. Anadolu’da Kuvayı Milliye’nin astığı astık kestiği kestikti. Gazeteleri ne herze­ler yumurtlamadı. Tabiî bu mecnunca hareketler barış şartlarının ağırlaştırıl­masına sebep oldu. İttihat Terakki uzvunu koparıp atmak gerekir.


The Times: İstanbul işgal edildi. Direnme yok. Şehirde durum sakin.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 434)


Nutuk’tan/


Efendiler, aynı günde çeşitli vasıtalarla şu protestoyu gönderdim:


16.3.1920

Protesto

İstanbul’da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasî Temsilcilerine, Amerikan Siyasî Temsilcisine, Bütün Tarafsız Devletler Dışişleri Bakanlıklarına, Fransa, İngiltere, İtalyan Millet Meclislerine verilmek üzere Antalya’da İtalyan Temsilciliğine Millî bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Meb’usan da dahil olmak üzere, İstanbul’da bütün resmî daireler, İtilâf Devletleri’nin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir.


Osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.


Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz.


Tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve Wilson prensiplerine dayanan bir Ateşkes Anlaşması’nın, milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmi Avrupa ve Amerika’nın değil, bilim, kültür ve medeniyet Avrupa ve Amerika’sının* vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. Dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Tanrı’dan sonra en büyük yardımcımızdır.


Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i

Hukuk Heyeti Temsiliyesi

adına

Mustafa Kemal


Aynı günün gecesi şu talimatı bir genelgeyle yayınladım:


Şifre 16.3.1920

Bütün Vali ve Komutanlara


İstanbul’un ve resmî dairelerin, özellikle Meclis-i Meb’usan’ın, İtilâf Devletleri tarafından ve zorla işgal edilmiş olduğunu, ayrıca, bu hareketin, ateşkes anlaşması ile milleti silâhsız bıraktıktan sonra yapıldığını dile getirerek, İtilâf Devletleri temsilcilerine, bütün tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla, İtilâf Devletleri’nin Millet Meclisi Başkanlıklarına protesto telgrafları çekilmek üzere mitingler yapılması gerekli görülmektedir.


Protesto telgraflarında özellikle, yapılan saldırının Osmanlı hakimiyetinden çok, yirmi asırlık bir medeniyet ve insanlığın eseri olan hürriyet, milliyet ve yurtseverlik prensiplerine bir darbe olacağı, Osmanlı milletinin varlık ve bağımsızlığını savunma konusundaki kararlılık ve imanına bu olayın hiçbir etki yapamayacağı, yalnız, medeni milletlerin bu saldırıyı kabul etmekle, büyük bir tarihi sorumluluk altına girmiş olacakları belirtilmelidir.


Tarafsız devletlerin dışişleri bakanlıklarıyla Millet Meclisi Başkanlıklarına çekilecek telgraflar, İstanbul’da ait oldukları makamlara verilmekle birlikte, Antalya’da İtalyan temsilcisi vasıtasıyla da verilmelidir. Protesto telgraflarının birer suretinin de buraya gönderilmesini rica ederiz.


Hey’et-i Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Şifre 16.3.1920

Albay Refet Bey’e


Son olaylar dolayısıyla, her tarafta yapılan gösteri toplantıları sonunda çekilecek protesto telgraflarının birer suretlerinin de İtilâf Devletleri’nin toplantı halinde bulunan Millet Meclisleri Başkanlıklarına ve tarafsız devletlerin’de Dışişleri Bakanlıklarına gönderilmesini yararlı buluyoruz. Bu konuda Antalya’daki İtalyan temsilcisinin de yardımını sağlamanızı rica ederiz.


Hey’et-i Temsiliye adına

Mustafa Kemal


Nutuk’tan/


Efendiler, aynı günde millete de şu bildiriyi yayınladım:


Bildiri


Bütün komutanlara, vali ve mutasarrıflara, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine, Belediye Başkanlıklarına ve Basın Derneğine


İtilâf Devletleri’nin şimdiye kadar memleketimizi paylaşmaya yol bulmak için başvurdukları çeşitli tedbirler bilinmektedir. Önce, Ferit Paşa ile anlaşarak ve milleti savunmasız bırakarak yabancı idaresine esir etmek ve memleketin birçok önemli yerlerini galip devletlerin sömürgeleri arasına katmak düşünülmüştü.


Kuva-yı Milliye’nin, bütün bir milletin desteği ile bağımsızlığı savunma konusunda gösterdiği azim ve kararlılık, bu tasavvuru altüst etti. İkincisi, Kuva-yı Milliye’yi aldatmak ve onun müsaadesi ile Doğu’da bir üstünlük sağlama siyaseti gütmek için Hey’et-i Temsiliye’ye başvuruldu.


Heyet, milletin bağımsızlığı ve vatanın bütünlüğü garanti edilmedikçe ve özellikle işgal bölgelerinin boşaltılmasına teşebbüs edilmedikçe, herhangi bir görüşmeye yanaşmadı. Üçüncüsü, Kuva-yı Milliye ile işbirliği yapan hükûmetlerin çalışmalarına karışmak suretiyle millî birliği sarsmak, haince muhalefetleri teşvik etmek ve cür’etlerini artırmak yolu benimsendi. Ne var ki, milli birliğin yarattığı kuvvet ve dayanışma karşısında bu saldırılar da eridi.


Dördüncüsü, vatanın kaderi ile ilgili kaygı verici kararlar alındığından söz edilerek, kamuoyuna baskı yapılmaya başlandı. Namusunu ve yurdunu savunma uğrunda her fedakârlığı göze almış olan Osmanlı milletinin azim ve iradesi önünde, bu gözdağının da bir yararı olmadı. Nihayet bugün, İstanbul’u zorla işgal etmek suretiyle, Osmanlı Devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verildi.


Yani, bugün Türk milleti, medenî kabiliyetinin, yaşama ve bağımsız kalma hakkının ve bütün bir geleceğinin savunulmasına çağrıldı. İnsanlık dünyasının takdirlerini kazanmak ve İslâm dünyasının kurtuluş emellerini gerçekleştirmek, Hilâfet makamının yabancı etkilerden kurtarılmasına ve millî bağımsızlığın şanlı geçmişimize yaraşır bir imanla savunulup kazanılmasına bağlıdır. Vatanımızı ve istiklâlimizi kurtarmak için giriştiğimiz kutsal mücadelede Tanrı’nın yardım ve koruyuculuğu bizimledir.


Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk

Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesi adına

Mustafa Kemal


Efendiler, aynı zamanda bütün İslâm dünyasına da seslenilerek, yapılan saldırı, bir bildiride etraflı şekilde anlatılarak çeşitli vasıtalarla ilân edildi.


Efendiler, olay üzerinde fazla bilgi almayı beklemeksizin, telgrafçı, Manastırlı Hamdi Efendi’nin verdiği bilgilerden ve işgal kuvvetlerinin bu bilgileri doğrulayan bildirisinden, durumun içyüzünü anlayarak gerekli bulduğum ve derhal alınmasında zaruret gördüğüm tedbirleri, açıklandığı gibi hemen işgal günü aldım ve uyguladım.


İstanbul’un işgal şekli ve tutuklamalar hakkında çeşitli kaynaklardan biribirini tutmaz abartılmış bilgiler gelmeye başladı. Biz de çeşitli yollarla araştırma ve soruşturmalarımıza devam ettik. Yasama görevinin yerine getirilmesine imkân göremeyerek dağılan milletvekillerinin ve bazı şahısların İstanbul’dan kaçarak Ankara’ya gelmekte oldukları anlaşıldı. Yolculuklarını kolaylaştırmak için, geçecekleri yerlerdeki ilgililere gereken emirleri verdim.


İşgal sonrası tutukluların büyük bir kısmı Malta’ya sürüldü. Kaçabilenler Ankara’ya döndüler. Onların gözünde artık iki ay önce beğenmedikleri Ankara özgürlüğün merkezi, sözlerini dinlemedikleri Mustafa Kemal ise benzersiz bir önderdi. Söyledikleri tümüyle doğru çıkmış, her şeyi önceden görmüştü. Şimdi onun çevresinde kenetlenmek için Anadolu’a geliyorlardı.


Gönüllü bağlılıkları ve içten saygılarıyla Ankara’da başında Mustafa Kemal’in bulunduğu olağanüstü bir önderlik, yenilmesi olanaksız bir siyasi güç yarattılar. Mustafa Kemal uzun süredir hazırlığını yapıp başlatma noktasına geldiği İstiklal Savaşı’na kendisine tutkuyla bağlı, inanmı ve her şeyini bu savaşa adayan insanlarla girişecekti. Bu kadro, yalnızca İstiklal Savaşı’nda değil sonraki devrimler döneminde de onun en önemli dayanağı olacaktı.


Vahdettin milli direnişi kırmak için, işbirlikçiler ve işgalcilerin desteğiyle boyunu aşan bir siyasi oyuna girişmiş, ancak bu siyaset geri tepmişti. Yok edilmek istenen ulusal hareket ve bu hareketin önderi şimdi daha güçlüydü. Bilinçli ve sabırlı bir çabayla sağlanan gelişme doğal olarak Milli Mücadele’nin de gelişmesi demekti.


Sözünü dinlememelerine karşın, direniş unsurları içinde gördüğü milletvekillerini sahipsiz bırakmamıştı. Meclis’in kapatılmasına ve milletvekillerinin tutuklanıp sürülmesine, bu davranışla karşılaşanlar ya da onları destekleyenlerden çok, o tepki göstermişti. İşgalin başladığını duyduğu an yurtiçinde valilere, komutanlara, Müdafaai Hukuk Derneklerine yurtdışında dışişleri bakanlıklarına, parlamentolara ve bunların İstanbul’daki temsilcilerine kınama bildirileri gönderdi. Bildirilerde, işgalin 20.yüzyıl uygarlık ve insanlığın kutsal saydığı bütün kurallara, hürriyet, milliyet, vatan duygusu gibi çağdaş dünyanın temel saydığı bütün ilkelere ve insanlığın genel vicdanına yönelik bir hareket olduğunu söylüyordu.


Aynı gün ulusa yönelik bir bildiri yayınladı. Bildiride ‘İstanbul zorla işgal edilmekle, Osmanlı Devleti’nin 700 yıllık yaşam ve egemenliğine son verildi. Yani bugün Türk milleti, hayat ve istiklal hakkını ve bütün geleceğini savunmaya davet edildi.’ Diyerek halkı direnmeye çağırdı. Ardından Gevye Boğazı’nın ve Gevye telgraf santralinin işgal edilmesini, Ankara-Pozantı tren hattına el konulmasını ve bu hat boyundaki İtilaf birliklerinin silahtan arındırılarak askerlerin tutuklanmasını, Konya hattına el konulmasını emretti.


Bir gün sonra 17 Mart’ta İslam dünyasına seslenen bir bildiri yayınlayarak haber merkezlerine ulaştırdı. İşgalin yılgınlık yaratmayacağını, tersine mücadelenin daha da bilenmiş olarak sürdürüleceğini açıkladığı bu bildiride ‘İstanbul’daki tahkir ve tecavüz darbesi yapanların sandığı gibi maneviyatımızı bozmak yerine, belki bütün şiddetiyle mucizeler yaratacak bir kabiliyeti geliştirecektir, bundan kuşkumuz yoktur.’ Dedi. Aynı gün İstanbul’un Anadolu’yla olan telgraf bağlantısını kesti, görüşme yapmayı ve yaptırmayı yasakladı. Kararını, gereğinin yapılması için kolordu komutanlıklarına bildirdi. Posta ve telgraf başmüdürlerine gönderdiği genelgede, ‘özellikle İstanbul’dan düşman bildirilerini alıp Anadolu içine yayanlar ve Anadolu haberleşmesini İstanbul’a verenler, casus kabul edilerek derhal ve şiddetle cezalandırılacaktır.’ Diyerek yetkilileri uyardı.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam 1 / Metin Aydoğan / Syf 194)


Tarih kitaplarında İstanbul işgali 16 Mart 1920 tarihi olarak gösterilir. Bu tarih İngiliz, Fransız ve İtalyan işgal güçlerinin Osmanlı hükümetine bir NOTA vererek hukuken İstanbul’u hukuken işgal edeceklerini bildirdikleri ve meclisi basarak milletvekillerini tutukladıkları tarihtir. Oysa eylemli işgal 13 Kasım 1918 tarihidir. Çünkü 55 parça gemi İstanbul Boğazı’na girip demir atmış, karaya asker çıkarmış ve işgal kuvvetleri günlük yaşama kuvvet kullanarak karışmaya başlamıştır.


(Samsun’dan önce bilinmeyen 6 ay / Alev Coşkun / syf 89)


GUN GUN KUTULUS yazi.JPG