17 Mayıs 1920 Pazartesi

İtilaf Devletleri'nin İngiltere'nin Hythe kasabasında yaptıkları toplantıda, Yunan ordularının Batı Anadolu'yu işgal hareketine başlaması, ancak bunun şimdilik Bursa Bölgesi ile sınırlı kalması kararlaştırıldı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


Mustafa Kemal, Meclis'in gizli oturumunda iç ayaklanmalar ve Kafkaslardaki durum hakkında bilgi verdi. İstanbul Hükümeti ile anlaşma imkanı olmadığını bildirdi. Bazı mebuslar, Ermeni ve Gürcüler anlaşmadan önce Bolşeviklerle anlaşmanın iyi olacağını söylediler.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


Anzavur, 300 atlısı ile Geyve istasyonuna doğru bir kere daha saldırdı. Boğazda ise ancak 30 er var. Savunma, tehlikeli saatler yaşadı. Dayı Mesut ve Demirci Mehmet Efe kuvvetlerinin yetişmesi sonucu Anzavur püskürtüldü.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


Halide Edip Anzavur’u anlatıyor:


Her yerde kardeşler arasında kan dökülüyordu. Her yerde, henüz sabit bir şekil almamış fikirler arasında mücadele devam ediyordu. Bu devrin yükselen bazı şahsiyetlerinin portrelerini vermek kolay değildir. Ankara’daki bizler, o günlerde Mustafa Kemal Paşa’yı bu hareketin en canlı bir kılavuzu telakki ediyorduk. Çalışır, konuşur, etrafa dağılan kuvvetleri bir araya toplamak için durmadan gayret sarf ederdi.


Bana öyle geliyor ki adeta görünmeyen bir el Türk milletine yeni bir veçhe vermeye çalışıyor gibiydi. Fakat o günkü gayemiz istilacılardan kurtulmaktı. Ankara’ya yerleştiğimiz ilk günlerde Anzavur hareketi başladı. Bu okumak yazmak bilmeyen basit bir Çerkes’ti. Milli harekete karşı koysun diye Padişah tarafından kendisine paşalık unvanı verilmişti. Bandırma ve Bursa’da ona karşı gelen hareketlerin başında Ethem ve İzmit’te de Ali Fuad Paşa vardı. Ali Fuad Paşa ve Çerkes Ethem Bursa ile İzmit sahalarını hilafet kuvvetlerinden temizledikleri anda, Bolu ve Düzce’de Çerkes şefleri ve Gerede’de de Türkler hilafet adına hareket geçtiler. Birkaç hafta içinde, adeta yangın gibi, bu hareket Yabanabad’a kadar geldi. Yani Ankara’ya 28 km. uzakta olan bir merkeze kadar. Hareket şayet yalnız Çerkesler arasında olsaydı, o kadar tehlikeli olmazdı. Türkler de buna karıştığı için mesele büyük bir önem aldı.


Bolu hareketinin başında, halkı aydınlatmak ve tarafımıza çekmek için Gerede mebusları bulunan Binbaşı Hüsrev Bey ile Osman Bey oraya gönderildiler. Bu hareket, bilhassa İstanbul’daki dini fetvanın tesirinden ve bazı söylentilere göre de, İngilizlerin parasından doğmuştu.


Birbirini takip eden bozgunlar karşısında bulunuyorduk. Ne yazık ki ihtilal alelade harpten çok başka hususiyetler taşıyordu. Sadece cesur ve sadık olmak bir ihtilali başarmaya yetmiyor. Mukaddes bir gaye için de olsa, ihtilal ilerledikçe içindeki küçük unsurlar tepeye çıkıyor, canlarını gaye uğrunda feda edenleri bertaraf ediyorlar.


(Kaynak: Türk’ün Ateşle İmtihanı / Halide Edip Adıvar / Syf 156)


Fransızlarla İkinci Kavaklıhan Savaşı. Tarsus-Pozantı yolunda, Pozantı'daki kuvvetlerine yardım için bir süvari alayı, bir piyade taburundan meydana gelen tank ve uçakla takviyeli Fransız kuvvetleri saldırıya geçti. 4 Gün sürecek çarpışmalar sonunda Fransızlar bir hayli silah bırakarak Adana'ya çekilecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


6 Mayıs'tan beri Paris'te bulunan İstanbul Hükümet delegeleri kurulu başkanı Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa'ya gönderdiği yazıda, barış anlaşması olarak teklif edilen şartların devleti çökerttiğini ve Müttefiklerin ortak hakimiyeti altına koyduğunu, değiştirilmediği takdirde imzalanmasının mümkün olmadığını bildirdi. Anlaşma 10 Ağustos'ta imzalanacaktır.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


İngiliz Yüksek Komiseri Robeck'ten Dışişleri Bakanı Curzon'a: Barış şartlan İstanbul'da sükunetle karşılandı. Basının tonu biraz heyecanlı. Mitingler yapılacak. Bunların yumuşak geçmesi için tedbirler alındı. Merkezi hükümetin (Damat Ferit), Milliyetçiler üzerinde hiçbir gücü bulunmuyor. Sert barış şartları, muhalif kişileri de milliyetçilerin kucağına itebilir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 45)


İsmet İnönü isyanlarla ilgili anlatıyor:


Biz elimizdeki kuvvetlerle her tarafa yetişmekte güçlük çekiyoruz. Asilerin elindeki silah, tehlikeli ve korkunç bir silahtır. Halife adına, padişah adına, din uğruna hareket ediyoruz diye halkı kolaylıkla kendi taraflarına çekebiliyorlar. Bu tertipler karşısında isyanların bastırılmasına gönderilen nizamiye kuvvetleri aciz kalıyorlardı. Ben Genelkurmay Başkanı olarak, bir müfrezeye bizzat talimat verip Ankara’dan gönderdiğimi hatırlarım. Bu müfreze, bir binbaşı kumandasında idi, makineli tüfeği ve subayı vardı. İsyan etmiş olan bir yere gönderecektim. Binbaşıyı çağırdım, kendim talimat verdim. Haritadan gideceği yolu gösterdim. Binbaşıya; ‘Filan yere gideceksin, beni iyi dinle. Söylediğim yere vardığını zaman müfrezen görünür görünmez seni karşılayacaklar. Halk karşıdan görünecek, tekbir getirerek askerimiz geldi diyecek. Kim gelirse gelsin, sana ne söylerse söylesinler inanmayacaksın. Davet edecekler, gitmeyeceksin. Seni askerini hepinizi alacaklar evlere dağıtacaklar. Bu teklifi kabul etmeyeceksin. Sen orada isyan tertip etmek için hazırlananlar olduğunu söyleyeceksin, onları isteyeceksin. Eğer bunu yapabilirsen ele geçirdiğin kimseleri oradan çıkarırsın, kimlermiş nereden gelmişler tahkik edersin ve ona göre mahkemeye sevk edersin. Neticeyi böyle alacaksın.’


Benim sözlerim bitince binbaşı ‘Merak etmeyin, ben bunları yaparım.’ Dedi fakat halinden emniyet duymadım ve dedim ki;


‘Şimdi ben söyleyeyim, senin halinden hata edeceğini anlıyorum. Karşına tekbirlerle gelen birtakım masum insanlar çıkacak, onları hiçbir fenalık yapmaya istidadı olmayan mazlum Müslümanlar olarak göreceksin. Bunların iyiliğine inanacaksın. Ondan sonra sizi basacaklar, hepinizin silahını alacaklar ve askerini dağıttıktan sonra oradan kovacaklar. Senin halinden bunu anlıyorum. Böyle hareket edeceksin ve memlekete yapılacak büyük bir hizmeti yapmamaktan başka, tam tersine felaketlere sebep olacaksın. Ama o zaman ben, seni mesul edeceğim.’


Kimi bulursak gönderiyoruz başka çaremiz yok. Bu binbaşıyı uyarmak için bizzat talimat verdim ve akıbeti anlatmaya çalıştım ancak birkaç gün sonra binbaşı süklüm püklüm geldi. Tam dediğim gibi olmuş. İnsan iç isyanların iğfal edici tedbirlerini önlemek için nasıl tedbir bulacağında hakikaten şaşkına döner. İç isyanların görünüşü çok aldatıcı olur. AYNI MİLLET FERTLERİNİN BİRBİRİNİ ALDATIP PUSUYA DÜŞÜRMESİ, SON DERECE KOLAY BİR ŞEYDİR. BÜTÜN İÇ İSYANLARIN EN ZAYIF YERİ BUDUR.


(Kaynak: Hatıralar / İsmet İnönü / Syf 195)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG