17 Nisan 1920 Cumartesi

Fransız kuvvetleri Antep şehrini kuşattı. Cerablus ve Kilis’ten gelen Fransız takviye kuvvetlerinin bu ilk kuşatması 12 gün sürecektir. Kılıç Ali Kuvvetleri, Fransızları durduramadı. Kuvayı Milliye, pek çok kayıp verdi. Dağılan bir ta­bur bir daha toplanamadı. Savaşçıların çoğu, kuşatmadan önce, şiddetli dolu ve gök gürültüleri arasında şehri terk etti. Savaşçılardan ancak 100 kadarı Antep’te kaldı. Halk paniğe kapıldı. Norman, Antep Mutasarrıflığından erzak ve şehrin teslimini istedi. Merkez Kurulu subaylar ve semt reisleri bir toplantı ya­parak erzak verilmesini, ancak şehrin teslimi konusunda oyalayıcı bir cevap verilmesini kararlaştırdılar. Cepheleri terk edenlerin ikna edilmelerine ve görevleri başına dönmelerinin sağlanmasına çalışılıyor. Antep’teki Ermeni evlerinin ço­ğunda Fransız bayrakları dalgalanıyor. Şehirde barikatlar kurulmuş bulunu­yor. Mustafa Kemal, Antep Mutasarrıflığına verdiği emirde, Fransızların imha siyasetine karşı bütün gücün sarf edilerek halka yardım edilmesini istedi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 487)


(Antep Savunması için 24 Ocak, 26 Mart, 29 Mart ve 3 Nisan 1920 tarihli gönderileri inceleyebilirsiniz.)


Kılıç Ali anlatıyor:


Kilis’te yoğunlaştırılan Fransız kuvvetlerinden bir kısmı 14 Nisan 1920’de demiryoluyla Nizip’e geldi. Bu kuvvetin durdurulması için hemen Antep’e bağlı Sinanlı köyüne hareket ettim. Sinanlı’da düşmanla çatışmaya başladım. Halkın morali bozuktu. Düşman ağır toplarla ve büyük bir güce sahipti. Kuvvetlerim ağır bombardımana dayanamayarak çekilmek zorunda kalmış ama Fransızlar da şehre aynı günde girmeyi başaramamışlardı. Ancak Kilis’ten ve Nizip’ten gelen düşman kolları şehri bombardıman ediyor binaları yıkıyordu. Fransız kumandanı silahların teslimi için ültimatom vererek para istedi. Düşman kuvvetleri karşısında hiç sayılabilecek kuvvetlerimizle milli emellerimizi gerçekleştirmemiz mümkün değildi. Maraş’ta elde ettiğim zafere bir yenilgi eklemekten çekiniyordum. Durumu aynı ifadelerle Heyeti Temsiliye’ye bildirdim ve yardım edilmesi için kolordu kumandanlarına emirlerini rica ettim. 13.Kolordu kumandanına Cevdet Beye de şu ağır telgrafı çektim:


‘Kuvayı Milliye mensupları top mermilerine göğüs gererek mücadelesine devam etmesine rağmen, düşman Nizip Kilis yollarından aynı günde Antep’e yeni kuvvetler sokmuş şehri topa tutmuştur. Bir Türk kolordusunun kumandanı olmak haysiyetiyle Türk şehirlerinin böyle düşman topları altında inlemesinden elbet birazcık üzüntü duyarsınız zannederim. Birçok kez istenen yardımdan eğer birazını olsun göndermiş olsaydınız, bugün Antep, Anadolu’nun bu mamur şehri ateşler içinde kalmaz, Türk’ün alnı kirlenmezdi. Siz savaşa girmeye bile cesaret edemediniz. Kolordunun taburlarını, silah ve araçlarını zannederim kullanacak bir yer bulamayacaksınız. Zira bugün Antep’i işgal eden düşlman, yakında Anadolu’nun içlerine sarkacaktır. Yüz binlerce insan sizin ihmalinizle inlemektedir. Milletin tarihi bunu pek acı kelimelerle kaydedecektir. Ben milli ve dini görevimi fiilen yaptığım gibi, peşpeşe başvurularımla da vicdan huzuru içinde bulunmaktayım, efendim.’


(Kaynak: Kılıç Ali’nin Anıları / Düzenleyen: Nazım Turgut / Syf 106)


Salih Paşa Hükümeti’nin Harbiye Bakanı Fevzi Paşa, Beykoz’dan Ankara’ya hareket etti. Mustafa Kemal’in refakat subaylı­ğını yapacak olan İsmail Hakkı (Tekçe), İstanbul’dan Ankara’ya geldi.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 487)


Fransız İşgal Kuvvetleri Komutanı Dufıeux, 10 tarihli İstanbul fetvasının okun­ması töreninde bulunmaları için Adana Müslüman eşrafını Ulucami’ye davet etti. Vali Celal Bey ve diğer davetliler gitmediler. Fetvanın okunmasından son­ra Dufieux söz alarak şöyle dedi: “Türkler iyi bilsinler ki, hangi kötü duruma düşersek düşelim, şehri yarım saat içinde yerle bir edecek durumdayız.” Tel­grafın Adana’ya Fransızcası gelmiş, Türkçe’ye çevrilerek binlerce bastırılmış ve dağıtılmıştı. Celal Bey, Karaisalı müftüsüne bir karşı fetva yayımlatarak Şeyhülislam fetvasını Adana’da etkisiz hale getirecektir.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 487)


İngiliz Savaş Bakanı’nın, dışişlerine bildirdiği görüş: Türk milliyetçilerine karşı kullanılacak kuvvetler, Türk askerî malzemesiyle donatılmalı. Kontrolü daha kolay olan nizamî birlikleri tercih ederiz.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 487)


Hakimiyeti Milliye’nin 22. sayısında durum tahlili: Bütün dünya karışık, büyük ve eşsiz bir inkılap önünde sürüklenip gidiyor. İslam dünyası, ayaklan­ma ve galeyan halinde. Buna Avrupa’nın çalkantılarını ekleyiniz. İngiltere’nin İstanbul’u işgali, sonuçsuz kalmaya mahkûm bir şaşkınlıktan ibarettir. —Millet duruma hakimdir.

İkdam: İs­tanbul’da gazetecilik yapmak zorlaşıyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 2 / Zeki Sarıhan / Syf 487)


Hıfzı Veldet Velidedeoğlu İlk Meclis Binası’nı anlatıyor:


Ankara'da Ulus Meydanı'nda, ilkin "Türkiye Büyük Millet Meclisi Müzesi" olarak düzenlenen, yıllar soma ise adı "İnkılap Müzesi"ne çevrilen İlk Meclis binası, İttihatçılar döneminde "İttihat ve Terakki Kulübü" olmak üzere yapılmış; fakat içinin kimi bölümleri yarım kalmış; biten kısımları, İlk Dünya Savaşı'nda ki yenilgiyi izleyen yılda Ankara'ya gelen birkaç yabancı subay ve er tarafından kullanılmış; Atatürk'ün Ankara'ya gelişinden az soma, yani 1919 yılının son günlerinde, bu yabancı askerler Ankara'dan kaçınca boş kalmıştı. Bu taş bina, Birinci Dünya Savaşı sırasında büyük bir yangın felaketi geçirmiş olan, harap ve kerpiç evlerle dolu o zamanki Ankara'nın -tıpkı Ankaralıların "Taş Mektep" dedikleri bizim lise binası gibi- hemen dikkati çeken güzel yapılarından biriydi. Ankara'da bir Milli Meclis'in toplanmasına karar verilince, bu yapının eksikleri hemen tamamlanmış ve eşyası da evvelce anlattığım gibi resmi daire ve okullardan, derme çatma olarak toplanmıştı.


BÖLÜMLERİ: İlk Meclis binasının bölümlerini, memurlar bölümünden anlatmaya başlayayım Binanın kalem tarafına girilen dış kapısının merdivenlerinde, en önde Recep Bey olmak üzere, bütün Meclis memurları toplu olarak bir re sim çektirmiştik. Bütün memurlar -Başkâtip Recep Bey müstesna olmak üzere- önceleri bir tek odada otururduk. Recep Bey'in odası bizim odanın karşısındaki küçük odaydı. Bu odaların bulunduğu koridordan Meclis'in toplantı salonuna girilirdi. Bu salon, tablası kuzeye ve ayağı güneye bakan (T) biçiminde olup tabla kısmının iki yanında tahta merdivenlerle çıkılan ve ahşap direklere oturan dar ve uzun balkonlar biçiminde birer loca vardı. Bunlar, dinleyici localarıydı. Meclis toplantılarını, gazeteciler de buradan izlerdi. Toplantı salonunun geniş kısmının orta gerisinde, duvara yaslanmış birkaç basamakla çıkılan başkanlık kürsüsü ve hemen önünde biraz daha alçakta hitabet (konuşma) kürsüsü, onun önündeki yerde ise tutanak kâtiplerinin oturduğu sıra ve sandalyeler vardı. Milletvekili sıralan, yer darlığı yüzünden, kürsünün hemen dibine yakın bir yerden başlayarak geriye ve yanlara doğru dizilmiş, aralarında ancak bir insanın geçebileceği dar geçitler bırakılmıştı. Söz alan milletvekilleri konuşma kürsüsüne, bu geçitlerden adeta sıyrılırcasına geçerek ulaşırlardı. Toplantı salonunun, Ulus Meydanı tarafındaki koridorun iki yanındaki odalar, bizim kalemin bulunduğu bölümün benzeri idi; çünkü bina simetrik yapılmıştı. O tarafın büyük giriş kapısından Reis Paşa, Başkanlık Divanı üyeleri ve milletvekilleri işlerdi. Bu kapıdan girilince soldaki ilk oda Reis Paşa'nın odasıydı. Onun yanındaki oda encümen (komisyonlar) odası olarak kullanılırdı. Reis Paşa, önemli toplantıları da bu odada yapardı. Karşılarındaki küçük odalarda ise yaverler ve özel kalem bulunurdu. Bu küçük odalardan biri de mescit olarak kullanılırdı. Binanın önünde, istasyona inen caddede yapılan geçit resimleri, bu yöndeki iki balkondan seyredilirdi.


(Kaynak: İlk Meclis / Hıfzı Veldet Velidedeoğlu / Syf 65)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG