18 Ağustos 1920 Çarşamba


Fransızlarla milli kuvvetler arasında Ceyhan'ın kuzeyinde Birinci Mercin Savaşı. 20 ölü, 100 kadar yaralı veren Fransızlar, çarpışmalarda bir başarı sağlayamadılar.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 179)


TBMM, toplanma biçimi ve yetkileriyle ilgili yasa tasarısını görüşüyor. Tevfik Rüştü ve Mustafa Necati Beyler telkin ve tedhiş adıyla bir yasa önerisinde bulunarak, Meclis'ten seçilecek bir kurulun asker ve sivil memurları yargılama ve idam yetkisine sahip olmasını istediler. Meclis 22'de reddedecek. Daha sonra 11 Eylül' de İstiklal Mahkemeleri Kanunu kabul edilecektir. Meclis, Samsun'daki Divan-ı Harb-i Ôrfi'yi kaldırdı. Bu mahkeme, göç ettirme suçlarına bakmak için kurulmuş, 11'de Hükümet kararnamesiyle de kaldırılmıştı. Genel kurul, Başkan Mustafa Kemal'in yazısında özel bir görevle Doğu'ya gönderileceği belirtilen Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey'i, görev süresince izinli saydı.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 179)


18.08.1920’de Dr. Tevfik Rüştü ve Mustafa Necati Beyler ‘Telkin ve Tedhiş Kanunu’ adıyla bir kanun teklifinde bulundular. Üye sayısı 7yi geçmeyen ve TBMM üyeleri arasından seçilecek bir kurulun, asker sivil memurları yargılama ve idam yetkisine sahip olmasını istediler. Şartlar olağanüstü mahkemeler kurulmasını gerektiriyor, fakat sistemli bir kuruluş bulunamıyordu.


Yine aynı gün Reşit Bey ve arkadaşlarının verdiği, asker kaçaklarının cezalandırılmasına ait kanun teklifi, sert tedbirlerin uygulanması konusunda verilen tekliflerin en önemlisiydi. Kaçaklar konusunda sert tedbirler alınmasını öngören bu tasarı reddedilmiş olmakla beraber, İstiklal Mahkemeleri’nin kuruluşuna başlangıç olmuştu. Tasarının 3,4,5 ve 6 maddelerindeki esasların ileride İstiklal Mahkemeleri’nce uygulanacağı görülecektir.


Hacı Şükrü Bey ve arkadaşları da, cepheye yakın bölgelerde çabuk tedbirler alınmasını, bunun için de TBMM tarafından izinli ve özel yetkiye sahip kimselerin acele olarak kuruculukla görevlendirilmelerini istiyorlardı.


Meclis olağanüstü tehlike karşısında, aylardan beri çare arıyordu. Yapılan bütün tekliflerde çabuk ve sert tedbirler gerekli görülüyordu. Karşı grupların etkisi yüzünden bu tedbirlere başvurulamıyordu. Sertliğin halkı ayaklandıracağı korkusu, şiddet usullerine baş vurulmasına engel oluyordu.


Kurulacak mahkemelerden amaç ceza vermek, korku yaratmak değil, kaçak olaylarını önlemek, güvenliği sağlamak olmalıydı. Bu sebeple her kaçak olayını ölümle cezalandırmak yerine sebeplerini araştırmak, kaçağa az bir ceza vererek ona vatan için çarpışmak için yeni bir şans tanımak ve benliğini terbiye etmesine yardımcı olup, bu yolla kazanılan her askeri cepheye gönderip, Milli Mücadele’yi güçlendirme olanağı yaratılmalıydı.


(Kaynak: İstiklal Mahkemeleri / Ergün Aybars / Syf 59)


Bolu isyanına önayak olanlardan ikisi subay 36 kişilik bir mahpus grubu Kastamonu'ya getirildi. Bunların içinde bir Rum papazı, bir Yunan ve bir Ermeni casusu da var.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 179)


Gandi, Kalküta'da yaptığı konuşmada, Türkiye'yi savundu. Gandi, Hindistan'ı şehir şehir gezerek, İngiliz sömürge yönetimiyle ilişkilerin kesilmesini istiyor. Hindistan Müslümanlarından bir kısmı, böyle bir yönetim altında yaşayamayacaklarını söyleyerek Afganistan'a geçiyor. Bu ay içinde Afganistan'a geçenlerin sayısı 18.000. Birçok insan da yollarda ölüyor.


(Kaynak: Kurtuluş Savaşı Günlüğü 3 / Zeki Sarıhan / Syf 179)


Nutuk’tan/


Saygıdeğer Efendiler, takibini düşündüğüm sıraya göre, yüksek hey’etinizi biraz Doğu Cephemizle meşgul edeceğim. Ancak, üzerinde duracağım durumdan evvelki bir safha vardır ki, önce onu açıklamak gerekiyor.


Birinci Büyük Millet Meclisi’nde İkinci Başkan olan Erzurum Milletvekili Celâlettin Arif Bey 15 Ağustos 1920 tarihli bir dilekçeyle Meclis’ten iki ay süreyle izin aldı. İleri sürdüğü mazeret, zihin yorgunluğundan ileri gelen sürekli baş ağrısı idi. Aynı zamanda, çoktan beri görmediği seçim bölgesinde de incelemeler yapmak istiyordu.


Celâlettin Arif Bey, Erzurum milletvekillerinden Hüseyin Avni Bey’in, kendisiyle birlikte gönderilmesini benden özel olarak rica etti. Hüseyin Avni Bey’in, Meclis’ten izin isteyebilmesi için belirli bir mazereti yoktu. Ben, kendisini özel bir görevle gönderecektim. Bu hususu, 18 Ağustos 1920’de Meclis’ten rica ettim. Kabul edildi.


Meclisin 18 Ağustos 1920 günlü oturumunda Yozgat ve Kırşehir halkının gönderdiği iki telgraf okundu. Ulusal varlığa ve onu korumak için girişilen kurtuluş mücadelesine duyarlılığı gösteren bu telgraflar, tüm il ve ilçelerde ortak istenç haline gelen yurtsever bir anlayışı dile getiriyordu. Bu telgraflar, milletvekillerine güç ve özgüven veriyor, onları daha çok çalışmaları için adeta baskı altına alıyor ve yüreklendiriyordu. Yozgatlıların telgrafı şöyleydi: ‘Bugün din adamları, eşraf, memur, esnaf, tüccar, kadın, erkek; Boğazlıyan, Maden, Yozgat Kuvayı Milliyesi’nden oluşan bütün Yozgat halkı, belediye önünde toplanarak şu kararları almıştır: Vatanın kurtarılması ve milli istiklal kaygısı ile başlattığımız mukaddes kavganın bütün aşamalarını, büyük bir sinirlilik ve heyecanla izlemektedir. Üç yüz milyon Müslümanın dayanağı olan egemenliğimizi ve hilafetimizi kurtarmak ve düşman saldırısını kırarak, ölüm dirim kavgasını başarıyla yaşatabilmek için dünyayı hayran bırakacak fedakarlıklar yapmaya hazırız. Atalarımınız namus ve istiklal bayrağını yüzyıllardan beri yere düşürmeden gayretli omuzunda taşıma yeteneğini gösteren bugünkü fedakar ordumuzdan, hücumlarını korkmaksızın şiddetlendirmesini istiyoruz. Orduyu güçlendirmek için, onun saflarına koşmaya hazırlanıyoruz ve o günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Pek yakında ordumuzla beraber olma şerefi ile övünç duyacağız. Yüce Kurulunuza yaptığımız başvurumuzun, cephedeki bütün fedakar vatan evlatlarına duyurulmasını, Büyük Millet Meclisi ile Batı Ordusu Kumandanlığı’ndan rica ederiz.


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 258)


Birinci meclis milletvekilleri, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde ödünsüz bir devrimci kararlılık sergilerken, davranışlarına temel oluşturan özgüveni, esas olarak Türk halkının desteğinden almıştır. Halk, Meclis’i ve cepheyi sürekli izlemekte, ikircilik ya da kararsızlık hissettiği her gelişmede, doğrudan devreye girmekte ve milletvekillerini uyarmaktadır. Kırşehir halkının 18 Ağustos 1920’de Meclis başkanlığı’na gönderdiği telgraf, Türk halkının Kurtuluş Savaşı’na bu savaşı yürüten en üst organ olarak meclise verdiği önemi gösteren, çarpıcı bir örnektedir. Bu belgede dile getirilen anlayış, o günlerde tüm illetde yaygın olan ortak istençtir. Milletvekilleri, gereksinim duydukları güç ve özgüveni, kişisel niteliklerinden olduğu kadar, esas olarak halkın neredeyse baskı haline getirdiği ilgi ve desteğinden alıyordu. Kırşehir MHC adına ve eşraf imzalarıyla gönderilen telgraf şöyleydi: ‘Milli varlığımızı korumak uğrunda gereken kesin önlemleri düşünüp uygulamak üzere, sizleri milletvekili yaptık. Ancak Mecliste yaptığınız görüşmelerde, beklediğimiz yararlı bir sonuca doğru ilerleyemediğimiz anlaşılmaktadır. Sizi milletvekili olarak seçenler, acaba hangi isteğinizi geri çevirdi? Beyefendiler, rica ederiz, dindaşlarımızın namus ve hayarları, Yunan palikaryaslarının ayakları altında daha fazla çiğnenmesin. Bu nedenle, son tehlikeyle karşı karşıya kalmadan düşünün, taşının. Yol göstermek sizden, o yola göre hareket etmek bizden, yardım da Allah’tandır.’


(Kaynak: Ülküye Adanmış Bir Yaşam / Metin Aydoğan / Syf 312)


Afganistan Temmuz 1880’de İngiltere’nin himayesine girmişti. Fakat İngiltere bu hakimiyetini elinde uzun müddet tutamamış, 1.Dünya Savaşı’nı müteakiben Emir Habibullah Han’ın öldürülmesiyle yerine geçen koyu İngiliz düşmanı Emir Amanullah Han, İngilizlere karşı verdiği mücadelesinde muvaffak olarak, 1919’da Ravalpindi Anlaşması ile İngiliz nüfuzunu kırıp Afganistan’ın tam bağımsızlığını İngilizlere tanıtmıştı.


Milli Mücadele Döneminde, Afganlar ile ilişkilerde ilk adım Ankara Hükumeti tarafından atılmıştı. 18 Ağustos 1920 günü Abdurrahman Bey, TBMM Hükumeti’nin Afganistan temsilciliğine atanmıştır. Abdurrahman Bey, Mustafa Kemal Paşa’dan Afganistan Emiri Amanullah Han’a iletilmek üzere 18 Ağustos 1920 tarihli bir de özel mektup götürmüştür. Bu mektupta şunlar yazmaktadır:


‘İngiltere devleti bizim amansız ortak düşmanımızdır. Kutsal savaş meydanına atılan Türk milletinin, başında doğrudan doğruya milli devleti bulunduğu halde, bütün İslam milletlerinin aynı amaca yönelik olan istiklali uğrundaki çalışmalarını ve özellikle büyük Afgan milletinin hazırlamakta olduğu hareketini büyük bir önemle ve sıcacık duygularla izliyor. Amaçta başarı birlik ve dayanışmayla sağlanabileceği için zafer uğrunda işbirliği emellerimizle dileklerimizi ve gönülden gelen temiz duygularımızı pekiştirmek üzere, bu sevgi mektubumuzla birlikte, subaylarımızdan Abdurrahman Bey’i Zat-ı Devletleri katında güvenilir temsilciniz olarak gönderiyorum…’ Bu mektup ve temsilciyle Mustafa Kemal Paşa ile Afganistan Hükumdarı arasında ilk ilişki kurulmuştu.


(Milli Mücadele’de Mustafa Kemal Paşa’nın Yabancılarla Temas ve Görüşmeleri / Cemal Güven / Syf 194)

GUN GUN KUTULUS yazi.JPG